Kapitalizmin çoklu krizleri en büyük etkisini iklim ve ekoloji krizinde gösteriyor. Geçtiğimiz yaz Avrupa kıtasını vuran aşırı sıcak dalgaları sonucu 35 bin kişi hayatını kaybetti. Aşırı sıcaklar ve kuraklığın sonucu olarak Eylül ayı sonu itibarıyla Avrupa’da 680.000 hektarlık orman alanı da yanmıştı.
Nepal’de iklim değişimi dağ buzullarının yumuşamasına ve yumuşayan buzulların sel olup köylerin ve kasabaların üzerine çamur yığını olarak devrilmesine neden oldu. Burada da 2 binden fazla kişi saatler içinde hayatını kaybetti. 5 bin kadar kişi de bir aydır kayıp. Onların da çamur yığını altında kalarak öldükleri tahmin ediliyor.
Üstelik daha en kötüsü yaşanmadı. Pasifik okyanusunda bu yaz oluşmaya başlayan El Nino hava olayının, tarihin gördüğü en kuvvetli El Nino olması bekleniyor. Kasım ayından itibaren etkisini gösterecek Süper El Nino nedeniyle kuvvetli kasırgalar, aşırı yağışlar ve dünyanın kuzeyinde yazın büyük bir kuraklık bekleniyor.
Bu ay Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin yayınladığı Okyanus Durumu raporu, küresel ısınma sonucu deniz seviyelerinin 1999’dan bu yana yılda yaklaşık 3,8 mm yükseldiğini, 2012 ile 2025 yılları arasında ise bu yükselmesinin yılda 4,2 mm’ye çıktığı belirtildi. Raporda, küresel okyanusların son 40 yılda %17 daha asidik hale geldiği de belirtiliyordu.
Milimetreler önemsiz gibi geliyor olabilir oysa Pasifik’te deniz seviyesinden sadece 2 ila 5 metre arasında bir yükseklikte olan Tuvalu gibi küçük ada devletleri var ve bu devletler tarihten tamamen silinme riskiyle karşı karşıya.
Ayrıca dünya nüfusunun %10’u denize doğrudan yürüyüş mesafesinde (5 km veya daha az) hayatını sürdürmekte. Ticaretin büyük kısmı da limanlardan yapılıyor. Deniz seviyelerinin birkaç metre yükselmesi demek tüm bu limanlar ve kentlerin yok olması ve yüz milyonlarca kişinin göç etmek zorunda kalması anlamına geliyor.
En son BM’nin yayınladığı yeni bir rapor da en iyimser senaryoda bile küresel ısınmanın 1,8 °C’yi aşmakta olduğunu ortaya koydu. Yani 2015 yılında imzalanan Paris İklim Anlaşması’na rağmen gezegeni 1,5 derecelik ısınmanın altında tutmak artık mümkün değil demiş oldu BM.
Sorumlu kapitalist sistem
İklim krizinin sorumlusu “birikim için birikim üretim içim üretim” sistemi olan kapitalizm. Kâr elde etmek zorunda olan şirketler ve sürekli olarak büyümek zorunda olan bir sistem kapitalist sistem.
Fosil yakıt üretimi ve kullanımı da bu sistemin tam merkezinde yer alıyor. Bu nedenle ‘fosil kapitalizm’ diyenler haksız sayılmazlar. Fosil yakıt şirketleri devletlerden en fazla destek alan şirket grubu durumunda. Ayrıca savaş sanayi kompleksi de denilen sektörler arası blokta fosil endüstrisi ile savaş endüstrisi arasında ve de bu iki dev endüstriyi besleyen finans sektörü arasında kurulan blok, savaşları da iklim krizini de durdurmayı imkânsız kılıyor.
Haziran ayında yayınlanan bir rapor dünyanın en büyük 65 bankasının sadece 2025 yılı içinde fosil yakıt projelerine ve şirketlerine toplam 905 milyar dolarlık finans desteği sağladığını ortaya koyarak bu bloğun ne kadar dev bir parasal güce sahip olduğunu göstermişti.
Öte yandan Nepal’deki son felaketin ardından Nepal, COP kararları arasında olan “kayıp zarar fonu”ndan destek almak istese de Dünya Bankası, Nepal’e kredi vererek yani borçlandırarak destek olmayı tercih etti.
Yoksul ülkelerin adil geçiş için kullanılması gereken ‘iklim finansmanı’ için de verilen sözler tutulmuş değil.
Özetle militarizme ve fosil yakıt teşviklerine ayrılan bütçeler iklim kriziyle mücadeleye ayrılmıyor.
Başka bir dünya mümkün
İklim krizinin sorumlusu kapitalizm. Fakat kapitalizmden kurtulmak da aslında son derece gerçekçi ve zorunlu.
Bundan birkaç ay önce dünyanın dört bir yanından 200’den fazla araştırmacı tarafından derlenen verilere dayanarak hazırlanan Küresel Adalet Raporu son derece çarpıcı sonuçlara ulaşmıştı.
Kapitalizmin çoklu krizine yönelik ana akım yaklaşımların eksikliklerini gidermeye çalışan raporda “gezegenin sınırları içinde eşitlik ve refah planı” sunuluyordu.
Yazarlar aslında son derece radikal bir program öneriyordu. Öneriler arasında ortalama çalışma süresini yıllık 2.100 saatten 1.000 saate düşürmek yani haftada yaklaşık iki buçuk günlük çalışmaya geçilmesi vardı. Eğitim harcamalarını kişi başına 8.400 avroya, sağlık harcamalarını ise 14.400 avroya çıkararak ekonominin düşük tüketimli faaliyetlere yeniden odaklanması, süper zenginlerin yüksek oranda vergilendirilerek bu bütçenin hızlı bir şekilde karbonsuzlaşma için kullanılması da öneriler arasındaydı.
Rapor, bunlar gerçekleştirilecek olursa 2100 yılına kadar dünya nüfusunun %89’unun gelirinin ikiye katlanacağını ve küresel ısınmanın da sanayi öncesi ortalamanın 2°C altında tutulabileceğini iddia ediyordu.
Aslında antikapitalist olmayan bu senaryoya göre dünya ekonomisinin ve kaynaklarının rasyonel olarak düzenlenmesi ve planlanması halinde hem iklim krizinin durdurulmasının hem de büyük bir refah yaratılmasının mümkün olduğu gösterilmiş oldu.
Ancak bilim insanlarının hazırladığı bu senaryodaki sorun güç ilişkilerinin hesaba katılmamış olmasıydı. Yani kapitalistler ellerindeki muazzam parasal gücü ve kendi çıkarlarına çalışan devlet aygıtlarını bu çıkarları savunmak için sürekli olarak işçi sınıfına ve köylülere karşı kullanmıyor olsalar bu senaryo gerçekçi bir çözüm sunabilirdi. Ama öyle değil. Fakat böyle bir rasyonel senaryo kapitalizmin aşıldığı küresel bir sosyalist düzende pekala mümkün.
Hiçbir vaadi olmayan COP31
Bu yıl Antalya’da gerçekleştirilecek olan BM İklim Zirvesi COP31’in gündemi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum tarafından ilan edildi. En önemli gündem maddesi 35×35 elektrifikasyon hedefi. Bu hedef, 2035 yılına kadar yenilenebilir enerjiden elektrik üretimini %35’e çıkarma anlamına geliyor (şu an yüzde20). Diğer bir önemli gündem maddesi ise ‘Sıfır Atık’ ki bu Türkiye’nin büyük çelişkileriyle birlikte öne çıkardığı bir gündem.
Dünyanın en büyük plastik atık ithalatçısı konumundaki Türkiye bu atıkları geri dönüştürdüğünü iddia ediyor ama aslında büyük bir kısmını yakıyor. Guardian gazetesinin yeni ortaya çıkardığı özel haberine göre de Silivri ve Şile atık tesisleri (diğer 8 atık tesisiyle birlikte) dünyanın en fazla metan salımı olan çöp sahaları durumunda.
Ekim ayının ilk haftasında Pasifik ada devletleri Fiji ve Tuvalu’da yapılan COP Hazırlık zirvesinde COP31 eş başkanı ülkelerin (Türkiye ve Avustralya) bakanlarının söyledikleri, zirvenin daha baştan anlamsız olacağını göstermiş durumda.
Ada devletleri acil bir şekilde fosil yakıtlardan çıkış kararı alınması ve bunun takvime bağlanması gerektiğini söylerken Avustralya İklim Değişimi Bakanı Chris Bowen, fosil yakıt kullanımını durdurmanın yolunun, fosil yakıt arzını kesmek değil, fosil yakıtlı santrallere ihtiyaç kalmayacak şekilde yeterli miktarda yenilenebilir enerji kapasitesi oluşturmak olduğunu belirtti.
Murat Kurum ise dünyanın “zaten bir geçiş sürecinde” olduğunu belirterek, iklim müzakerelerinde yani COP31’de fosil yakıtlardan uzaklaşmaya yönelik ifadeler üzerine odaklanmanın verimli olmayacağını ve bu konuda daha fazla ilerleme kaydedilebileceğini düşünmediğini söyledi.
Yani COP31’de de fosil yakıtlardan çıkış için bir yol haritası kararı alınmayacağını böylece şimdiden COP Eş Başkanları’nın ağzından öğrenmiş olduk.
Enerji Demokrasisi Zirvesi ve Halkların İklim Zirvesi
COP31’den beklenecek fazla bir şey olmasa da Antalya’da iki de alternatif zirve gerçekleştirilecek. Bu zirvelerden ilki 12-14 Kasım tarihleri arasında Enerji Demokrasisi İçin Sendikalar (TUED) tarafından örgütleniyor. Bu zirveye 40’tan fazla ülkeden 150 kadar sendika temsilcisi katılacak. Zirvede, iklim aciliyeti için enerji dönüşümünün kamu yatırımlarıyla yapılması ve bu süreçlere ilgili tüm kesimlerin katılımının sağlanması gerektiği tartışılacak. Sendikaların bu yönde nasıl baskı uygulaması gerektiği konuşulacak.
Diğeri ise 15-18 Kasım tarihleri arasındaki Halkların İklim Zirvesi (HİZ). Burada da dünyanın dört bir yanından gelen sendikalar, aktivistler ve yerli halklar iklim adaleti için mücadele deneyimlerini paylaşarak devletlere karşı kendi taleplerini dile getirecekler.
14 Kasım tarihindeki Halkların İklim Yürüyüşü gününde de büyük bir yürüyüşle COP süreçlerinde yeteri kadar temsil edilmeyenler, bu süreçlerden dışlananlar ve “COP’a değil mücadeleye bak” diyenler coşkulu bir şekilde kendini duyuracak.
İklimi Değil Sistemi Değiştir Platformu da alternatif zirvelerde olacak
Bu yılın başında kurulan İklimi Değil Sistemi Değiştir Platformu da antikapitalist ve enternasyonalist bir perspektifle bu iki alternatif zirvede yerini alacak. Daha önce küresel eylem günlerinde sokağa inerek iklim krizine karşı hareketin taleplerini dile getiren Platform, en son HİZ’e destek olmak için Burgazada’da İklim Fest düzenlemişti. 500 kadar kişinin geldiği coşkulu buluşmanın ardından Platform, kaldıracağı otobüslerle hem yürüyüşe hem de HİZ’e katılacak. HİZ içerisinde toplantılar da organize ediyor olacak.
Kapitalizme, ırkçılığa, milliyetçiliğe, cinsiyetçiliğe ve heteroseksizme karşı olan herkesin katılımına açık olan Platform, küresel iklim hareketinin sloganların biri olan “her şeyi değiştirmek için herkese ihtiyaç var” diyerek herkesi platforma ve mücadeleye davet ediyor.
