27 Ekim’de İsrail’de seçimler vardı. Gazze’de soykırım sürdürmekte olan Netanyahu’nun partisi Likud’un oyları geriledi. Likud %21 civarı oy alarak birinci oldu ama 32 olan milletvekili sayısı 27’ye geriledi. Ancak bunun nedeni soykırıma yönelik bir tepki değil. Son aylarda İsrail’in muhalif gazetesi Haaretz’in yaptığı yayınlar Netanyahu’nun 7 Ekim saldırısı öncesinde uyarıldığını ama kendisinin bunu dikkate almadığını ortaya koymuştu.
İsrail’in eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’un liderliğindeki Yashar Partisi ise 21 milletvekili çıkararak ikinci oldu. Eisenkot uzun süredir Netanyahu’ya karşı sokak gösterilerine destek veriyordu ama savaş veya soykırım karşıtı olduğu için Netanyahu’nun sadece kendi çıkarını düşündüğünü ve Hamas saldırısını önlemede başarısız olduğunu söylüyordu. Zaten sonuçların ardından yaptığı konuşmada “Siyonist bir seferberlik hükümeti için harekete geçeceğim” diye kamuoyuna seslendi. Fakat Filistinlilerin partilerinden destek almadan bir hükümet kurma şansı bulunmuyor.
Dolayısıyla Siyonist partiler arasındaki oy farkı Filistin politikasını açısından ciddi bir değişime yol açmasa da esas fark İsrail vatandaşı Filistinliler’in partilerinin aldığı yüksek oy oranı oldu. İsrail vatandaşı Filistinliler arasındaki bugüne kadar seçimlere en büyük katılım 1999 seçimindeki %75 oranı olmuştu. Ancak o seçimde daha çok muhalif Yahudi partilerine oy verilmişti. 2000’lerde Filistinlilerin partileri seçime katılsa da seçime katılım oranı genelde yüzde 50 civarındaydı. Sadece bir kez %64 görülmüştü. Son seçimde ise %80 ile rekor kırıldı. Böylece mecliste 10 sandalyesi olan partilerin sandalye sayısı 19’a çıkmış oldu.
Filistin ve Filistinliler, Siyonizm açısından yok kabul edildikleri için bu partilere Arap partileri deniyor İsrail medyasında. Geçtiğimiz ay aşırı sağcı ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir’in talebiyle Merkez Seçim Komitesi bu partilerin seçime girmelerini yasaklamıştı ancak Yüksek Mahkeme, bu kararı bozdu ve böylece seçime girebildiler.
Başbakan Netanyahu ise Arap partilerinin yer alacağı muhtemel bir hükümet seçeneğini reddederek “İsrail’i tehlikeye atıp Siyonizm karşıtı Arap partilerine, yani varlığımıza karşı çıkan, Hamas’ı bir hayır kurumu olarak gören ve askerlerimize savaş suçlusu diyen partilere dayanan bir hükümet kurmak düşünülemez.” ifadelerini kullandı.
Filistinli partilerin başarısı
Seçimlerde Ortak Liste ve Birleşik Arap Listesi (Ra’am) toplam sandalye sayılarını 19’a yükseltmiş görünüyor. Dünyaya yayılan Filistin dayanışma eylemleri ve Gazze’de yaşanan soykırım İsrail devletine yabancılaşmış bir grup olan ve o nedenle de genellikle düşük oranda sandığa giden Filistinlilerin bu sefer rekor düzeyde oy kullanmasına neden oldu. Filistinli İsrail vatandaşları arasında seçime katılım yüzde 80 gibi rekor bir orana dayandı.
Dördüncü sırada seçimi tamamlayan Ortak Liste toplamda 11 milletvekili çıkararak ciddi bir başarı elde etti. Üç farklı siyasi partinin bir araya gelmesiyle oluşan bu ittifakta, sol görüşlü Hadash (Barış ve Eşitlik için Demokratik Cephe) ve İsrail Komünist Partisi de var. Donald Trump, İsrail meclisinde konuşma yaparken onu “soykırım” yazılı dövizlerle protesto edenler Hadash milletvekilleriydi. İsrail parlamentosu Knesset’te 5 milletvekili bulunuyordu. Ayrıca Liste’de Filistin ve Arap birliğini öne çıkaran Ta’al (Değişim için Arap Hareketi) ve Balad (Ulusal Demokratik Birlik) partileri de yer alıyor. Ortak Liste’nin diğer iki bileşenin hiç temsilcisi yoktu. Bu nedenle Ortak Liste’nin sandalye sayısı 5’den 11’e çıkmış oldu.
Önceki seçime kıyasla iki sandalye daha kazanarak 8 milletvekili çıkaran Birleşik Arap Listesi (Ra’am) ise İslami muhafazakar çizgide bir parti. Ancak ilginç bir şekilde bu seçimde Ra’am da bazı Yahudi gruplarıyla ortaklık kurdu. Polis Araştırma ve İstihbarat Teşkilatı’nın başkanlığını yapan Yoav Segalovitz bir basın toplantısıyla Ra’am’dan ikinci sıra milletvekili adayı olmuştu.
Gazze soykırımı başladıktan sonra öne çıkan savaş karşıtı sol hareket Birlikte Duruyoruz (Omdim Beyachad-Standing Together) ise tek bir partiye çağrı yapmadı. Netanyahu karşıtı gösterilere “soykırımı durdur” pankartları ile çıkan, vicdani retçileri destekleyen, Gazze’ye insani yardımları engelleyen aşırı sağcılara karşı yardım konvoylarına yol açan ve son haftalarda Batı Şeria’daki yerleşimci saldırılarına karşı Filistinlileri savunan hareket, seçim kampanyası olarak da Filistinli İsrail vatandaşlarının sandığa katılım oranını artırmaya yönelik bir kampanya yaptı. Aşırı sağcı bakanların (Ben-Gvir ve Smotrich) yarattığı tehdide ve seçmen baskılarına karşı Arap seçmeni mobilize ederek Ortak Liste ve Ra’am gibi partilerin güçlenmesini sağladı. Seçim sonuçlarının ardından da sokağa inen Birlikte Duruyoruz aktivistleri Filistinli partiler olmadan hükümet kurulamaz dedi.
Siyonizm için İsrail vatandaşı olan Filistinli azınlık uzun süredir büyük bir sorun olarak görülüyor ama bu seçimde tartışma zirve noktasına çıktı. Seçim sabahı Netanyahu, Arapların sandıklarda uzun kuyruklardan oluşturduğunu gösteren videolar paylaşarak destekçilerini sandığa çağırdı. Bazı yerlerde oy kullanmak isteyen Filistinlilere saldırılar oldu. Ra’am parti yöneticilerinin oy karşılığı para dağıttığı iddiaları bizzat Netanyahu tarafından dile getirildi.
Reuters haber ajansı seçim günü, Likud afişleri asılı arabaların Kudüs’te dolaşırken ezan sesi çaldığını ve “Arap’lar oy kullanıyor” uyarısında bulunduğunu yazdı. Aşırı sağcı Ben-Gvir de “Bu ülkenin Yahudi ve Siyonist kalmasını istiyorsanız, dışarı çıkıp oy vermelisiniz. Onların kazanmasına izin vermeyin” diyerek Yahudi olmayan İsrail vatandaşlarını hedef gösterdi.
Bir haftada halkların İsrail karşıtlığı sandıkta da kendisini gösteriyor
Geçen hafta iki önemli seçim sonucu yaşandı dünyada. İlk olarak Brezilya’da solcu Lula da Silva başkanlık yarışının ikinci turunda aşırı sağcı Flavio Bolsonaro’yu yenmeyi başardı. İlk turda aslında ikinci olan Lula, Bolsonaro’dan 2,5 milyon oy gerideydi. 3 hafta içinde bu açığı kapatması beklenmiyorken Lula 10 milyondan fazla oy daha aldı ve Bolsonaro’yu ciddi bir farkla yendi. Bu başarıda Lula taraftarlarının kampanyayı sokağa yaymasının, coşkulu, umutlu bir kampanya yapmasının ve sosyal medya araçlarını daha aktif kullanmasının payı büyük oldu. Bu seçimin İsrail açısından da ayrı bir önemi vardı çünkü Bolsonaro İsrail yanlısı, Lula ise Filistin yanlısıydı. Çok sayıda Filistin dayanışma grubu aktivisti Lula için kampanya yapmıştı.
Bir diğer önemli seçim sonucu da Sırbistan’dan geldi. 14 yıldır iktidarda olan ve giderek otoriterleşen Vučić liderliğindeki milliyetçi iktidar partisi, seçimi bir gençlik hareketi olan Öğrenci Listesi’ne karşı kaybetti. Bu kampanya da asıl olarak öğrencilerin sokaklara inmesiyle, günler süren yürüyüşler yapması ve kampüslerde açık oturumlar düzenleyerek bir seçim listesi hazırlamasıyla örgütlenmişti. Bu öğrenci hareketi politik olarak bazı belirsizliklere sahip olsa da esas olarak demokrasi ve adalet hareketi olarak kendini ortaya koydu ve kampanyayı da sokaklarda yaptı. Filistin bu kampanyanın da merkezindeydi. Öğrenci hareketi, İsrail Başbakanı Netanyahu’ya “dostum” diyerek İsrail ile ortak İHA fabrikası kurma gibi yakın askeri işbirlikleri yürüten Vučić yönetimini devirirken açıkça programında Filistin’i desteklediğini ilan etmişti.
Öğrenci Listesi manifestosunda İsrail’in Filistin halkına karşı soykırım uyguladığını ilan ederek, “İsrail’in Gazze Şeridi’nde Filistin halkını yok etmeye yönelik sistematik girişimine ortak olmayacağız ve insan hayatını kurtarmak ve kurban sayısını azaltmak amacıyla Filistin’e insani yardım gönderimini yoğunlaştıracağız” diyordu. Yani Sırbistan’da sokak hareketi İsrail işbirlikçisi bir otoriter iktidarı devirmiş oldu.
Önümüzde 3 Kasım’da ABD ara seçimleri var ve Filistin yine önemli bir gündem maddesi. Trump’ın Kongre’de ağır bir yenilgi alması ve elinin kolunun önemli ölçüde bağlanması öngörülüyor.
29 Kasım’da da İspanya seçimleri var. İspanya’da kitle hareketi hükümeti ekonomik konularda eleştiriyor olmakla birlikte bu konudaki reformlara karşı çıkan ve İsrail yanlısı olan sağ muhalefete karşı Filistinle daha fazla dayanışma talep ediyor.
Filistin direnişi tüm dünyada 1970’lerde Vietnam savaşının uyandırdığı gibi bir politik uyanışı sağladığı tüm bu seçimlerde görülebiliyor. Filistin artık hemen hemen her ülkedeki seçimlerin önemli bir maddesi haline gelmiş durumda ve bunu sağlayan küresel Filistin dayanışması oldu.
