Almanya’da AfD’nin yükselişi: Faşizme karşı birleşik cephe, hemen şimdi!

Faşizmin yükselişi sadece Almanya’yı ilgilendiren ülke çapında bir problem değil, faşizm Avrupa’nın pek çok yerinde yükseliş hâlinde. 

Almanya’da Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılan seçimlerde Neonazi Almanya için Alternatif (AfD) yüzde 43,8 oy alarak birinci parti oldu. AfD uzun zamandır yükselişteydi ancak bu son seçim zaferi tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koydu. 

Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından “kesin olarak aşırı sağcı” olarak sınıflandırılan AfD, Neonazilerle açık ittifak yapan bir faşist çekirdek tarafından yönetiliyor. Halkın neoliberal politikaların sonucu olan düşük ücretler, yüksek işsizlik, kemer sıkma gibi olgular karşısındaki hayal kırıklığını sömüren AfD, ücretsiz yemek, kreş gibi sosyal politikaları savunarak kendisini işçi dostuymuş gibi lanse ediyor. Ancak AfD için bütün bu ekonomik yıkımın tek bir sorumlusu var: Göçmenler. AfD’nin temel propaganda malzemesi remigrasyon olarak adlandırdıkları, göçmen kökenli olan milyonlarca insanın sınır dışı edilmesi. Göçmenlerin yanısıra translara, kadın hakları savunucularına, engellilere kısacası sistem tarafından dışlanan herkese de düşmanlar. 

Aşırı merkezin rolü

Bunlar AfD’ye oy veren herkesin faşist olduğu anlamına gelmiyor. Kendilerini sağda veya solda tanımlasın bütün merkez partilerin (Hristiyan demokratlardan, sosyal demokratlara, Yeşiller’e kadar) yarattığı neoliberal yıkım kitleleri bir alternatif aramaya yönlendiriyor. Aşırı merkez olarak adlandırılan ve neoliberalizmin alternatifsiz olduğunu savunan bu partilerin karşısında soldan bir alternatif yaratılamayınca kitlesel öfke faşistler tarafından sömürülmeye açık hâle geliyor. 

Bunun en önemli kanıtlarından biri bir zamanlar soldan bir alternatif olarak doğan Die Linke’den (Sol Parti) AfD’ye olan oy akışı. Die Linke, Saksonya-Anhalt’ta AfD’yi engellemek adına CDU (Hristiyan Demokrat Birliği) ile yapılan kısmi anlaşmalar, Berlin gibi eyalet hükümetlerinde yer alırken vadettiği radikal reformları hayata geçirememesi, özelleştirme ve sınır dışı kararlarına imza atması gibi sebeplerle kitleler nezdinde aşırı merkeze bir alternatif olma özelliğini yitirmiş durumda. 

AfD’nin karşısına Die Linke’yi de kapsayan aşağıdan ve birleşik bir güç çıkmazsa onu durdurmak da mümkün olmayacak. 

Avrupa’da kara gömleklilerin dönüşü 

Faşizmin yükselişi sadece Almanya’yı ilgilendiren ülke çapında bir problem değil, faşizm Avrupa’nın pek çok yerinde yükseliş hâlinde. 

İngiltere ve Fransa’daki aşırı sağcı ve faşist hareketler bu tehlikeye açık bir örnek oluşturuyor. Hem Muhafazakar Parti hem de İşçi Partisi hükümetleri tarafından uygulanan neoliberal politikalar sonucu aşırı sağ yükselişe geçerken, Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi’nin göçmen karşıtı retoriği de faşistlere inanılmaz bir alan açtı. Nigel Farage liderliğindeki Reform UK partisi parlamenter alanda aşırı sağın retoriğini güçlendirirken, Tommy Robinson ve Danny Tomo gibi neofaşist figürler etrafında siyah giysili, maskeli, paramiliter güçler oluşmaya başladı. Bu faşist güçler doğrudan göçmenleri, göçmenlerin kaldığı otelleri hatta denizde göçmen kurtaran cankurtaranlara dönük şiddet eylemleri düzenliyor. 

Bu siyah giyinen paramiliterlerin bir örneği de Türkiye’de Zafer Partisi gibi güçler etrafında örgütlenen ve 19 Mart eylemlerinde gördüğümüz faşist gençlerdi. 

Fransa’da ise Marine Le Pen ile Jordan Bardella öncülüğündeki Rassemblement National (Ulusal Birlik), Emanuel Macron tarafından temsil edilen neoliberal “aşırı merkez” karşısında yükselişine devam ediyor. Sol ise buna Halk Cephesi aracılığıyla cevap vermeye çalışıyor. 

Halk Cephesi, sadece seçime odaklı bir birlik, solu ve işçi sınıfını parlamenter bir politika etrafında ilkesiz ittifaklara zorluyor. Aşırı merkezin tuzağı tam da bu parlamenter politikalar aracılığıyla ortaya çıkıyor ve faşistlerin kendisini düzene alternatif olarak göstermesini kolaylaştırıyor. 

İlkesiz ittifaklar değil birleşik cephe 

Bugünkü koşullar çok farklı olsa da faşizme karşı mücadele konusunda Rus devrimci Leon Troçki’nin 1930’lu yıllardaki yazıları pek çok ders içeriyor. 1930’ların başında Stalin’in dünyadaki komünist partileri Rusya’daki partinin kuklasına dönüştürdüğü Komintern’in “Üçüncü Dönem”i yükselen faşizmi görmezden gelerek sosyal demokratları “sosyal faşist” ilan etmiş ve Almanya’da Nazilerin iktidarı ele geçirmesine karşı birleşik bir cephe oluşturmanın önüne geçmişti. Naziler iktidara geldiğinde ise işçi sınıfına burjuvazinin “demokratik” kanatlarıyla ittifak yapmayı -daha doğrusu onlara tabi olmayı- salık veren Halk Cephesi politikasını benimsemişti. 

Rusya’dan sürgün edilen devrimci lider Leon Troçki, çok büyük bir netlikle bu iki taktiğe de karşı çıkmış. Rus Devrimi’nin dersleri içinden süzüp çıkardığı Birleşik İşçi Cephesi taktiğini önermişti. Bu taktik, komünistlerin örgütsel bağımsızlıklarını kaybetmeden faşizme karşı reformist işçi örgütleriyle somut ve acil eylem birlikleri kurmasına dayanıyordu. Bu faşizme karşı en güçlü cepheyi işçi sınıfı içinden inşa ederken aynı zamanda reformizmin etkisi altındaki işçileri devrimci fikirlere kazanmak başka bir deyişle bir “mevzi savaşı” yürütmek için zemin sağlamak anlamına geliyordu. 

Günümüzde birleşik cephe 

Günümüzde büyük komünist partiler ve devasa reformist örgütler yok. Ancak birleşik cephe yeni bir tarzda bize yol göstermeye devam ediyor. Troçki’nin birleşik cephe taktiğinin gösterdiği ilk şey, günümüzde faşizme karşı “aşırı merkez” ile ilkesiz ittifaklar kurarak faşizmi yenemeyeceğimizi anlatmasıdır. 

Faşizme karşı mücadele parlamenter bir hatta kazanma şansına sahip değil; sokakta, fabrikada, işyerlerinde, mahallelerde fiili olarak örgütlenmek ve direnişe geçmek zorunda. Bu bakımdan Almanya ve İngiltere’de faşistlerin gösterilerinin birleşik bir tarzda bloke edilmesi yol gösteriyor. Ancak blokaj yeterli değil, kitlelere bir alternatif sunmak gerekiyor. 

Böyle alternatifler faşizme karşı mücadele içinde zaten şekilleniyor. Geçtiğimiz aylarda ABD’de Minneapolis’te gördüğümüz ICE (Sınır polisi) cinayetlerine karşı mücadele günümüzde bir birleşik cephenin hangi güçlerle ve hangi kanallar aracılığıyla kurulacağını gösteriyor. Sokakta faşistlere, paramiliter güçlere karşı yan yana gelen siyahlar, göçmenler, LGBTİ+’lar, ekoloji hareketi. 

Bütün bu cepheler içinde elbette reformist güçler de yer alacak ve hareketi belirli sınırlar içinde tutmaya çalışacaktır. Onun için bu birleşik cepheler içinde bağımsızlığını koruyacak devrimci partileri inşa etmek de en az bu cephelerin inşası kadar önemli.

son yazıları

Sokakta yaşayan hayvanlara yönelen nefret bir devlet politikasıdır
Katliam yasasının ikinci yılını Benjamin ile düşünürken: “Tarihin havını tersine taramak”
Çerçeve yasa ve barış talebi: Bu barışa ortak olacağız

ilginizi çekebilir

hatirlatmalar-1-mart-tezkeresinin-reddinden-sonra-amerika-bop-ve-tek-adam-rejimi
Savaşa Hayır İnisiyatifi kuruluyor
doruk-madencilik-iscilerinin-ankara-yuruyusu-altinci-gununde
Her eylem birleşik mücadelede basamak olmalıdır
kaos-glnin-instagram-hesabi-da-erisime-engellendi
Kaos GL Derneği: “Sincan Cezaevi’ne gönderilen arkadaşlarımızın hayatlarından ve can güvenliklerinden derin bir endişe duyuyoruz”