Bolivya 1980’lerden itibaren neoliberal politikalarla yönetiliyordu. 1990’ların sonunda Cochabamba şehrinde suyun özelleştirilmesine, su faturalarının ikiye katlanmasına, yağmur suyunun toplanmasının dahi izne tabi olmasına karşı halk Su ve Yaşamı Savunma Koordinasyonu çatısı altında birleşerek hayatı durdurdu. Dönemin Devlet Başkanının sıkıyönetim ilan etmesine ve ordunun şiddet içeren müdahalesine rağmen halk geri adım atmamış; nihayetinde ABD menşeli su şirketi ülkeden kovulmuş ve su hizmetleri yeniden kamu denetimine geçmişti.
Barikat geleneği
2003 yılında ülkede çıkarılan doğalgazın halka rağmen ABD’ye satılması kararı bir kere daha öfkenin sokağa taşmasına neden oldu. Tüm ülkede genel grevler ve yol barikatlarıyla protesto edildi. Ordunun barikatları aşmak için gerçek mermi kullanması sonucu 60’tan fazla sivil hayatını kaybetti. Bu katliama rağmen direnişin devam etmesi üzerine devlet başkanı ABD’ye kaçmış, yerine geçen başkan da dayanamayıp istifa etmek zorunda kalmıştı.
Su ve Gaz Savaşlarının yarattığı devrimci dalga, yerli kökenli koka üreticileri birliği lideri Evo Morales ve partisi MAS’ı (Sosyalizme Doğru Hareket) Aralık 2005 seçimlerinde tarihi bir zaferle iktidara taşımıştı. Morales, 1 Mayıs 2006’da yayımladığı kararname ile ülkedeki doğalgaz ve petrol rezervlerinin önemli bir kısmını devletleştirmişti.
Morales hükümeti doğalgazdan elde edilen gelirle önemli bir sosyal dönüşüm adımı attı. Bolivya ekonomisi yıllar içinde 4 kat büyüdü. Aşırı yoksulluk yarıdan fazla azaldı. 2009 yılında kabul edilen yeni Çokuluslu anayasa ile Bolivya, resmi olarak bir çokuluslu devlete dönüştürüldü. Bu anayasa ile yerli toplulukların kendi kendini yönetme haklarını, geleneksel adalet sistemlerini, çok dilli eğitim hakkını ve koka yaprağının kültürel mirasını güvence altına alırken, su ve temel hizmetleri anayasal bir insan hakkı olarak tanımlamıştı.
Ancak 2014 yılından itibaren doğalgaz fiyatlarının uluslararası piyasalarda düşmesiyle gelirler azalmış, halkın refahında gerileme başlamış, uzun yılardır iktidarda olmakla ortaya çıkan bürokratik yapı sorun haline gelmişti.
Herkes için kapitalizm
Neticede 2019’da yönetim değişmiş ancak kötü gidişat durdurulamamıştı. Daha sonra MAS yeniden iktidar olsa da olumlu bir adım atılamamış, önce 2024’de başarısız bir darbe girişimi yaşanmış sonrasında da 8 Kasım 2025 tarihinde Herkes için Kapitalizm vaadiyle seçimlere giren Paz Pereira iktidara gelmişti.
Yeni hükümet yakıt sübvansiyonlarını kaIdırarak ve bir anda yüzde 30 yoksullaşmaya sebep oldu. Yerli toplulukların ortak mülkiyetindeki tarım arazilerinin büyük tarım işletmelerine devredilmesinin önünü açan bir yasa yürürlüğe sokuldu.
Bu durum yeniden kitlesel bir harekete sebep oldu. Bolivya İşçi Konfederasyonu, Ponchos Rojos köylü hareketi, koka üreticileri ve El Alto sakinleri, toprak yasasının iptali, yakıt sübvansiyonlarının geri getirilmesi ve nihayetinde Başkan Paz’ın istifası talebiyle başkente yürüdü. Baskılar karşısında geri adım atan hükümet, 13 Mayıs 2026’da toprak yasasını iptal etse de protestolar dinmedi, aksine madencilerin ve öğretmenlerin de katılımıyla genişledi.
Mayıs sonu itibarıyla ülke genelinde 70’ten fazla stratejik otoyol barikatlarla kapatıldı. Bazı şehirlere sevkiyat durma noktasına geldi. Hükümetin askeri müdahale ile barikatları açma girişimi direnişçiler tarafından engellendi.
ABD yönetiminden destek alan iktidar neoliberal politikalara geri dönüşe ve ülkeyi yeniden çokuluslu şirketlerin erişimine açmaya çalışıyor. Ancak iktidarın tüm sert müdahalelerine, göstericilere karşı her türden müdahaleyi meşrulaştıran yasa çıkartmalarını rağmen Bolivya’da direniş devam ediyor.
Arnavutluk: Flamingo Devrimi
Mayıs 2026’nın sonlarında, hassas ekosisteme sahip Arnavutluk’taki Vjosa-Narta sulak alan sınırları içinde ağır iş makinelerinin çalışmaya başlaması ve kıyı şeridinin dikenli tellerle çevrilmesi, ülke genelinde “Flamingo Devrimi” olarak adlandırılan kitlesel bir hareketi tetikledi. Yerel halkın kurulan barikatları aşmaya çalışmasıyla başlayan protestolar, kısa sürede başkent Tiran’ın meydanlarını dolduran ve hükümetin istifasını talep eden geniş tabanlı bir muhalefet dalgasına dönüştü.
Trump’ın damadı ve kızının 2021’de bir yat gezisinde keşfettikleri 1.400 hektarlık Sazan Adası ve hemen karşısındaki Vjosa-Narta Lagünü kıyı şeridine, 5 milyar avroluk devasa (10 bin otel odası ve villalardan oluşan) bir inşaat projesine başlandı. Çoğu kadın ve çocuk, 73binden fazla insanın katledildiği, 2milyondan fazla insanın evlerinden edildiği Gazze’yi büyük bir turistik merkeze çevirmek isteyenler Arnavutluk’ta da doğa katliamı yapıyorlar.
Söz konusu bölge, her yıl Afrika ve Avrupa arasında göç eden milyonlarca kuşun kullandığı Adriyatik Göç Yolu’nun en önemli duraklarından biridir. Delta, pembe flamingolar ve küresel ölçekte nesli tehlike altındaki tepeli pelikanlar dahil 200’den fazla kuş türüne, caretta caretta deniz kaplumbağalarına ve Akdeniz fokuna ev sahipliği yapmaktadır. Vjosa deltasında tespit edilen 2.529 canlı türünden 279’u uluslararası düzeyde kırmızı listede ve nesli tehlike altındadır.
Hükümet, projenin duyurulmasından hemen önce, 2024 yılının başlarında Korunan Alanlar Kanunu’nda radikal bir değişikliğe gitmişti. Bu yasal düzenleme ile koruma altındaki doğa parklarında ve milli park sınırlarında beş yıldızlı lüks otellerin ve turistik yapıların inşa edilmesine olanak tanıyan özel bir muafiyet getirilmişti.
“Flamingo Devrimi” olarak adlandırılan toplumsal hareket, sadece ekolojik kaygılarla sınırlı kalmayıp, mülkiyet haklarının gaspı, yolsuzluk ve anti-demokratik yönetim tarzına karşı genel bir sivil direniş niteliği kazandı.
Geçtiğimiz yıllarda da kazanımla sonuçlanan benzer mücadelelerin deneyimlerini taşıyan Arnavutluk halkı bu yıkımı durdurmayı da başaracaktır.