31 Mart 2024 yerel seçimleri AKP için büyük bir yenilgiydi. CHP; 14’ü büyükşehir olmak üzere 35 şehirde kazanarak birinci parti konumuna yükseldi. İstanbul’da ise yine Ekrem İmamoğlu kazandı ve CHP’nin başkan adayı olarak öne çıktı. İktidar; rakibini geriletmek, felç etmek ve mümkünse bölmek için yargı eliyle seri bir saldırı başlattı.
31 Ekim 2024 günü Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, PKK üyeliğinden tutuklandı ve belediyeye kayyum atandı. Ahmet Özer, “kent uzlaşısı” davasından beraat etmiş olsa da hâlâ kazandığı koltukta kayyum oturuyor. Ocak 2025’te ise Beşiktaş Belediye Başkanı tutuklandı. Ardından sıra Ekrem İmamoğlu’na geldi; önce üniversite diploması iptal edildi, ertesi gün 19 Mart 2025’te gözaltına alındı ve ardından tutuklandı.
Nisan 2026 itibarıyla İstanbul, Antalya ve Bursa belediye başkanları hapiste. Çoğu İstanbul’un ilçeleri olmak üzere 20 CHP’li belediye başkanı tutuklu durumda. Esenyurt gibi Şişli ve Ovacık belediyeleri de kayyumla yönetiliyor. İBB davasında çok sayıda kişi yargılanırken 100’e yakın kişi tutuklu bulunuyor. İBB davası, CHP’ye uygulanan özel baskının merkezinde duruyor; dava, bir dizi kişinin itirafçı olup “rüşvet verdik” şeklindeki ifadeleri üzerine kurulu. Bunlardan bazıları tutuklandıktan hemen sonra serbest bırakıldı, bazılarıysa verdikleri ifadelere rağmen bırakılmadı.
Şimdi ise en az üç itirafçı ifadelerini geri çekerek bunları baskı altında verdiklerini söylemeye başladı. Bu önemli bir gelişme çünkü İBB davasının iskeleti çökmüş durumda. Fakat buna rağmen dava devam ettiriliyor. Hedef çok açık: İmamoğlu’nun hapiste tutulması, CHP’nin geriletilmesi ve mümkünse parçalanması.
Yolsuzluk suçlamalarıyla açılan birçok davanın yanında bir başka dava daha var: “Mutlak butlan”, yani Özgür Özel’in liderliğindeki “değişimcilerin” kazandığı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği CHP kongresinin iptali için açılan dava. Bu davada karar çıkması bekleniyor. İktidar yanlısı ya da muhalif pek çok yorumcu kongrenin iptal edileceğini, parti yönetiminin Kılıçdaroğlu’na verileceğini söylüyor. İstanbul’da CHP’nin kayyum Gürsel Tekin’e verilmesi ve hâlâ kâğıt üstünde il başkanı olması, “mutlak butlan” tehdidinin güncelliğini göstermekte.
Bütün bunlar, Türkiye’de geriye kalan demokrasinin kırıntılarının dahi yok edilmesi anlamına geliyor. Seçilmiş belediye başkanlarının birer birer tutuklanması, seçme ve seçilme hakkının ortadan kaldırılmasıdır. Ancak bu baskıların amacına ulaşması zor gözüküyor; ekonomik kriz koşullarında öfkeli kitleler baskılara karşı çıkıyor. Normalde eylem yeteneği olmayan CHP’nin düzenlediği 100 mitinge gerçekleşen kitlesel katılımlar bunun bir göstergesi. Mücadele devam ettiği, CHP’nin dışındaki siyasi güç ve kitlelerin antidemokratik müdahalelere karşı çıkmasıyla saldırılar püskürtülebilir.
Çoğu kişinin gözden kaçırdığı
Sadece CHP’li belediyeler baskı altında değil. Yeni çözüm sürecine rağmen 10 DEM Partili belediye kayyumla yönetiliyor. Mardin, Van, Batman, Hakkâri, Siirt, Dersim, Halfeti, Bahçesaray, Akdeniz ve Kağızman belediyelerini seçilmiş belediye başkanları değil, İçişleri Bakanlığı tarafından atanan bürokratlar yönetiyor. İkinci çözüm sürecini başlatan Devlet Bahçeli; hem Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in hem de Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’ün görevlerine iade edilmesi gerektiğini söyledi. Fakat bu gerçekleşmedi. Baskılar, demokrasiyi ortadan kaldırdığı gibi Kürt sorununun demokratik çözümü ve kalıcı barış sürecini de sabote ediyor.
