Son yerel seçimlerden birinci parti olarak çıkan CHP, iktidarın her geçen gün artan baskısı altında.
20’den fazla CHP’li belediye başkanı hapiste. Sayı her geçen gün artıyor.
Yüzlerce belediye yöneticisi ve çalışanı birden fazla davada yargılanıyor. Gözaltına alınan belediye çalışanlarına işkence, tehdit ve itirafçı olma baskısı yapılıyor.
Yetkisiz bir mahkemenin kararıyla CHP’nin seçilmiş yönetimi adeta devrilirken yerine Kemal Kılıçdaroğlu kayyım olarak atandı.
İstanbul İl Örgütü’nün ardından CHP Genel Merkezi’nin kapısı kırıldı ve gaz bombaları eşliğinde polis baskını yapıldı.
Felç edilen CHP bölündü. Artık iki CHP var.
Bunlar toplumsal öfkeyi artırıyor. Protesto eylemlerine sadece CHP üyeleri katılmıyor. Aralarında Sosyalist İşçi yazarları ve okurlarının da bulunduğu geniş sol çevreler de aylardır sokakta.
Bütün bunları nasıl değerlendirmek gerekir? CHP’de olan bitenler karşısında sosyalistler nasıl bir tutum almalıdır? Bağımsız bir sosyalist hareketin inşası neden önemlidir?
Baskılar
Her şeyden önce 19 Mart 2025’ten bu yana iktidarın CHP’ye açtığı savaş, demokrasinin ve temel hakların gaspıdır.
Atanmışlar, seçilmiş siyasetçileri yargı eliyle devre dışı bırakıyor.
Milyonlarca seçmenin tercihi ve iradesi hiçe sayılıyor.
Anayasa ve yasalar açıkça ihlal ediliyor.
Biz bu kayyım siyasetini ve antidemokratik müdahaleleri HDP/DEM’e yapılan baskılardan tanıyoruz.
Şimdi baskı Kürt şehirlerinden batıya kaydı.
Sosyalistler, atanmışların seçilmişler üzerindeki tahakkümüne karşıdır. Yargının siyasallaşmasına da tutuklama furyasına da karşıyız.
Bu yüzden iktidarın CHP’ye açtığı savaşta safımız buna karşı koyanlarla aynıdır.
İktidarın amacı
Peki bütün bunlar neden oluyor?
Patronların partisi AKP her geçen gün eriyor. Onunla birlikte Cumhur İttifakı da güç kaybediyor.
Başkanlık ve milletvekilliği seçimleri yaklaşıyor.
İktidarın amacı, her ne olursa olsun, seçimlerden kazanarak çıkmak, Tayyip Erdoğan’ın bir dönem daha başkan olması ve başkanlık rejiminin korunup tahkim edilmesidir.
Sadece AKP değil, müesses nizamın tüm aktörleri ve egemen sınıfın ihya edilen tüm kesimleri de “bir dönem daha” için seferberlik halindedir.
Ve bütün bunlar derin bir ekonomik kriz, dünyada ve bölgede altüst oluşlar, Kürt halkının eşitlik talepleriyle birlikte karmaşık bir süreçte gerçekleşiyor.
Kurulu düzenin en büyük korkusu, yoksul ve öfkeli kitlelerin mücadeleye atılmasıdır. Bu yüzden baskı, CHP gibi bir düzen partisinden en geniş kesimlere yayılarak gözdağı ve korkutma siyasetine dönüşmüş durumda.
Sosyalistler otoriter yönetime, baskılara ve patronların çıkarları için çalışan mevcut yönetime karşıdır. Biz işçilerin ve ezilenlerin çıkarlarını, taleplerini savunuyoruz. Bu düzen seçimlerle değişmez. Sandığa değil mücadeleye bakıyoruz.
Fakat bu durum, parlamenter alandaki saflaşmayı göz ardı etmeye ve burjuva demokrasisinin kalan kırıntılarını savunmamaya yol açamaz. İşçilerin kendi iktidarlarını kendi mücadeleleriyle sağlaması için baskılar ve dayatmalar püskürtülmelidir. Devrimci mücadeleler için olabilecek en elverişli koşulları kazanmak adına demokrasi mücadelesini büyütmeliyiz.AKP-MHP iktidarı, bir dönem daha asla!
Butlan
İktidarın yetkisiz bir mahkemenin kararıyla CHP’ye el koymasını başlı başına ele almak gerekir.
Siyasi Partiler Kanunu’na göre bir siyasi partinin kongrelerinde ve seçimlerinde tek yetkili Yüksek Seçim Kurulu’dur (YSK). Yerel bir mahkemenin bir parti kongresini iptal etme yetkisi yoktur.
Fakat başkanlık rejiminde yerel mahkemeler, YSK gibi üst organların yanı sıra Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını da tanımamaktadır. Mutlak butlan kararındaki yetki gaspına YSK’nın itiraz etmemesi ayrıca bir skandaldır.
Ancak yine de başkanlık rejiminde yargı organlarının iktidar etrafında merkezileşmesi aleni bir vakadır.
Butlan kararının ağır sonuçları var. Bir eşik daha aşıldı. Bu sayede rejim, bir takım muhbirler bulup istediği partinin kongresini iptal ettirebilir. Kendi istediği yönetimi atayabilir.
Kayyım siyasetinin vahim sonuçlarını belediyelerden biliyoruz. Şimdi bu siyaset partilere müdahaleye kadar vardırıldı.
Bağımsız siyaset yapma hakkını savunmak zorundayız. Butlan kararı sadece CHP’ye değil, tüm siyasi partilere yönelmiş bir tehdittir. Bu yüzden kayyıma da butlana da hayır!
KK vakası
Bütün toz duman arasında bir Kemal Kılıçdaroğlu vakası var.
13 yıl CHP Genel Başkanlığı koltuğunda oturan, her ne kadar kendisi kabul etmese de, yönetiminin katıldığı 13 seçimi kaybeden birisi. İptal edilen CHP kurultayında kendi belirlediği delegelerin kararıyla yenildi.
Şimdi ise seçimle kaybettiği başkanlığa iktidar tarafından atandı. Hızla muhaliflerini tasfiye etmeye başladı. Amacı, değişimciler denilen seçilmiş yönetimi partiden atmak.
Böylece rejime hizmet ederek CHP’yi bölmek ve parti oylarının mümkün olan bir miktarını çalmak; böylece iktidara bir seçim daha kazandırmak.
2023 seçimlerinde biz de Kürt siyasi hareketi ve geniş sol çevrelerle birlikte Erdoğan’ın karşısına muhalefetin ortak adayı olarak çıkan KK’ya oy verdik. Verirken alkışlayıp pohpohlamadık. Başta göçmen karşıtlığı olmak üzere birçok konuda eleştirdik, mesafe koyduk. Erdoğan’ın yenilmesinin Kılıçdaroğlu’na da karşı mücadelenin önünü açacak olan imkanları yaratacağı ısrarla vurguladık.
KK birinci turda yenildi. Erdoğan ve AKP yeterli oyu sağlayamadığı için başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı. Peki KK o zaman ne yaptı?
Gitti, faşist Ümit Özdağ ile gizli protokol imzaladı. Bu protokole göre KK kazandığı takdirde İçişleri Bakanlığı dahil olmak üzere toplam üç bakanlığı ve bazı bakan yardımcılıklarını Zafer Partisi’ne verecekti. Mültecileri bir yıl içinde sınır dışı edecekti.
Faşistlerle yaptığı gizli anlaşmanın bedelini, faşistlerin ihanetiyle ödedi. ZP’nin cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan, Erdoğan ve AKP lehine ikinci turdan çekilirken, Özdağ gizli anlaşmayı ifşa etti. Bunu duyan bir çok antifaşist ikinci turda sandığa gitmedi. Ve KK’nın oyları az da olsa düşerek mağlup oldu.
Ancak istifa edip köşesine çekilmedi. CHP kurultayında yenilse de bir ofis açtı ve üç yıl boyunca bugüne hazırlandı.
Şimdi ise iktidar eliyle oturtulduğu CHP Genel Başkanlığı koltuğunda zehir saçıyor. Gerçek yüzünü tam anlamıyla Sözcü TV canlı yayınında herkes gördü.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) tutuklu yargılanan MEDYA AŞ Genel Müdürü Pınar Türker’e emniyette yapılan çıplak arama kendisine sorulduğunda güldü. Bu soru kendisine iki kez yöneltildi. Her ikisinde de tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu işaret etti ve işkenceye karşı çıkmadı.
Aynı yayında kendisine, 2016 yılında milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması oylamasında “Anayasaya aykırı ama evet” demesinden dolayı pişman olup olmadığı da soruldu. HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın tutuklanmasına yol açan bu karardan dolayı “Pişman değilim” dedi. Demirtaş ve Yüksekdağ yaklaşık on yıldır hapiste. Birçok HDP milletvekili de tutuklandı ve yıllarca hapis yattı. Ve o, pişman olmadığını söyleyerek yaptığını savunuyor.
Bu durumdan Özgür Özel ve arkadaşları da azade değildir. O gün genel başkanları KK ile birlikte davrandılar. Şimdi geriye dönük bir tarih anlatımıyla kirli sicillerini temizlemeye çalışıyorlar. Ama bu durum, KK ve ekibinin işlediği bugünkü suçları görmezden gelmemize yol açmaz.
Sözcü TV canlı yayınında, İmamoğlu ve CHP’li belediye başkanlarının hapiste tutulmasını “arınma” ve “ahlaki üstünlük” gibi ifadelerle meşrulaştırmaya çalıştı ve alenen muhbirlik yaptı.
Bundan hepimiz siyasi bir ders çıkarmalıyız. Otoriter yönetime karşı dün KK ya da bugün Mansur Yavaş gibi seçenekler, ne kadar zor durumda kalırsak kalalım, bir seçenek olamaz.
Peki, Özgür Özel liderliğinde kurulması muhtemel yeni parti sosyalistler için bir seçenek midir?
Özel ve yeni parti
Başta teslim etmek gerekir: Özgür Özel liderliği, Türkiye tarihinde benzeri az görülen bir baskı döneminde mücadeleci bir tutum aldı.
Erdoğan’ın en güçlü rakibi İmamoğlu’nun hapse atılmasına karşı çıktı.
Saraçhane mitingleri düzenleyerek İBB’ye kayyım atanmasını engelledi.
Ve CHP’yi öncekilerden daha sol bir yöne çekti.
Özgür Özel, gerçekte CHP’nin seçilmiş genel başkanıdır. Özellikle öğrencilerin ve emeklilerin öfkesini anlaması ve buna ayak uydurması önemlidir.
Kamu emekçilerinin sloganı olan “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sözlerini kullanması yerindedir.
Ayrıca Kürt sorununun ikinci çözüm süreci tartışmalarında, tabanındaki ulusalcılara aldırmadan yer alması takdire şayandır.
Butlan kararına karşıyız. İktidarın müdahalesine karşı Özel ve arkadaşlarının yanındayız. Fakat hem birleşik mücadeleye yaklaşımı hem de dünya görüşü nedeniyle Özel ve muhtemel yeni partisinden ayrıyız.
Ayrıyız çünkü:
Tarihsel CHP gibi, muhtemel yeni parti de Kemalisttir. Kemalizm sol değildir. Sosyalistlerin yolu ayrıdır.
Bir kitle partisi olan CHP’nin seçmen tabanında elbette işçiler ve emekçiler de var. Fakat bu parti ve içinden çıkacak yeni partide aynı zamanda egemen sınıfa seslenilmekte, büyük sermayenin bir kesiminin temsilcisi olmaktadır. İşçilerle patronlar aynı gemide değildir.
Özel liderliği parlamenteristtir. Biz değiliz. Sosyalistler, çoğunluğun gerçekleştireceği bir devrimden yanadır. Sandık tek başına çözüm değildir.
Üç temel pratik konuda -ve bunlar hayatidir- ayrışıyoruz. Birincisi, Özel liderliğini destekleyen belediye başkanları işçi düşmanıdır. Taşeron düzenini savundukları gibi, SODEMSEN adlı patron örgütünü de yönetmektedirler. İkincisi, AKP-MHP’nin başlattığı hayvan katliamını CHP’li belediyelerin (özellikle Ankara’da) uygulamasıdır. Üçüncüsü ise faşistlerle ittifaka yanaşması, ZP ve İYİP ile beraberliğe kapılarını açmasıdır. Biz bunları kabul etmiyoruz. Yolumuz bir ve aynı değildir.
Neden bağımsız sosyalist bir seçenek gereklidir?
Yaşanan ekonomik ve siyasi kriz, çalkantılar ve saflaşmalar, sağın atağa geçtiği bu ortam içerisinde umut, aşağıdan mücadelelerdedir. Bu mücadelelerin içinden sosyalist bir alternatifin ortaya çıkması çabasındadır.
Birleşik mücadeleyi savunuyoruz. Baskıya karşı demokrasiyi, eşitliği, özgürlüğü savunan en geniş kesimlerle yan yanayız. Çoğunluğu sendikasız, egemen sınıfın fikirleri etrafında bölünmüş işçilerin birliği ve mücadelesi gerçek bir değişimin motoru olabilir. Elbette tüm ezilenlerle tarihsel bir bloğunu kurarak.
19 Mart 2025 günü polis barikatını aşarak Saraçhane’ye yürüyen öğrenciler aşağıdan mücadelenin yolunu da açtı. Bu yoldan emekliler, işçiler, işsizler, en geniş kesimler yürüdü. Bu mücadele kıymetlidir. Ancak Özgür Özel liderliği bu mücadeleyi bir aşamada frenledi. Bunda kuşkusuz hem devletin baskısı hem de faşist grupların sabotajları da gerekçe oldu. Ve Özel, partisini ve belediyeleri savunmak için özünde bir seçim kampanyası olan mitinglere başladı ve devam ediyor. Bu mitinglere iktidara karşı çıkan çok farklı insanlar katılıyor.
Ancak sosyalistlerin rolü farklıdır. Biz değişimi seçimlere havale etmiyoruz. Değişimin kendisini mücadelede görüyoruz. Kuşkusuz bu mücadeleler sadece siyasi değil, ekonomik talepli emekçi hareketleridir. Bunların büyümesi ve birleşmesini sadece sosyalistler sağlayabilir.
Ayrıca sıfırdan başlamıyoruz. Dünyada ve Türkiye’de gerçek değişimi sağlayacak güç her zaman sosyalistlerdir. Çünkü uluslararası işçi hareketinin deneyimi ve derslerinin hafızasıdırlar. İşçileri bölen egemen fikirlere tamamen karşı çıkan yine sosyalistlerdir.
Mücadele ve örgütlenme geleneğini devrimciler sürdürüyor. Devrimci partinin görevi işçi sınıfının ve ezilenlerin kurtuluşuna yardımcı olmaktır.
Önümüzdeki seçimlerde mevcut iktidarın sona ermesini istiyoruz. Ancak yeni bir yönetim ya da herhangi bir olasılıkta önemli olan, tabandan yükselecek bir devrimci muhalefetin var olmasıdır.
Bugün bir yandan en geniş kesimlerle birlikte mücadele edeceğiz, aynı anda devrimci sosyalist alternatifi inşa edeceğiz.
DSİP’e üye olun, birlikte örgütlenelim, birlikte mücadeleyi büyütelim.
