Ocak ayında başlayan itirazlar, önümüzdeki ayların hareketli geçeceğine işaret ediyor.
Ocak-Şubat eylemleri
Şubat’a gelindiğinde eylemler 23 şehre ve 44 farklı işyerine yayılan bir iş bırakma dalgasına dönüştü. Grevlerin bu kadar hızlı yayılması, sokakta, üretim bantlarında ve tezgâhlarda biriken öfkeyi açık biçimde ortaya koydu.
Ocak ayı, büyük sanayi bölgelerinde ve dağıtım ağlarında yaşanan, toplu işten çıkarmalar ve direnişlerle başladı. Bu süreçte metal sektöründeki toplu sözleşme görüşmeleri kritik bir dönemeç haline geldi.
– Birleşik Metal-İş Sendikası öncülüğünde, 32 işletmeye bağlı 43 fabrikada binlerce işçi vardiya başında iş durdurarak MESS’in dayattığı yüzde 10’luk zam dayatmasını boşa çıkardı. Sonuçta varılan anlaşma ile ilk altı ay için yüzde 28,10’luk, Mart 2026 itibariyle toplam olarak yüzde 44,76’ya ulaşacak bir artış elde edildi. Ortalama metal işçisi maaşının 79 bin 500 liraya yükselmesi, işçi sınıfı açısından önemli bir moral kazanım oldu. Bu gelişme, işçi sınıfı ve toplumun diğer bileşenleri için kazanmanın yolunun nereden geçtiğini göstermektedir.
Metal’den Yemek Sepeti’ne
– Bu başarı, metal işçilerine nefes aldırırken diğer sektörlerdeki direnişlere de güç verdi. Ancak kazanımlar sanayinin her noktasında aynı hızla yankı bulmadı. Torbalı’da Temel Conta işçilerinin makinelerin fabrikadan kaçırılmasına karşı başlattığı nöbetle, yerelde biriken büyük öfke dönüşüp işçi sınıfı mücadelesinin sembolü haline geldi.
– Yemeksepeti Express kuryelerinin ocak ortasındaki eylemleri ve Migros Depo çalışanlarının 23 Ocak’ta başlattığı direniş, işçilerin kölelik düzenine teslim olmayacaklarını ortaya koydu.
– Mersin Limanı’nda işten çıkarılan 180 kişinin kurduğu barikat ve Van’daki BİM Depo çalışanlarının yüzde 27’lik zam dayatmasına karşı duruşu, direnişin ülke geneline yayıldığının göstergesiydi.
Haysiyet mücadelesi
Şubat ayına gelindiğinde, yerel çıkışlar birleşerek çok daha kapsamlı bir harekete dönüştü. Sermayenin yoğun olduğu bölgeler aynı zamanda itirazın merkezleri haline geldi.
Gaziantep’teki tekstil fabrikalarında işçiler, uzun süredir sendikasızlığa, hak gasplarına ve düşük ücretlere karşı direniyordu. Çengel, Gizem, Canan, Akınal Sentetik ve Ravanda Halı fabrikalarındaki çalışanlar, metaldeki büyük kazanımların aksine, kendilerine reva görülen düşük teklifler karşısında haysiyet mücadelesi verdiler.
Malatya’daki Demirşah Tekstil’de aylarca maaş alamayan 300 işçi, bu ülkedeki emek mücadelesinin özetini oluşturdu.
Yeraltında da direniş devam etti. İzmir, Manisa ve Amasya’daki Polyak, İmbat ve Yeni Anadolu Madencilik işçileri, sömürüye karşı kararlı bir şekilde durdu.
Bu hareketlilik yalnızca fabrikalarla sınırlı kalmadı; İstanbul’daki dev şantiyelerden Çorum’daki inşaat sahalarına, hatta Özel İtalyan Lisesi öğretmenlerinin grevine kadar yayıldı. “Kolay Gelsin” kuryelerinin 12 şehirde gerçekleştirdiği ve kısa sürede kazanımla sonuçlanan eylemi ise yan hakların ve paket başı ücretlerin birleşerek fiilen alınabileceğini gösterdi.
Politik arka plan
Tüm bu hareketlilik, yalnızca ekonomik sebeplerle açıklanamayacak kadar derin bir politik arka plana sahip. Toplumun geniş kesimleri mutlak yoksullaşmayı kabul etmeyip, iş bırakmalar ve sendikalaşma talepleriyle insanca yaşama mücadelesine girişiyor.
Kitleler, kâğıt üzerindeki ya da sanal, aslı astarı olmayan vaatleri beklemek yerine, metal işçilerinin kazandığı yüzde 44’lük artışın yarattığı özgüvenle üretimden gelen güçleriyle yaşamsal taleplerini dile getirip, ileriye taşımak istiyor.
Savaşa değil halka yatırım
Tam bu noktada, İran sınır hattındaki askeri hareketlilik ve beraberinde gelen savaşın maliyeti, bütçenin halkın sofrasından alınarak silahlara aktarılmasını hızlandırıyor. Savaşın faturası ağırlaştıkça mutfaktaki yangın büyüyecek ve “milli çıkar” retoriğiyle bastırılmaya çalışılan mücadele, ekonomik gerçeklerle çelişecektir. Savaş ve askeri macera, içerideki geçim derdini örtmek bir yana, onu daha da keskinleştiren bir dinamo görevi görecektir.
Savaş politikası, başta geçim sıkıntısı olmak üzere toplumsal çelişkileri milliyetçi ve emperyal hayaller ile örtmek yerine derinleştiren bir karabasan işlevi görecektir.
Şubat ayında 23 kente yayılan grev dalgası, bahar aylarında limanlar, madenler ve depolar gibi stratejik alanlarda hayatı durduracak bir güce dönüşebilir. İşçilerin kendi güçlerine olan inancı, önümüzdeki dönemin en belirleyici politik faktörü olacak gibi görülüyor.
Şubat 2026 eylemleri, yalnızca bir ücret mücadelesi değil; savaşa, yoksulluğa ve geleceksizliğe karşı halkın kendi hayatını savunma, kendi iradesini hayatın içinde tekrar üretme ve örgütleme mücadelesine dönüşebilir.