“Aynı anda her şey ve hiçbir şey olmamız isteniyor”

İstanbul’da öğretmen Fatma Nur Çelik’in okulda bıçaklanarak öldürülmesinin ardından eğitim alanında öğretmenlerin koşullarını ve şiddetin kökenlerini öğretmenlerle konuştuk. 

Bir öğretmenin bıçaklanarak öldürülmesinin münferit bir olay olmadığı çok açık. Hayatını çocukların eğitimine adamış bir öğretmenin böyle katledilmesi hangi etkenlerin  ürünü olarak ele alınmalı?

Elif Öğretmen: Bu olayla   aileyle birlikte başlayan eğitim sürecinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Bu şiddet sarmalının önüne geçmek için hızlıca alınması gereken aklıma gelen  bazı önlemler var. 

Öğretmenlik mesleğini itibarsızlaştıran uygulamalar, değişmeli şikayet lincine bir son verilmeli. Okulların CİMER bağının kesilmesi şart. Öğretmenler sürekli hesap veren ve kendini savunmak durumunda kalan konumdan çıkmalı. Okullarda sorunlar öğretmenin dışlanmadığı tersine özne olduğu organlar ya da komisyonlar tarafından çözülmeli. Karar alma süreçlerinde öğretmene daha fazla yer ayrılmalı. Bunu devlet yasalarla güvence altına almalı. Özlük haklarından ekonomik, sosyal, kültürel haklara kadar geniş bir alanda öğretmenin rolü aktif olmalıdır. Bu süreçlerde pasif ve edilgen olan bir öğretmene müdahale daha az olur, aksine saygı artar, güven artar. Gereksiz evrak, dosya, proje gibi angarya işlerinden vakit kaldığında öğretmende motivasyon kalmıyor. Anlamsız iş yükünden öğretmen bunalmış durumda. Güvenlik ile ilgili öğretmeni koruyan yasaların ve yönetmeliklerin sınırı net değil.  Okullara daha fazla bütçe ayrılmalı, maddi olanaksızlıklar nedeniyle birikmiş sorunlar çözülmeli, güvenlik ve temizlik personeli kadrolu olarak istihdam edilmeli. Öğretmenlerin sendikaları ve bakanlık yetkilileri birlikte acil önlemler almalı.

Öğretmenlerin çalışma koşulları, hayat koşullarını özetle aktarabilir misiniz? Eğitim sisteminde öğretmenlere biçilen rol ne yöne doğru evriliyor?

Şenay Öğretmen: Bugün öğretmenlerden istenen: her şey olmaları, aynı zamanda hiçbir şey olmamalıdır.

Çok çelişkili gelse de bu ifade insana, bir öğretmen sınıfta öğretmen, okulda projeci, evde psikolog (velilerin okul saatleri dışında da ulaşabilmeleri sayesinde) sokakta ilk yardım uzmanı, yangında ilk kurtaracak..!

Diğer taraftan velinin işine karışmayan, öğrencisini hiçbir şekilde sorgulamayan, idarecinin her dediğini yerine getirmesi gereken, il ilçe müdürlüklerinin ve Bakanlığın emrine her an amade bireyler olmalılar.

Öğretmenlik yalnızca ders anlatılan saatlerle sınırlı bir meslek değil. Ders hazırlığı, ölçme-değerlendirme, evrak işleri, veli görüşmeleri, toplantılar ve çeşitli idari görevler öğretmenlerin iş yükünü önemli ölçüde artırıyor. Bu durum günün büyük kısmını iş düşünerek geçirmelerine neden olabilir. Bu yük artarken, elde ettiği gelir birçok öğretmeni ekonomik açıdan zorlamakta, artan hayat pahalılığı yani artan kira, ulaşım ve temel yaşam giderleri karşısında yetersiz kalmakta. Bu durum öğretmenlerin yaşam kalitesini önemli oranda azaltıyor. Derse mutsuz girmesine neden olurken bir taraftan da sürekli öğrencilerin sorunlarıyla ilgilenmek, kalabalık sınıflarda çalışmak ve yoğun sorumluluk taşımak zamanla duygusal yıpranmasına da yol açıyor.

Bu yüzden öğretmenlerin insanca yaşayabilecekleri ekonomik koşullara, güvenli okullara ve mesleklerine saygı duyulan bir çalışma ortamına sahip olmaları eğitim kalitesi açısından çok önemlidir. Bizler  öğrenciyi en yakından tanıyan ve sınıfta neyin işe yaradığını en iyi gözlemleyen kişileriz. Bu nedenle öğretmen, eğitim politikalarının sadece uygulayıcısı değil; aynı zamanda düşünen, değerlendiren ve katkı sunan bir öznesi olmalıdır.

KESK özellikle kuruluş sürecinde kitlesel, militan, ve genç bir sendikal mücadeleyle tüm emek örgütlerini harekete geçiriyordu. Bugün KESK ve özellikle Eğitim Sen nasıl bir mücadele düzeyi sergiliyor?

Ruşen Öğretmen: Bu soruya  cevap verebilmek için, her olayın kendi zamanı ve kendi koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini göz önünde bulundurmak gerekir. Çünkü toplumsal ve sendikal hareketler, içinde bulundukları siyasal, ekonomik ve toplumsal şartlardan bağımsız olarak gelişmez.

KESK’in 1990’lı yıllardaki kuruluş süreci, Türkiye’de kamu emekçilerinin sendikal haklarını yeni yeni kazanmaya başladığı, örgütlenme isteğinin güçlü olduğu ve toplumsal muhalefetin daha hareketli olduğu bir döneme denk geliyordu. Bu dönemde genç, dinamik ve mücadeleci bir kadro yapısı vardı. Hak arama mücadelesinin henüz yeni olması, tabanın daha istekli ve katılımcı olması, KESK’in kitlesel ve militan bir çizgide ilerlemesini sağladı. Bu nedenle KESK yalnızca kendi üyelerini değil, diğer emek örgütlerini de etkileyen, onları harekete geçirebilen bir rol üstlenebiliyordu.

Ancak bugün gelinen noktada aynı mücadele düzeyinin görülmemesini yalnızca kurumların iradesiyle açıklamak eksik olur. 2000’li yıllardan sonra çalışma hayatındaki değişimler, sendikal örgütlenmenin zorlaşması, kamu çalışanları üzerindeki idari ve hukuki baskıların artması, toplumsal muhalefetin genel olarak zayıflaması gibi etkenler sendikal hareketin gücünü doğrudan etkiledi. Bu durum KESK’i ve özellikle Eğitim Sen’i de etkileyerek daha temkinli, daha sınırlı ve çoğu zaman savunma pozisyonunda kalan bir mücadele hattına itti.

Toplumsal mücadelelerde ilerleme ve gerileme dönemleri kaçınılmazdır. Hiçbir sendikal yapı sürekli yükseliş halinde olmadığı gibi, gerileme dönemleri de kalıcı değildir. Bu nedenle bugünkü KESK’i değerlendirirken, onu yalnızca bugünkü eylem gücüyle değil, içinde bulunduğu dönemin siyasal ve toplumsal koşullarıyla birlikte ele almak gerekir. Aynı şekilde geçmişteki kitlesellik ve militanlığın da o günün şartlarının bir ürünü olduğu unutulmamalıdır.

Şunu da unutmamak gerekir ki hali hazırdaki mülakat sistemi yeni öğretmenlerin sistemin kendi kadrolarını eğitim camiasına yerleştirerek mali sendikaların niceliksel olarak sayılarının aynı zamanda genç kalabilmelerinin önünde başka biri engeldir

Sonuç olarak, bugün KESK ve Eğitim Sen’in mücadele düzeyi geçmişe göre daha sınırlı görünse de, bu durum yalnızca örgütsel tercihlerin değil, içinde bulunulan dönemin genel toplumsal mücadele koşullarının bir sonucudur. Toplumsal hareketlerde yeniden canlanma yaşandığında sendikal mücadelenin de güçlenmesi kaçınılmaz olacaktır.

son yazıları

Nisan Tezleri: Marksizm ve hareketten öğrenme stratejisi
Savaş yolunda
Hormon Hakkım Kolektifi: “Transların sağlık hakkının gaspına izin vermiyoruz”

ilginizi çekebilir

vladimir-lenin-vector-portrait-8l2moxxxxrqqa1p1
Nisan Tezleri: Marksizm ve hareketten öğrenme stratejisi
1536x864_cmsv2_a6fb91cb-e859-5a46-b1de-956019fdbf6f-9680297
Savaş yolunda
WhatsApp Image 2026-03-14 at 16.02
Hormon Hakkım Kolektifi: “Transların sağlık hakkının gaspına izin vermiyoruz”