1950 seçimlerinde büyük toprak sahiplerinin ve ticaret burjuvazinin temsilcisi olarak seçimleri kazanan Demokrat Parti döneminde, ordu mensuplarının ayrıcalıkları hızla erimeye başlamıştı. Askeri bürokrasinin yönetimle olan bağı kesilmiş, subay ve astsubayların maaşlarında gözle görülür düşüşler yaşanmıştı. Örneğin kıdemli bir başçavuşun maaşı, bir doçent doktorun maaşının altına düşmüştü. Özellikle düşük rütbeli subayların hayat standartlarını yükselterek mensubu bulundukları zümreye “ihanet etme” potansiyellerinin ortadan kaldırılması, ayrıca askeri bürokrasinin geleceğinin büyük burjuvaziye tam olarak bağlanması için darbeciler TSK mensupları için bir yardımlaşma ve emeklilik fonu kurmaya karar verdiler.
3 Ocak 1961’de kabul edilen kanuna göre, “Milli Savunma Bakanlığına bağlı olmak ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına bu kanunda yazılı sosyal yardımları sağlamak ve merkezi Ankara’da bulunmak üzere (Ordu Yardımlaşma Kurumu)” teşkil ediliyordu. Böylece 1 Mart 1961 tarihinde OYAK resmen kuruldu. OYAK, kurulmasıyla birlikte hızla büyümeye başladı. Zaten bunun böyle olması için gereken tedbirlerin tümü çıkartılan kanunla alınmıştı: Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur gibi diğer sosyal güvenlik kuruluşlarının yatırım faaliyetlerine yasa ile sınır getirilmiş olmakla birlikte, OYAK herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmuyordu. Yani canının istediği her alana istediği şekilde yatırım yapabiliyordu.
Ayrıcalıklar bununla da sınırlı değildi; OYAK’a başka hiçbir kuruluşa tanınmayan vergi ayrıcalıkları ve muafiyetleri sağlanmıştı. OYAK’a bağlı şirketler normal vergilerini ödüyorlardı, ancak OYAK’ın kendisi gelir, kurumlar, veraset ve intikal vergileri, damga vergisi gibi her türlü vergiden muaf tutuluyordu. Bu durum hem OYAK’a diğer holdingler karşısında bir avantaj sağlıyor, hem de özellikle uluslararası sermaye açısından OYAK’ı cazip bir ortak haline getiriyordu. Kısacası, OYAK’ın kapitalist bir holdinge dönüşmesi için gereken bütün koşullar sağlanmıştı.
OYAK, 1980’lere kadar uygulanan ithal ikameci strateji doğrultusunda kendisine yüksek kârlar sağlayan korumacı politikalardan faydalandı, yüksek gümrükler, ithalat yasakları, vergi muafiyetleri ve çeşitli teşviklerle korunan otomotiv, çimento gibi sektörlere dev yatırımlar yaptı. Ancak OYAK asıl sıçramasını 1980 darbesinden sonra uygulanan neoliberal politikalar döneminde gerçekleştirdi. Bu dönemde çimentoculuk, bankacılık ve demir çelik alanlarına peş peşe yatırımlar yaptı. Uygulanan neoliberal politikalar sonucunda 1994, 1999, 2001 ve 2008 yıllarında yaşanan krizler işçi ve emekçilere fatura edilirken, OYAK kârlarını inanılmaz boyutlara çıkardı. Askeri bürokrasinin yaşanan bütün krizlerden etkilenmeyerek zümre ayrıcalıklarını korumasını sağladı.
OYAK bugün 60’tan fazla şirket ve iştiraki ile Türkiye’nin en büyük sermayeleri olan Koç ve Sabancı ile yarışır hale geldi. Hemen hemen her sektörde faaliyet gösteren OYAK, 241 milyar TL’lik malvarlığına ulaştı. Şirketlerinin ve iştiraklarının bir kısmı şunlardır: Erdemir Grubu şirketlerine iştirak etmek üzere kurulan ATAER Holding iştirakleri vasıtasıyla demir çelik, OYAK Renault ve MAİS otomotiv, OMSAN taşımacılık, Adana, Bolu, Ünye, Mardin Çimento ve BİRÇİM, OYAK Beton, OYKA Kağıt Ambalaj, OYAK Yatırım Menkul Değerler, OYAK Ankerbank ve Halk Finansal Kiralama, HEKTAŞ tarım ilaçları, TUKAŞ, Eti Pazarlama ve gıda, OYAK İnşaat, OYAK Konut İnşaat, OYAK Pazarlama, hijyen ve turizm, OYTAŞ, dış ticaret, OYAK Savunma ve Güvenlik Sistemleri, OYAK Enerji ve OYAK Teknoloji, bilişim. Ayrıca OYAK Almanya, Rusya, Fransa, Romanya, Azerbaycan, Bulgaristan ve Irak’ta da yatırımlar yaparak, uluslararası sermayenin organik bir bileşeni haline geldi.
OYAK dev bir holding haline dönüştüğü tüm bu yıllar boyunca, bir işveren olarak işçilerin azılı düşmanı oldu. 24 Ocak kararlarının uygulanabilmesi için yapılan 12 Eylül 1980 darbesinin ardındaki güçlerden biri oldu. Dönemin TİSK başkanı Halit Narin “bu güne dek hep işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde” dediğinde, en büyük işverenlerden biri olan OYAK’ın düşüncelerini de dile getiriyordu. 2011 yazında OYAK’a bağlı bir kuruluş olan İSDEMİR’de işçilere yüzde sıfır zam dayatıldı. İşçiler bu dayatmaya karşı grev kararı alarak direnişe geçtiler ve grevden başarıyla çıktılar.
OYAK, dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında devasa yatırımları bulunan kapitalist bir işletme. Elinde bulundurduğu silahlı güçle, kendisinin de bir parçası olduğu kapitalist sınıfın bekçiliğini yapıyor. Dolayısıyla Türkiye ve dünya işçi sınıfının baş düşmanlarından birini teşkil ediyor. Bugün “cumhuriyet değerlerini” savunmak adı altında orduyu göreve, yani darbe yapmaya davet eden çevreler, aslında kendisini kapitalist sınıfa organik olarak eklemlemiş olan militarizmi işçi sınıfının kazanılmış tüm haklarını yok etmeye davet ediyorlar. Daha geçen gün 35 masum insanı göz göre göre katleden bir kurum, yarın işçi sınıfını tün örgütleriyle birlikte yerle bir edecektir. İşçi sınıfının kurtuluşu sınıf düşmanlarıyla bir olmakta değil, sınıf olarak onlara karşı mücadele etmekten geçiyor.