Türkiye'de 1968: Burjuvaziyi ürküten hareket

09.05.2018 - 09:11

1968 Türkiye tıpkı dünyadaki örneklerinde olduğu gibi tek boyutlu ve tek referanslı yaşanmadı. 1960'lı yıllar Türkiye'de işçi hareketinin ve solun güç kazanıp kitleselleşmeye başladığı bir dönem. 1960’ların Türkiye’sinde işçilerin, öğrencilerin, köylülerin, solun kitleselleşmesine yol açanın ne olduğunu kavramak çok önemli.

27 Mayıs 1960 darbesi Türkiye'de sanayi kapitalizminin gelişmesi yönünde önemli tedbirler alıyor. 1960’lı yıllarda plan uygulamasına dayalı yeni bir genişleme dönemine giriliyor. Birinci Beş yıllık kalkınma planının yürürlüğe girdiği 1963-1973 arasında yıllık büyüme hızlarının ortalaması %7. Sanayi tarımdan daha hızlı büyüyor. 1963-71 arası sanayi yılda ortalama %9, tarım %4 büyüme oranları kaydediyor. 1960’lı yıllara kadar devlet sanayide en büyük paya sahipken 1960’lardan itibaren sanayide özel sektörün payı artmaya başlıyor.

Türkiye, hızlı büyümeye rağmen az gelişmiş yoksul bir ülke. Sağlık alanında hem yavaş hem de bölgeler arasında derin bir eşitsizlik var. Sosyal güvenlik harcamaların neredeyse tamamı işçi ve işveren tarafından karşılanıyor. Sosyal güvenlik harcamalarının milli gelir içindeki payı 1960’lar boyunca %2-2,5 arasında kaldı. Sosyal yardımlarda ise hiçbir adım atılmamıştı ve işsizlik sigortası gündeme gelse de hayata geçmemişti.

Sınıf mücadelesi keskinleşiyor

Kapitalizmin tüm çelişkilerinin yaşandığı çok çeşitli mücadelelerin patlayışına tanıklık etti. 12 sendikacı ile Türkiye İşçi Partisi Kuruldu. 1965 seçimlerinde TİP 15 milletvekiliyle Meclise girdi, sosyalist bir grup kurdu. Türkiye egemen sınıfının mecliste kendine sol diyen bir partiye tahammülü yoktu. TİP’in meclise girmesini sağlayan milli bakiye sisteminin kaldırılması için AP hükümeti’nin 68’de mecliste adım atması çok sert tartışmalara neden oldu.

1960’lı yıllardan itibaren fabrikalarda çalışan işçi sayısı arttığı gibi işçi hareketinde gözle görülür ölçüde artışlar yaşanmaya başlıyor. Özellikle 1961-67 yılları arasında işçi hareketini şekillendiren çok sayıda grev ve direniş yaşanıyor. 1961 Saraçhane Mitingi, 1963’de Kavel Grevi, 1965 Kozlu direnişi ve 1966 Paşa Bahçe bunlardan bazıları.

Hareketin içinde yer alan öncü işçiler Türk-İş yönetiminin “partiler üstü siyaset dışı sendikacılık” anlayışını eleştirerek 1967 yılında DİSK’i kurdu. Aynı dönemde grevlerin sayısı giderek artmaya başladı.

1968 yılında Derby işgali sınıf mücadelesinde yeni bir dönemi de başlatıyor. Türk-İş’e bağlı Kauçuk-İş’in Derby Lastik fabrikasında yetkili sendika olduğunu iddia ederek toplu sözleşme yapmak istemesi üzerine işçiler DİSK’e bağlı Lastik-İş’e üyeyiz diyerek fabrikayı işgal ettiler. 8 Temmuz işgalin dördüncü gününde yapılan oylamada Lastik-İş’in yetkili olduğu kabul edildi. Derby işgalini, Altınel Pres Sanayi, Kavel Kablo, Emayetaş işgalleri izledi. 1969 Singer işgali ve Demir-Döküm işgaliyle birlikte, direnişler artık fabrikaların sınırlarını aşarak tüm bir işçi bölgesine yayılmaya başladı. Gamak işgalinde, durum polisin silahlı saldırısına kadar ilerlemişti. Alpagut işgali ve işçi denetimi hareketin hafızasında hala önemli bir yer tutar. 1970’de Alpagut Linyit işletmelerinde ve Günterm işgalinde işçiler yalnızca işgalle kalmadılar, kurdukları işyeri konseyleri aracılığıyla işyerini çalıştırmaya devam ettiler.1968-1969 yıllarında 24 işyerinde işçiler işyerlerini işgal etmiş.

Tüm bu eylemler işçi sınıfını güçlendirdi. İşçi sınıfı artık sermayenin karşısında gerçek bir tehdit oluşturmaya başladı. Ve tabi büyük sermaye aksayan üretimden ve artan işçi ücretlerinden rahatsızlık duymaya başladı. Bu nedenle patronlar DİSK’in kapatılmasını ve işçi hareketinin geriletilmesini istediler. Bu hedefle 1970’de 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda değişiklik öngören iki kanun tasarısı parlamentoya sunuldu.

Sendikal hakları kısıtlayan bu yasa önerilerinin hedefi DİSK’in tasfiyesi ve işçi hareketinin geriletilmesiydi.

Bu yasaya karşı işçiler mücadeleleri ile yanıt verdi. 15 Haziran günü İstanbul’un üç noktasından merkeze doğru yüründü. Gebze, Silahtarağa ve Levent yönlerinden başlayan yürüyüşler yol boyu büyüdü. 15 Haziran’da DİSK’li işçilere , Türk-İş’e üye işçiler de katıldı. 16 Haziran’da eyleme katılanlar arasında Türk-İş’li işçiler çoğunluktaydı. 15-16 Haziran direnişine katılan 168 işyerinin 121’inde Türk-İş’e bağlı sendikalara üye işçiler çoğunluktaydı. 

15-16 Haziran işçi sınıfının kendiliğinden mücadelesinin ne kadar sarsıcı ve yıkıcı bir güce sahip olduğunu ortaya koymak açısından tarihsel bir öneme sahiptir. Hareket bu eylemlerle siyasal alana sıçradı. İşçi sınıfı mücadelenin içinde sınıf kimliğine kavuştu, toplumsal bir güç olduğunun bilincine vardı.

Hareketin içinde yer alan daha bilinçli ve daha örgütlü unsurlar hareketi ileriye çektiler. Ancak kitlelerin güvenini kazanmış siyasi bir odağın olmadığı koşullarda bu tip öncüler hareketin üzerinde belirleyici bir rol oynayamadılar.

Öğrenciler, gençler, köylüler harekete geçiyor

1968 hareketi Türkiye’de her şeyden önce 15-16 Haziran eylemleriyle ifadesini buldu. Fakat hem antiemperyalist mücadele hem de öğrenci hareketi 1968’in farklı dinamikleri olarak sahneye çıktı.

1969 Şubat’ında 6. Filo'nun İzmir’e gelmesi İzmir, Ankara ve Trabzon’un da aralarında bulunduğu şehirlerde protesto edildi. Faşistler sağcılar sonraki 6. Filo'yu protesto “emperyalizme ve sömürüye karşı” mitingine karşı “bayrağa saygı” adıyla bir saldırı örgütlediler. Saldırılarda Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan öldü, 200 kişi yaralandı.

1960’ların sonunda sahneye çıkan diğer dinamik ise öğrenci hareketi oldu. Öğrenci işgalleri, okul boykotları, kitlesel eylemler ve çatışmalarda öne çıkan kararlı ve militan bir gençlik hareketi, daha sonraki yıllarda da belirleyici olacaktı. Öğrenci hareketi hızla antiemperyalist bir karakter de kazandı fakat bu antiemperyalizm en başından itibaren Kemalist ideolojik öğelerle el ele ilerledi.

1968 döneminde köylüler hak arayan dinamik bir güç olarak özgürlüklerini kazanmak için mücadeleye atılan Kürtler gibi politik alanda ses getirdiler.

1968 hareketi ne yazık ki Türkiye’de daha sonra işçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır diyen bir sol tarafından miras olarak alınmadı. “970’ler boyunca yığınsallaşacak popülist hareketler, işçi sınıfını teorinin ve eylemin merkezine kopan Marksist geleneği değil işçi sınıfını diğer toplumsal mücadele güçleriyle, gençlikle, köylülükle eşitleyen bir geleneği inşa ettiler. Böylece olağanüstü zenginlikteki 1968 hareketi, bu militan ama yukarıdan sosyalizm ve kurtarıcı eylem anlayışına kapı aralayan bir geleneğin kökleşmesiyle son buldu. 

Nuran Yüce

(Sosyalist İşçi)


SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol