Komünarların cesareti nereden kaynaklanıyordu?

19.03.2017 - 13:28

1871 yılının Mart ayında Parisli işçiler ayaklandı. Savaşa, aşağılanmaya ve sömürüye karşı harekete geçti. Tarihte ilk kez işçiler, iktidarı ellerinde toparladılar. Komün o gün bugündür egemen sınıfların korkulu rüyası.

İşçi sınıfının hazır devlet makinesine el koymakla yetinemeyeceğini gösteren ve Marx’ın ifadesiyle “emeğin iktisadi kurtuluşunun gerçekleşmesini sağlayabilecek olan en sonunda keşfedilmiş siyasal biçim” olan Komün hakkında Rus devriminin liderlerinden Lenin’in Devlet ve Devrim kitabındaki bölüm güncelliğini hâlâ koruyor. Kısaltılarak özetini okurlarımızın dikkatine sunuyoruz...

Bilindiği gibi Marx, Komün'den birkaç ay önce, 1870 sonbaharında, Parisli işçileri uyardı ve hükümeti devirme girişiminin umutsuz bir budalalık olacağını kanıtladı. Fakat 1871 Mart’ında, işçilere kesin savaş dayatılıp, onlar bunu kabul ettiğinde, ayaklanma bir olgu hâline geldiğinde, uğursuz işaretlere rağmen Marx, proleter devrimi en büyük coşkuyla selamladı.  Ancak Marx, kendi ifadesiyle "gökyüzünü fethetmeye" kalkan Komünarların kahramanlığına hayran olmakla yetinmedi. Hedefine ulaşmamış olmasına rağmen devrimci kitle hareketinde, muazzam önemde bir tarihsel girişim, proleter dünya devriminde ileriye doğru belli bir adım, yüzlerce program ve mülahazadan daha önemli olan pratik bir adım görüyordu. Bu girişimi tahlil etmek, ondan taktik için dersler çıkarmak, bu girişime dayanarak teorisini gözden geçirmek - Marx'ın önüne koyduğu görev buydu.

Marx, Komünist Manifesto'da yapmayı gerekli gördüğü biricik "düzeltme"yi, Parisli Komünarların devrimci deneyimleri temelinde yaptı. Komünist Manifesto'nun yeni Almanca baskısına iki yazar tarafından imzalanmış en son önsöz 24 Haziran 1872 tarihlidir. Bu önsözde yazarlar, Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Manifesto'nun programının "bugün yer yer eskidiği"ni açıklıyorlar.

"Özellikle -diye devam ediyorlar- Komün, 'işçi sınıfının hazır devlet mekanizmasını basitçe ele geçirip, onu kendi amaçlan için harekete geçiremeyeceğini' kanıtlamıştır."

Bu alıntıdaki tek tırnak içindeki sözleri yazarlar, Marx'ın Fransa'da İç Savaş eserinden almışlardır. Böylece Marx ve Engels, Paris Komünü'nün asıl ve temel dersine tek başına öylesine büyük bir önem biçtiler ki, onu özsel bir düzeltme olarak Komünist Manifesto'ya eklediler.

Tam da bu özsel düzeltmenin oportünistler tarafından tahrif edilmiş olması ve Komünist Manifesto okurlarından onda dokuzunun, belki de yüzde doksan dokuzunun bunun anlamını kesinlikle bilmemesi son derece karakteristiktir. Şimdilik, Marx' ın aktardığımız ünlü ifadesinin mutat, bayağı "yorum"unun, Marx'ın burada, iktidarı ele geçirmenin tersine tedrici gelişim düşüncesini vurguladığı vs.' den ibaret olduğunu belirtmekle yetinelim.

Gerçekte tam tersi söz konusudur. Marx'ın düşüncesi, işçi sınıfının "hazır devlet mekanizmasını" parçalamak, paramparça etmek zorunda olduğu ve kendisini sadece onu ele geçirmekle sınırlayamayacağı yolundadır.

12 Nisan 1871 'de, yani tam Komün sırasında Marx, Kugelmann'a şöyle yazıyordu:

"18. Brumaire'imin son bölümüne bakarsan, Fransız devriminin bir sonraki girişimi olarak, artık şimdiye kadar olduğu gibi bürokratik-askeri mekanizmayı bir elden diğerine geçirmeyi değil, bilakis onu paramparça etmeyi (altı Marx tarafından çizilmiştir) ifade ettiğimi göreceksin, ve bu kıtadaki her gerçek halk devriminin önkoşuludur. Kahraman Parisli parti yoldaşlarımızın girişimi de budur.”

Bu sözlerde: "bürokratik-askeri mekanizmayı paramparça etme" sözlerinde, kısaca ifade edilmiş haliyle, proletaryanın devrimde devlet karşısındaki görevlerine dair Marksizmin ana dersi içerilmiştir. Ve tam da bu ders sadece unutulmakla kalmamış, aynı zamanda Marksizmin egemen Kautskyci "yorumuyla" doğrudan tahrif edilmiştir!

Marx'ın Onsekizinci Brumaire'e yaptığı atıfa ilgili değerlendirmesinden iki noktayı vurgulamak ilginç olacaktır. Birincisi, çıkardığı sonucu kıtayla sınırlıyor. İngiltere'nin henüz, saf kapitalist bir ülke örneği olduğu, ve fakat militarizmin ve büyük ölçüde bürokrasisinin olmadığı 1871'de bu anlaşılır bir şeydi. Bu yüzden Marx, "hazır devlet mekanizması"nı yıkma önkoşulu olmadan da bir devrimin ve hatta bir halk devriminin o sıralar mümkün göründüğü ve olduğu İngiltere'yi dışta tutuyordu.

Şimdi, 1917 yılında, ilk büyük emperyalist savaş çağında, Marx 'ın bu sınırlaması geçersizdir. Dünyada, militarizmin ve bürokratizmin varolmaması anlamında Anglosakson "özgürlük"ün en büyük ve son temsilcileri olan gerek İngiltere gerekse de Amerika, her şeyi kendine tabi kılan, her şeyi ezen bürokratik-askeri kurumların genel Avrupai pis, kanlı bataklığına tamamen batmışlardır. Şimdi hem İngiltere hem de Amerika için, (orada 1914-1917 yıllarında "Avrupai", genel emperyalist yetkinliğe erişmiş olan) "hazır devlet mekanizması'nın paramparça edilmesi, parçalanması "her gerçek halk devriminin önkoşulu" nu oluşturur.

İkincisi, Marx'ın, bürokratik-askeri devlet mekanizmasının parçalanmasının "her gerçek halk devriminin önkoşulu"nu oluşturduğu yönündeki olağanüstü derin ifadesi özel bir dikkati gerektiriyor. (…) Örneğin 20. yüzyıl devrimleri alındığında, doğal olarak gerek Portekiz gerekse de Türk devrimini burjuva devrimler olarak kabul etmek gerekecektir. Fakat bunlardan ne biri ne de diğeri bir "halk" devrimidir, çünkü halk kitlesi, halkın muazzam çoğunluğu ne birinde ne de diğerinde, herhangi bir hissedilir biçimde aktif, bağımsız, kendine ait ekonomik ve politik taleplerle ortaya çıkmıyor. Buna karşılık 1905-1917 Rus burjuva devrimi, Portekiz ve Türk devrimlerine zaman zaman nasip olan "parlak" başarılar gösterememiş olsa da, hiç kuşkusuz "gerçek bir halk devrimi" idi, çünkü halk kitlesi, onun çoğunluğu, toplumun köleleştirilmiş ve sömürülen en alt katmanları bağımsız olarak ayaklandılar, devrimin tüm seyrine kendi taleplerinin, yıkılacak olan eskinin yerine kendi tarzlarında yeni bir toplum kurma yönünde kendi girişimlerinin damgasını vurdular.

1871 yılı Avrupası'nda kıta üzerinde proletarya hiçbir ülkede halkın çoğunluğunu oluşturmuyordu. Gerçekten de halkın çoğunluğunu hareketin içine çeken bir "halk" devrimi ancak, hem proletaryayı hem de köylülüğü kapsadığında böyle bir "halk" devrimi olabilirdi. İşte bu iki sınıf o zaman "halk"ı oluşturuyordu. Her iki sınıfın ortak yanı, "bürokratik-askeri devlet mekanizması"nın onları köleleştirmesi, ezmesi, sömürmesidir. Bu mekanizmayı parçalamak, paramparça etmek - "halkın", onun çoğunluğunun, işçilerin ve köylülüğün büyük bölümünün gerçek çıkarı burada yatar, en yoksul köylülerin proletaryayla özgür ittifakının "önkoşulu", budur ve böyle bir ittifak olmadan demokrasi kalıcı olamaz ve sosyalist dönüşüm olanaksızdır.

Bilindiği gibi, bir dizi iç ve dış nedenlerden dolayı hedefine ulaşamayan Paris Komünü, kendisine böyle bir ittifaka yolu açıyordu.

Dolayısıyla Marx, "gerçek bir halk devrimi"nden söz ettiğinde, küçük-burjuvazinin özelliklerini asla unutmaksızın (bunlardan çokça ve sık sık söz ederdi) 1871 yılında Avrupa'nın çoğu kıta devletlerinde sınıfların gerçek güçler dengesini titizlikle göz önünde bulundurdu. Öte yandan ise, devlet mekanizmasının "parçalanması"nın hem işçilerin hem de köylülerin çıkarları doğrultusunda zorunlu olduğunu, onları birleştirdiğini, onların önüne "parazitleri" bertaraf etme ve yerine yeni bir şey koyma ortak görevini koyduğunu saptıyordu.

(Sosyalist İşçi)