Neden devrimci partiye ihtiyacımız var?

11.12.2016 - 01:08

Mısırlı, Lübnanlı, Suriyeli devrimci sosyalistler Arap Baharı'nı boğan karşı-devrimden çıkan en büyük dersi döne döne vurguluyor: Eğer ayaklanmaya hazırlıksız yakalanırsak, emekçi kitlelerle canlı bağlara sahip devrimci partilerimiz yoksa kazanamayız. Hazır güçler müdahale eder, devrimi çalar ve boğar.

Batıda burjuva demokrasilerinde mücadele eden sosyalistler de aynı çelişkiyi yenmek için uğraşıyor: Kitleler neoliberal elitleri redderken, ırkçılar demagojik eleştirileriyle destek buluyor. Krize ve ırkçılığa karşı mücadele eden güçleri birleştirecek, reformist solun solunda etkili devrimci partiler sağa kayışı durdurabilir.

Geçen üç yıl içinde Gezi Parkı ve 15-16 Temmuz direnişlerini  yaşayan ve bugün onyıllardır aşağıdan mücadeleyle elde ettiği kazanımları gasp edilen bizler de aynı sorunu yaşıyoruz.

Gezi'de başını liseli ve üniversiteli öğrencilerin çektiği halk hareketini CHP çaldı. Dipten gelen dalgayı ard arda gelen sokak yenilgileri ve parlamenter hesaplarla bitirdiler.

15-16 Temmuz'da başını çalışan sınıfların çektiği muazzam halk hareketini ise Ak Parti ve MHP çaldı. Beşinci kere darbe yapmaya kalkan ordunun direnişle yenilmesini makus talihin değiştiği, hak ve özgürlüklerin olabildiğince tanındığı tam bir demokrasiye geçişle değil baskı ve savaşla sonlandırdılar.

Krizle düzeni bozulan bugünün dünyasında  her yerde: Büyük çoğunluğun çıkarlarını gözetecek, acil taleplerini kazanması için kitleleri birleştirecek, işçi sınıfı bölen her türden burjuva fikirle mücadele edecek, uluslararası mücadelenin deneyimlerini bugünkü mücadelenin kaybetmemesi için kullanacak devimci partilere ihtiyacımız var.

Kitle partileri ve azınlığın örgütlenmesi

Üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf aynı zamanda entelektüel üretim araçlarının da sahibidir. Bu yüzden kapitalist toplumlarda hakim fikirler, hakim sınıfın fikirleridir.

Başta 'mevcut düzenin kötü de olsa bir başkasının imkansız olduğu ve buna katlanmamız gerektiği' olmak üzere milliyetçilik, mezhepçilik, ırkçılk, cinsiyetçilik gibi işçi sınıfı bölen burjuva fikirlerin hakimiyeti, sınıflı toplumların binlerce yıllık geleneği ve bu geleneğin taşıyıcısı devletin şiddet tekeliyle sağlanıyor.

Toplumun çoğunluğu oluşturan emekçi sınıflar kriz, ayaklanma ve devrimci durumlar gibi özel dönemlerin dışında mevcut düzenden hoşnutsuz olsa da devrimden değil yaşam koşullarının iyileştirilmesinden, halktan yana reformlardan yanadır. Kötünün iyisi olarak kabul ettikleri sermaye partilerinin şu ya da bu düzeyde maddi taleplerini içerip içermediğine bakarak oy verirler.

Fakat bu normal zamanlarda da sınıf mücadelesi devam eder. Ekonomik talepleri karşılanmayan işçiler grev yapar. Geçen yıl Bursa'nın en büyük otomotiv fabrikalarında işçilerin düşük ücretlere ve patron yanlısı sendikaya karşı üretimi durdurmaları, bu grev dalgasının bir çok sektördeki büyük fabrikalara yayılması gibi. Patronlara karşı mücadeleye atılan işçiler, çoğu Ak Parti'ye oy veren sanayi işçileri gibi, mücadele içerisinde bu düzenin hiçbir yönüyle kötünün iyisi olamayacağını görür.

Mücadele kazanımlı ya da kazanımsız bitince kitleler evlerine döner. Dört bir yandan pompalanan burjuva fikirler, artık kolektif bir mücadelenin parçası olmayan tek tek bireylerde yeniden hakimiyet kurar. Ama bir fark vardır. Her mücadelenin içinden çıkan bir azınlık mücadeleyi yeni koşullarda devam ettirmeye çalışır. Bunlar öncü işçiler ve aktivistlerdir. Hareketin her seferinde sıfırdan başlamaması, yenilmemesi, bir sonraki kitlesel mücadele dalgasının büyütülmesi, ayrı ayrı yürüyen mücadelelerin biribirine bağlanabilmesinin tek yolu işçi sınıfının içindeki devrimci azınlığın siyasi örgütlenmesidir.

Birleşik mücadele

Sosyalistler işçi sınıfının diğer örgütlenmelerine karşı varolamazlar. Farkımız sadece bir parçanın, bir kesimin, bir halkın değil hepimizin talep ve çıkarlarını kazanmak için mücadeledir. İşçi sınıfının düzen içi iyileştirmelerle yetinen çoğunluğu ile devrim isteyen azınlığı arasındaki mücadele birliğini kuracak yegane güç bu devrimci partidir.

Fabrikalarda ve ofislerde mücadele eden öncü işçileri, doğanın yıkımına karşı her yerde, okullarda ve ezilenlerin mücadelesindeki aktivistlerle birleştirecek bir parti olmadan hareketi çalan sermaye partilerine dur diyemeyiz.

Devrimci parti devrim anında kitlesel bir partiye dönüşür. Bu ana kadar işçi sınıfının gündelik mücadelesi içinde yer alarak birleşmesine, dışarda bırakıldığı siyasi alana müdahale etmesine, örgütlenmesine yardımcı oluruz. Günde 14-16 saat çalışan işçilerin ve dört bir yanda mücadele eden aktivistlerin merkezi siyasal örgütlenmesi pratik ve hayati bir konudur.

Protestoların ve ayaklanmaların yüzyılında devrim sırası bize geldiğinde hazır olmanın yolu gücünü pratikten alan, teorik olarak berrak, politik olarak bağmısız ve esnek; fikirlere karşı devrimci fikirlerle her alanda hegemonya mücadelesi veren, vargücüyle demokrasi, barış ve özgürlük isteyen emekçilerin birliği için çalışan kolektif devrimci bir yapı. DSİP'in varlık nedeni ve yapmak istediği budur. Devrimci sosyalistlere katılın, bu kez kazanalım.

Volkan Akyıldırım

(Sosyalist İşçi)


Parti ve sınıf

“Öncü kesim ile onun çekiminde kalan kitlelerin tümü arasındaki ayrımı unutmak, öncü kesimin hep daha geniş kitleleri kendi düzeyine yükseltme görevini unutmak, ancak kendimizi kandırmak anlamına gelir; görevimizin dev boyutlarını gözden kaçırmak ve bu boyutları sınırlamak anlamına gelir.”

Rusyalı devrimci sosyalist Lenin’in bu yaklaşımının sadece 1902 Rusya’sında değil günümüzde her yerde pratik bir sorun olduğunu söyleyen Chris Harman'ın Parti ve Sınıf adlı makalesi konuyu derinlemesine ele almak için iyi bir kaynak.