12 Mart 1971: Darbeciler bir kez daha insanlığa karşı suç işlediler!

12.03.2017 - 08:19

1971 yılında dünyayı sarsan '68 devrimci dalgasının etkisiyle Türkiye'de de işçi sınıfının ve devrimci hareketin mücadelesi yükselişe geçti. 15-16 Haziran'da yaşanan görkemli direnişle işçi sınıfının kendine güveni giderek artıyor, öğrenci hareketleri radikalleşme yolunda hızlı adımlar atıyordu. Egemen sınıfların bu durum karşısında çaresiz kalması sonucu, ordu fiilen darbe yaparak işçi sınıfına ve devrimcilere savaş ilan etti.​

12 Mart 1971 günü saat 13:00'de TRT radyolarında okunan muhtıra ile darbe ilan edildi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Gürler, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Muhsin Batur ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Celal Eyiceoğlu'nun imzasını taşıyan 12 Mart Muhtırası, meclis ve hükümetin görevini yapmadığını, Atatürk'ün işaret ettiği uygarlık seviyesine ulaşma hedefinden sapıldığını, bu durumun düzeltilmesi için derhal partiler üstü bir hükümet kurulması gerektiğini, aksi taksirde ordunun idareyi doğrudan ele alacağını söylüyordu.

Hükümetin ve meclisin yapmakta zorlandığı görev, egemen sınıflara işçilerden ve devrimcilerden yönelen tehdidin ortadan kaldırılmasıydı. Bu, yüzlerce kişinin öldürülmesi, binlercesinin hapse atılması, on binlercesinin işkenceden geçirilmesi, işçi sınıfının örgütlerinin kapatılması, Kürt halkına yönelik baskıların daha da arttırılması anlamına geliyordu.

Askerler bu kez klasik bir darbede olduğu gibi ne parlamentoyu feshetmiş, ne de hükümeti devirmişlerdi. Ancak bunu her an yapmaya hazır olduklarını çok açık bir dille ifade ederek, seçilmiş hükümeti görevi bırakmaya zorlamışlardı. Bu, çok açık bir darbeydi. Nitekim, Süleyman Demirel başkanlığındaki hükümet istifa etti, yerine Nihat Erim başkanlığında kukla bir hükümet kuruldu. Darbeci hükümetin ilk hedefi, düzeni tehdit eden işçi sınıfının, devrimci ve muhalif güçlerin, Kürt halkının hizaya getirilmesi ve ezilmesiydi.

Darbeciler işçilere, devrimcilere, Kürtlere, muhaliflere saldırıyor

Bunu sağlamak için darbeciler ilk iş olarak İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere toplam 6 ilde sıkıyönetim ilan ettiler. Devrimciler, işçiler, Kürtler üzerinde korkunç bir terör estirilmeye başlandı. "Balyoz" adı verilen harekat hayata geçirildi. Bu harekat kapsamında Türkiye İşçi Partisi (TİP) kapatıldı, DİSK'in faaliyetlerine son verildi, birçok sosyalist örgüt kapatıldı ve devrimciler tutuklanarak işkencelerden geçirildi. Devrimci hareketin önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan yakalanarak idamla yargılanmaya başlandılar.

Deniz Gezmiş ve yoldaşlarının yakalanarak idamla yargılanmaları, devrimci hareket içerisinde ve toplumda ciddi bir tepkiye yol açtı. Serbest bırakılmaları amacıyla birçok eylem yapıldı. 4 Mayıs 1971'de Jandarma Genel Komutanı Kemalettin Eken'i kaçırma girişimi ve birkaç gün öncesinde Ankara'da bir uçak kaçırılması, 17 Mayısta Mahir Çayanların İsrail başkonsolosu Efraim Elrom'u kaçırmaları ve öldürmeleri bunlardan bazılarıdır.

Mahir Çayan ve arkadaşları, Deniz Gezmiş ve yoldaşlarını kurtarmak için Fatsa'daki NATO üssünde görevli üç İngiliz askerini kaçırdılar. Kızıldere köyünde saklandıkları binada kuşatıldılar. Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna'dan oluşan 11 devrimci, "Teslim olun!" çağrılarını reddederek sonuna kadar çarpıştılar. Devlet güçleri, 30 Mart günü 10 devrimciyi hunharca katletti. İçlerinden sadece Ertuğrul Kürkçü sağ olarak kurtuldu, o da 17 yıl boyunca zindanlarda kaldı.

Darbeciler insanlığa karşı suç işlediler

12 Mart darbesinin etkileri yıkıcı oldu. Darbeyi izleyen iki yıl zarfında:

- Binlerce insan, askeri darbeden önce işledikleri iddia edilen suçlar bahane edilerek, sıkıyönetim askeri mahkemelerinde yargılandı.

- 3.600'ü öğretmen, 118'i gazeteci, yazar, çevirmen, yayıncı, sanatçı, 67'si bilim insanı olmak üzere 10.000'den fazla kişi gözaltına alındı, büyük kısmı tutuklandı ve mahkum edildi.

- 37 gazete ve derginin yayını ya tamamen yasaklandı, ya da süreli olarak durduruldu.

- 200'ü aşkın kitabın basımı ve satışı yasaklandı, yarım milyondan fazla kitap toplatılarak imha edildi.

- 28 kişi emniyet kuvvetleri tarafından keyfi şekilde sokak ortasında vurularak öldürüldü.

- Gözaltına alınanlar haftalarca tecrit edilerek işkenceye tabi tutuldu. İşkence açıklamaları uluslararası insan hakları kuruluşlarının ve hukukçuların raporlarıyla da doğrulandı.

- Dünyanın dört bir yanından gelen tepkiler hiçe sayılarak üç devrimci lider idam edildi. Askeri savcılar ayrıca 151 sanık hakkında da idam talep etti.

- Üç siyasal parti kapatıldı. TİP'in yöneticileri 15 yıla varan ağır hapis cezalarına mahkum edildi.

- Etnik gruplara yönelik baskı yoğunlaştı, Kürt halkına karşı operasyonlar Kürdistan bölgesini de aşarak batıdaki büyük kentlere kadar genişletildi.

- 111 kişi "bölücülük" suçlamasıyla 16 yıla varan ağır hapis cezalarına mahkum edildi.

- Grev ve sendika hakları, askerlerin baskısı altında mevzuatta yapılan değişikliklerle sınırlandırıldı. Kamu sektöründeki tüm sendikalar kapatıldı.

- Tüm öğrenci dernekleri kapatıldı.

- 100.000'den fazla öğretmeni temsil eden Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) kapatıldı, yöneticileri 8 yıla varan hapis cezalarına çarptırıldı, binlerce öğretmen polis fişlemesiyle işinden edildi.