8 Mart: Ekmek, gül ve özgürlük istiyoruz!

08.03.2017 - 06:13

8 Mart 1908'de tekstil işkolunda çalışan yaklaşık 15 bin kadın, New York'ta yürüdü. Bu kadınlar oy hakkı, daha iyi bir maaş ve yaşanabilir bir hayat istiyorlardı. 1911 yılında ilk kez kutlanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nden bu yana kadın özgürlük hareketi ve mücadelesinde çok yol kat edildi. O günden bugüne bu yolu kadın ve erkek işçiler, patronlarına ve sistemin baskılarına karşı birlikte direnerek yürüdü. Bu, birleşik mücadelenin tarihi oldu.

Kadının ezilmişliği sorunu kökenleri, nedenleri ve sonuçları açısından hep bir tartışma ve ayrışma konusu oldu. Kadın ezilmişliği tarihinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu anlatanlar ile kadının ezilmesini insanın ezilmesi ile aynı döneme yani sınıflı toplumun ve artık ürünün ortaya çıkışına bağlayan marksistler arasında mücadele pratiklerinde de derin ayrışmalar yaşandı.

Neoliberal politikaların giderek daha acımasızca uygulanması ve küreselleşmenin sonucunda hem kadın hem erkek işçilerin hayatı daha da zorlaştı. Krizin faturasının işçi sınıfından çıkartılması, eşitsizlik uçurumunun giderek büyümesi, hiç bitmeyen savaşlarda ölen milyonlarca insan dünyayı biz ezilenler açısından her gün biraz daha yaşanmaz hale getiriyor. Kadın, kriz zamanlarında ilk işten çıkartılan, savaş zamanlarında ya göç etmek yada fabrikalara girmek zorunda kalan olarak bu süreçlerde sistem tarafından iki kez eziliyor.

Bu durumdan da anlaşılacağı gibi kadın sistemin gereklerine göre sistem tarafından konumlandırılıyor ve kullanılıyor. Erkek tarafından değil. Egemen sınıfın üyesi kadınlar, ezilen sınıfın kadınının emeğinden elde ettiği payı kendi koşullarının iyileşmesi için kullanır. Sömürülen sınıfın kadını ise daha fazla ezilme payı alır. Dolayısıyla kadın özgürlük mücadelesini bu iki sınıfın kadınlarını salt kadın olmalarından dolayı eşitleyerek ve birleştirerek vermek mümkün değildir.

Mücadele bazı reformlar elde etmek için gerçekleşebilir. Ancak kadınların gerçek bir özgürlük mücadelesi ile sistemin karşısına çıkması durumunda yine ezen-ezilen/sömüren-sömürülen olarak bölünecek, bu iki kadın kadınlara tanınacak boşanma hakkı, oy hakkı ve kürtaj hakkı gibi haklarda birleşebileceken grev, kreş, yemekhane ve daha fazla ücret taleplerinde yan yana gelemeyecektir.

Kadının ezilmesini "erkeğin çıkarı" ve "erkek egemen sistem" olarak açıklayanlar kadın hareketinin sistemden bağımsız olması mümkün olmayan kreş hakkı, oy hakkı, kürtaj hakkı, boşanma ve eşit işe eşit ücret hakkı gibi çeşitli konulardaki mücadeleleri yalnızca kadın hareketinin talepleri olarak ortaya koydu ver hareketin bir süre küçük kalmasına neden oldu.

Şüphesiz ki kadın özgürlük mücadelesinin meşrulaşması ve taleplerin duyulmasında yalnızca kadınlardan oluşan hareketlerin büyük katkıları oldu ve birçok kadının politikleşmesine meydanlara çıkmasına katkı sağladı.

Kadın hareketlerinin taleplerinin birçoğunun kazanılması da toplumsal mücadelenin yükseldiği, tüm ezilenlerin kapitalizmin yarattığı eşitsizlik ve baskı koşullarına karşı topyekun başkaldırdığı zamanlarında olmuştur. Kadın özgürlük mücadelesinin tarihi de bu mücadeleler ile birlikte yazılmıştır. 19. ve 20. yüzyıldaki kadın hareketleri ilhamlarını hatta kimilerin isimlerini o dönemdeki köleliğin kaldırılması ve sömürgeciliğe karşı verilen mücadelelerden aldılar.

21. yüzyılda ise kapitalizm, kadınları her zamankinden daha fazla bir seks objesi olarak kullanıyor bu da kadını cinsel taciz ve şiddete daha açık hale getirdi. Kadınların geleneksel anne ve eş rolleri devamından dolayı çifte sömürü koşulları da devam ediyor. Kapitalizm kâr hırsından dolayı daha fazla iş gücüne ihtiyaç duyarken her geçen ün daha fazla kadını iş gücüne katıyor.

Ancak kapitalizmin vahşileşmesi ile birlikte kadınlar da durumlarının daha fazla farkına varmaya ve koşullarının iyileşmesi için mücadele etmeye başladı.

Kadınların özgürlük mücadelesi 16. ve 17. yüzyıllara dayanır.

Kadınlar ekmek talebinden kürtaj hakkına, iş saatlerinin kısaltılmasından güvenli sekse, kreş talebinden boşanma hakkına, oy hakkı için yada savaşa karşı birçok farklı talep için sokaklara çıktılar. Kadınların yaktığı fitil kimi zaman devrimleri başlattı kimi zaman yarattıkları köklü değişiklikler ile bugünün önünü açtılar.

Tarih ve deneyimler bize mücadele biçimlerinin doğru konulması durumunda ezilenlerin mücadelesinin ortak düşmana karşı nasıl birleştiğini ve ne kadar büyük altüst oluşlar yarattığına tanıktır.

Bugün yine dünyanın dört bir yanında milyonlar egemenlere, sistemin yarattığı baskı ve sömürü koşullarına karşı özgürlük için sokakta. Sokağa çıkan kadınlar kendi taleplerini ortak özgürlük talebi ile birlikte yığınların bir parçası olarak dile getiriyor. Tunus ve Mısır devrimlerinden sonra Suudi Arabistan'da kadınlar oy hakkı tanındı; üstelik daha orada Tunus ve Mısır ile kıyaslanamayacak kadar küçük bir kıpırdanma söz konusu.

Egemenler kârları ve çıkarlarında olduğu gibi korkularında da ortaklaşıyor. Biz ezilenlerin verdiği ortak mücadele on yıllık diktatörlükleri yıkarken bir taraftan on yıllardır oy hakkı için mücadele eden kadınların haklarını kazanmasını sağladı.

Kadınlar yalnız başına vereceği mücadelenin kadının nihai özgürlüğü için yeterli olmayacağını tarihe bakarak görmek mümkün. Bugün bu iki mücadeleyi birlikte vermek ve ortaklaştırmak gerekiyor..

Kapitalizme karşı verilen mücadeleleri kadının özgürlük mücadelesi ile birleştirmek gerektiği gibi, kadınların kurutuş hareketleri de bugün dünyanın dört bir yanında özgürlük için sokağa çıkan kitlelerin mücadelesine katılmalı. Tüm ezilenler için olduğu gibi kadınlar için de nihai özgürleşme kadın ve erkek işçilerin sistemin tüm eşitsizliğine, sömürüsüne ve adaletsizline karşı vereceği ortak mücadele ile mümkün olacaktır.

Ekmek, gül ve herkes için özgürlük! talepleri kadınları da tüm ezilenler ile birlikte özgürlüğe bir adım daha yaklaştıracaktır.

Ayşe Demirbilek

Sosyalist İşçi, Sayı 430