Cumartesi Anneleri'nde 689. hafta

09.06.2018 - 15:42

Cumartesi Anneleri, 689. buluşmalarında, 12 Eylül askeri darbesinin ardından 10 Haziran 1981'de idam edilen ve cenazesi kaybedilen Veysel Güney için buluştu ve mezarının ailesine teslim edilmesini istedi.

Kayıp yakınları, ellerinde karanfiller ve gözaltında kaybedilen yakınlarının fotoğraflarıyla aynı saatte Galatasaray Meydanı'nda bir araya geldi. “Failler beli kayıplar nerede” yazılı pankartın üzerine Veysel Güney'in fotoğrafı konuldu konuldu. 

Eylemde ilk olarak, yine 12 Eylül döneminde kaybedilen Cemil Kırbayır'ın ağabeyi Mikail Kırbayır söz aldı. “Yaşam hakkını elinden aldın ama mezarı da ziyarete yasaktır” diyen Kırbayır, ölülerini kendi gelenek ve göreneklerimize göre defnetme haklarının ellerinden alındığını söyledi. “Yeter” diye devam eden Kırbayır, “Dünyanın hiçbir yerinde hangi dinden, hangi dilden, hangi ideolojiden olursa olsun bir ölünün saklanması kadar büyük suç yoktur, bu suçun adına insanlık suçu diyeceğim ama o bile hafif geliyor” diye konuştu.

Kırbayır, yurttaşlara da seslendi, “Durumumuz, yüreğimiz bu. Bu hak ihlallerinin devamına daha ne kadar tahammül edeceğiz? Bugün bize, yarın size. Takdir sizindir” dedi. 

12 Eylül döneminde katledilen Süleyman Cihan'ın kardeşi Ahmet Cihan, “Katiller belli. Soruşturma dosyalarında tek tek açıklamaları var. Tanıklar var. Ama hiçbir şekilde bunlar yargı önüne çıkarılmıyor” dedi. 

12 Eylül'den bu yana 40 yıl geçtiğini ve bu süreçte birçok iktidar değiştiğini belirten Cihan, şöyle devam etti: “Ama iktidarlar ne hikmetse bu ayıbı giderecek yargılama sürecinden hep kaçındılar. İktidarların koruması olmasa bunların kendi ifşaatları bile yani demeçleri bile yargılanmalarına yeterlidir.”

Veysel Güney'in ailesi ile birlikte 12 Eylül yargılamalarına müdahil olduklarını hatırlatan Cihan, dava dosyalarında burada anlatılanlardan çok daha fazla trajik hikaye olduğunu söyledi. Cihan, şöyle konuştu: “Dayanamadığı için minareye çıkıp kendini atan baba var. Her gece kabus gören aileler var. Aradan uzun zaman geçmesine rağmen (Kenan) Evren ile (Tahsin) Şahinkaya'yı görünce çıldıran aileler var. En büyük tepki de o kartal bakışlı Berfo ananın çocuğunu istemesi var.”

"Dosyalarımızda Mehmet Ağar var"

Süleyman Cihan'ın işkenceyle katledildiği kanıtlanmasına rağmen katillerin yargılanmasına işaret eden Ahmet Cihan, şöyle devam etti: “Dosyamızda, dosyalarımızda Mehmet Ağar var, bu iktidarın da bugün destekçisi ve bin tane eylemin müsebbibi, onurla, iftiharla bunu açıklayan Mehmet Ağar var. Şu anki iktidar da dahil iktidarların koruduğu insanlar olmasa yargılama çok daha kolay sürecek. Devlet suç işleyen görevlilerini koruyor kolluyor ve bundan sonra da suç işlemeye devam edin diyor. İdam edilmesine rağmen Veysel'in cesedi yok, kayıp. Bu iktidarlar açısından da bir utanç vesilesidir. Dilerim insanlara kıraathane açacağına Türkiye'nin bu ayıbını kaldırır bu iktidar. Muhalefetiyle, iktidarıyla bu ayıbın artık ortadan kaldırılması için kayıplarımızın akıbetinin açıklanmasını istiyoruz. Uluslararası Kayıplara Karşı Sözleşmenin mutlaka imzalanmasını istiyoruz.” 

"37 yıldır devletten maaş alıyorlar"

Veysel Güney'in yeğeni Doğan Güney ise “Sadece mahkûm edilen Veysel Güney değildi. 32 yıl boyunca yaşamının sonuna kadar bir anneyi evladına özlem duymaya mahkûm ettiler. 33 yıl boyunca bir babayı evladına özlem duymaya mahkûm ettiler. 8 kardeşi, canlarının parçasına özlem duymaya mahkûm ettiler. Amcamın mezarı 37 yıldır kayıp. Mezarı kaybedenler belli. 37 yıldır bu devletten maaş alıyorlar. Yüzbaşı Burhan Erdem, amcamın kaybedilmesinde parmağı bulunan adamdır, hala sokakta insanım diye dolaşıyor, devletten maaş alıyor. Bunların hesabının sorulmasını ve amcamın mezarının bize teslim edilmesini ve tüm kayıpların ailelerine teslim edilmesini istiyoruz” diye konuştu. 

Ardından haftanın açıklamasını İkbal Eren okudu ve Veysel Güney'in kaybediliş sürecini anlattı. Buna göre, 24 yaşındaki Veysel Güney, 28 Aralık 1980 tarihinde Antep'te gözaltına alındı. Sıkıyönetim Komutanlığı 11 günlük yargılama sonucu hiçbir delil olmadığı halde idama mahkûm etti. Karar, Meclis kararı olmadan, özel kanun çıkartılarak 10 Haziran 1981'de Antep E Tipi Hapishanesi'nde infaz edildi. Annesi, babası ve kardeşi idama giden Veysel Güney'le vedalaşırken aralarında askerlerden oluşan bir barikat vardı. Güney'in elleri kelepçeliydi. Birbirlerine dokunmalarına izin verilmedi. Anne Zeynep Güney ölünceye kadar o gece oğluna sarılamamanın derin acısını yaşadı.

İdam sonrasında Güney'in üzerinde bulunan kalemi, sigarası ve çakmağı tutanakla baba Ali Güney'e teslim edildi. Cenaze için ise "Onun mezara ihtiyacı yok! Belki köpeklerin önüne atarız" denildi ve Yüzbaşı Burhan Erdem tarafından alınan cansız bedeni kaybedildi.

Veysel Güney'in idamından 25 yıl sonra Güney'in ilk ifadesini alan ve idamında hazır bulunan savcı Mete Göktürk, "Adaleti Gördünüz mü?" adlı kitabında Veysel Güney'i suçlayacak hiçbir delil olmadığını yazacaktı.

İkbal Eren, sıkıyönetim mahkeme heyeti başkanı Albay Ahmet Arısüt, Üyeler Yarbay Ayhan Ulusoy ve Üsteğmen Güney Sert ile savcı Caner Ersu'nun taammüden cinayet işlediğini, Güney'in idamından ve kaybedilmesinden ise başta Kenan Evren olmak üzere 12 Eylül'ün tüm asker ve sivil unsurları, Antep Sıkıyönetim Komutanı General Şahabettin Balkan ve cenazeyi teslim alan Yüzbaşı Burhan Erdem'in sorumlu olduğunu kaydetti, yargılanmasını istedi.

Bu arada, eyleme Direniş Günleri Festivali kapsamında BEKSAV emekçileri de katıldı.

Kayıp yakınları, bu hafta da bulaşamayan Cizre ve Yüksekovalı kayıp yakınlarının sesi olduklarını belirtip, Av. Tahir Elçi'yi anarak önümüzdeki hafta aynı saatte buluşmak üzere eylemi sonlandırdı.

(ETHA)