Zenginlerin ırkçılık şovu: 2026 Dünya Kupası

Dünya Kupası henüz başlamadan katılan ülkelerden Haiti’nin formasına Fransız sömürgeciliğinden kurtulmalarının simgesi olan Haiti Devrimi’nden bir imge koyması FIFA yönetimi tarafından “savaş sahnesi” yansıttığı gerekçesiyle yasaklandı.

2026 Dünya Kupası yine medyada muazzam kutlamalarla başladı. Dünyanın dört bir yanındaki insanlara heyecan ve neşe getiren bu devasa organizasyon sayesinde küresel halkları kendi ülkeleri etrafında “sportmence” kenetleyecek zenginle yoksulun, ezilenle ezenin, güneyle kuzeyin, doğuyla batının kalbi aynı anda atıyor. Bu söylem egemenler açısından tam bir sportswashinge (sporla aklama) işaret ediyor. Dünya Kupası bir spor organizasyonu olmanın çok ötesinde devasa bir sömürü ve ırkçılık düzeni üzerinden yükselen, yoksulların yerinden edilmesine yol açan bir şovdan ibaret. 

Yoksulların emeği üzerinden yükselen kârlılık 

Dünya Kupası etkinliği her zaman işçilerin emeğinin mutlak bir şekilde sömürülmesi üzerinden yapılageldi. Etkinlik milyonları etkisi altına almaya başladıkça da sömürü katlanarak arttı. FIFA’nın sadece 2026 Dünya Kupası’ndan elde etmeyi beklediği gelir 11 milyar dolar. Dünya Kupası’na katılan takım sayısının 48’e, maç sayısının 104’e çıkarılmasıysa daha fazla “çevre” ülkeyi içermeye dönük bir adım değil, tamamen kârları artırmakla ilgili. 

Sıradan bir futbol izleyicisinin bir Dünya Kupası maçını canlı olarak stadyumda izlemesi hayal bile edilemeyecek bir şey. Ancak maçlara bilet alabilenler arasında da bir uçurum söz konusu. Es kaza maç için konaklama ve bilet ücretini karşılamanın bir yolunu bulabilmiş biri için ise Dünya Kupası deneyimi elbette krem tabaka ile aynı değil. İzleyiciler için her kategoride devasa sınıfsal duvarlar örülmüş vaziyette. Ultra zenginler için VIP localar, özel restoran hizmetleri, lüks şampanya ikramları, jet-set transfer gibi pek çok hizmet sunuluyor. Stadyumlarda gelir gruplarına göre “maç izleme” deneyimi özelleştirilirken sınıfsal farklar üzerinden “dinamik fiyatlandırma” sistemi kuran FIFA, her adımda kârına kâr katıyor. 

Ancak sınıfsal sömürü en temelde izleyiciler üzerinden kurulmuyor. Dünya Kupası’nın yapılacağı ülkelerde ultra zenginler için yapılan lüks otel inşaatları, kurulan restoran zincirleri yerel zenginleri daha da zenginleştirirken kentlerin soylulaşmasına yol açıyor: Kiralar yükseliyor, hayat pahalılığı artıyor. Bunun sonucu olarak bütün bu rantın yerel kapitalistler için var olmasını sağlayan emekçiler ve yoksullar kent merkezlerinden uzaklaşmak zorunda kalıyor, daha da yoksullaşıyorlar. Bu soylulaşmanın en net örneğini Dünya Kupası’nan yapıldığı ülkelerden biri olan Meksika’daki protestolar ortaya koydu. Sokaklara dökülen Meksikalı yoksullar politik talepler ile ekonomik talepleri birleştirerek “zorla kaybedilen” 130 binden fazla insanın bulunması için kaynak aktarmayan hükümetin, bu zenginler kulübü organizasyonuna para aktarmasını protesto ettiler. Ülkeye akın eden turistler sebebiyle yerel fiyatlar tavan yaparken, zaten muazzam bir gelir uçurumu olan Meksika’da kentler yoksullar için erişilmez hâle gelmiştir. Bir futbol ülkesi olan Meksika’da sıradan halkın maçlara erişimi ve kendi yerel takımlarını geliştirmeleri ise mümkün değildir. 

Ekranların başındaki izleyicinin satılması 

Kanadalı ekonomi politikçi Dallas Smythe bir zamanlar medyanın temel metasının tüketici olduğunu iddia etmişti. Dünya Kupası, bu teorinin doğrulandığı etkinliklerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Kupanın asıl kârı ekran başında milyarlarca insanın bu maçları izlemesinden doğuyor. İktisatçı Ceyhun Elgin’e göre Dünya Kupası’nın küresel markalar için önemi aynı anda milyarlarca insanın dikkatini tek bir noktaya toplayabilmesidir. Pek çok uyaranın olduğu günümüz kapitalizminde bunu gerçekleştirmek çok zordur ve bu dikkati en kıt kaynaklardan biri hâline getirmektedir. Burada önemli olan futbol değildir. Satılan sadece bilet, forma vb. değildir; milyarlarca insanın ekrana dikilmiş gözü paketlenerek küresel şirketlerin reklam pazarına meta olarak satılmaktadır. Maçlarda bir anda uydurulan “su molası”nın amacı da reklamlar için çıkan boşlukta firmaların reklamlarının daha görünür hâle getirilmesidir. 

Trump ırkçılığı 2026 Dünya Kupası’nda vücut buldu 

Dünya Kupası henüz başlamadan katılan ülkelerden Haiti’nin formasına Fransız sömürgeciliğinden kurtulmalarının simgesi olan Haiti Devrimi’nden bir imge koyması FIFA yönetimi tarafından “savaş sahnesi” yansıttığı gerekçesiyle yasaklandı. Bir zamanların sömürgelerine karşı uygulanan Batılı beyaz kibri bu karar tarafından ortaya kondu. 

ABD başkanı Donald Trump’ın göçmen karşıtı sınır ve güvenlik politikaları ise bu yılki Dünya Kupası’nda damgasını vurdu. Kupaya ev sahipliği yapan ülkelerden ABD’de özellikle Afrika ve Batı Asya’dan gelenlere dönük ırkçılık tavan yaptı. Küresel bir “spor şöleni” olduğu iddia edilen organizasyonda taraftarların çoğu ABD’ye vize alamazken, sporcular, federasyon başkanları ve hakemler de ayrımcılığa maruz kaldı: Afrika Futbol Federasyonu tarafından 2025’in en iyi erkek hakemi seçilen Somalili Omar Artan, Miami’ye iniş yaptıktan sonra “terörle bağlantılı” olduğu söylenerek ABD’ye sokulmadı. ABD’nin İsrail’le beraber savaş açtığı İran’ın milli takımı ise 24 saat içinde ülkeye girip çıkmaya zorlandı. Senegal ve Özbekistan takımları aşağılayıcı bir muameleye maruz bırakıldı. Trump’ın göçmen karşıtı cinayet organizasyonu ICE’ın yetkileri arttırıldı ve Dünya Kupası göçmenler üzerindeki baskının aracı hâline getirildi. 

Dünya kupaları, devletler için halklarını “sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle olarak sunmak için büyük bir fırsat sunuyor. Türkiye de Dünya Kupası’nda milli takımı adeta sefere çıkan bir ordu gibi sundu. “Bizim çocuklar” diye çerçevelenen Türkiye Milli Takımı, çıktığı iki maçta 0 (yazıyla sıfır) gol atarak turnuvadan elendi.  Dolayısıyla bu sefer evdeki hesap çarşıya uymadı. 

Özgür bir dünyada özgür bir futbol

Sayısız multi milyarder, oligark, diktatör, savaş suçlusu tarafından desteklenen Dünya Kupası’nın futbolla bir ilgisi yok. İşçi sınıfının içinden doğan bir spor olan futbolu metalaştıran, ırkçılığın, milliyetçiliğin arenası hâline getiren kapitalizme karşı mücadele etmek zorundayız. 

İşçi sınıfının kurtuluşu, bütün spor dallarını da özgürleştirecektir!

son yazıları

Hindistan'da gençlerin liderliğindeki Hamamböceği Halk Partisi, adını aldığı canlı kadar öldürülmesi zor olabilir
Grev: Egemenlerin korkulu rüyası
Onur Ayı: Stonewall’dan Aile Yılı’na Antikapitalist Mücadele

ilginizi çekebilir

file-20260617-57-ifipma
Hindistan'da gençlerin liderliğindeki Hamamböceği Halk Partisi, adını aldığı canlı kadar öldürülmesi zor olabilir
187460
Grev: Egemenlerin korkulu rüyası
onuryuruyusmanset_large (2)
Onur Ayı: Stonewall’dan Aile Yılı’na Antikapitalist Mücadele