Vakıf üniversitelerinde yine hukuksuz işten çıkarmalar

Keyfi ve hukuksuz fesihler durdurulsun, işten çıkarılan akademisyenler görevlerine iade edilsin.

Akademik ders yılının bitmesiyle birlikte, her yıl olduğu gibi bu yıl da vakıf üniversitelerinde işten çıkarmalar hız kazandı. Akademisyen örgütleri ve sendikaların 12 Temmuz’da yaptıkları ortak açıklamaya göre, 1 Ocak 2024-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında en az 446 akademisyen işten çıkarıldı. Sadece son bir ayda ise Arel, Beykent, Aydın, Maltepe, Gelişim, Bilgi, Yeni Yüzyıl ve Atlas Üniversitelerinde 200’ü aşkın öğretim elemanının görevine son verildi.

Masraf kalemi mi?

2020 yılında yürürlüğe giren, vakıf üniversitelerinde çalışan öğretim elemanlarının devlet üniversiteleri öğretim elemanları ile eşit ücret alması yönündeki uygulama her ne kadar hâlâ tüm haklar ve düzenlemeler bağlamında uygulanmıyor olsa da bu işten çıkarmaların dile getirilmeyen örtük gerekçelerinden biri, vakıf üniversiteleri mütevelli heyetlerinin ekonomik kâr-zarar tablolarında öğretim elemanlarını adeta bir masraf kalemi olarak görmeleri.

NATO Zirvesi gibi uluslararası ve geniş çaplı gündemlerin gölgesinde uzun süredir üzeri örtülen ekonomik güvencesizlik, yoksulluk ve işsizlik gerçeği, her geçen gün daha da keskin bir hâl alıyor. Üniversitelerdeki hukuksuz tasfiyeler de bu sürecin bir parçası ve bir taraftan emek dünyasının içinde bulunduğu korkunç tabloya eklenip onu yansıtırken diğer taraftan özerk-demokratik ve kamu yararı gözeten üniversitelerin her geçen gün daha fazla baskı, boyun eğme ve piyasalaşma eğilimini de gözler önüne seriyor.

Üniversitelerde kâr amacı

Eğitim ve bilimsel üretimin sürekliliği, kamu yararı, düşünce ve ifade özgürlüğünün garanti altında olması gereken akademik ortamın aksine, talep olmadığı gerekçesiyle pek çok bölümün kapatılması ve bu bölümlerde çalışan öğretim elemanlarının “ihtiyaç fazlası” argümanıyla işlerine son verilmesi, vakıf üniversitelerinin kâr amaçlı önceliklerini artık hiç sakınmadan sergiledikleri yeni bir döneme de işaret ediyor. Sosyoloji, Fen-Edebiyat, İletişim, Sinema-TV, Mimarlık gibi kritik disiplinler, pek çok vakıf mütevellisi için “kâr etmeyen ve kapatılması gereken bir dükkân” olarak yorumlanıyor. Zaten halihazırda öğretim pratiğinin, gerekli minimum sayıda norm kadro ile sınırlı tutulduğu, uzmanlık alanı ve akademik liyakati bir kriter olarak almadan, olabildiğince az akademisyenle çok ders verilmesi metodunun uygulandığı bu kurumlarda, niteliğin her geçen gün daha da düştüğü, herkesçe kabul edilen bir gerçek. 

Fatura ise her zaman olduğu gibi; gerek çalışırken disiplin soruşturmaları, muğlak görev tanımları, mobbing gibi metotlarla bezdirilen gerekse de işten çıkarılırken, “talep yok, kapatıyoruz, size de ihtiyaç kalmadı” gerekçeleri öne sürülen işçiye kesiliyor. Oysa çok iyi biliyoruz ki bu nitelik düşüklüğü; işsizlik, bir rıza aracı olarak “eleştirel düşüncenin” cezalandırılması, yerel ve küresel neoliberal akademi yarışları içinde temel gösterge olarak alınan performans değerlendirmeleri ve bunun baskısıyla oluşan etik dışı yayınların artması gibi bir yığın zincirleme neden-sonuç ilişkisine bağlı. YÖK’ün kurulmasıyla birlikte geçmişi çok eskilere dayansa da en son 2016 yılında başlayan Barış Akademisyenleri ve ardından gelen KHK’ler ile uygulanan toplu tasfiyelerle içi boşaltılmaya çalışılan akademik ortamın anti-demokratik ve yapısal dönüşümü, tekil-parçalı ve münferit gibi görünen bu işten çıkarmalarla aslında devam ediyor. Norm fazlası, bölüm kapatılması ve benzeri gerekçeler sunulsa da hukuken bunun geçerli olmadığı; gerek kapatılan bölümlerin eleştirel dünyaya katkı potansiyelleri gerekse de işine son verilen öğretim elemanları içinde örgütlenme faaliyeti yürütenlerin toplumsal cinsiyet, soykırım, anadil gibi çalışma alanları olan öznelerden oluşması, bu tekil görünen tasfiyelerin aslında gayet kasıtlı bir çölleştirme projesinin uzantısı olduğunu gösteriyor.

Bu piyasacı ve tepeden inme uygulamaların, kurumsal düzeyde garanti altına alınması ve sürekliliğinin sağlanması ise yine yasalar yoluyla sağlanıyor. Geçtiğimiz günlerde Meclis’e sunulan YÖK Kanunu’nda yapılması düşünülen bir dizi değişikliğin en kritik maddelerinden biri olan, öğretim elemanı kadrolarının işe alımında güvenlik ve arşiv soruşturması şartı, bu yapısal dönüşümün en çıplak örneklerinden biri. Prof. Dr. Cem Terzi’nin dediği gibi, “Üniversite, kendi kendini yöneten özerk bir bilim kurumu olarak değil; merkezî siyasal iktidarın yönettiği bir kamu kurumu olarak yeniden tanımlanmaktadır. Dolayısıyla bugün tartıştığımız yalnızca bir kanun değişikliği değildir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin üniversite alanındaki kurumsallaşmasıdır. Nasıl ki son yıllarda siyasal alan, yargı ve kamu yönetimi giderek daha merkezî bir yapıya kavuşturulduysa, yükseköğretim de aynı siyasal mimariye uyarlanmak istenmektedir. Bu bakımdan teklif, üniversitelerde reform yapmıyor. Yeni rejimin üniversite modelini tahkim ediyor.”¹

Tüm işçilerin birlikte direnişi

Bu satırlar yazılırken, mülakat mağduru ve taban maaş talep eden özel okul öğretmenleri, taleplerini dile getirdikleri için ters kelepçeyle gözaltına alınıyorlar. Her kademede meşru hak arama eyleminin bu şekilde baskıyla susturulmaya çalışılmasının hedefinin korkuyu yaygınlaştırmak olduğunu biliyoruz. Ama korkmuyoruz; vakıf üniversitesi çalışanları, öğretmenler, mülakat mağdurları ve tüm işçiler olarak birlikte mücadele etmenin bu yaratılmaya çalışılan korku önündeki tek engel olduğunu biliyoruz. Yaşasın bağımsız, demokratik üniversite ve birleşik mücadelemiz!

Yazıyı bitirirken, 12 Temmuz’da yapılan basın açıklamasında dile getirilen talepleri bir kez de buradan yineliyoruz:

Keyfi ve hukuksuz fesihler durdurulsun, işten çıkarılan akademisyenler görevlerine iade edilsin.

Mahkemeler işe iade kararlarını gecikmeden uygulasın; kararları uygulamayan üniversite yönetimlerine yaptırım uygulansın.

Yükseköğretim Kurulu, vakıf üniversiteleri üzerindeki denetim görevini yerine getirsin.

Akademisyenlerin iş güvencesi ve sendikal örgütlenme özgürlüğü güvence altına alınsın.

Esma Ak

  1. https://www.gazetepencere.com/gundem/dikkat-tek-adam-yoku-geliyor-708151h

son yazıları

ABD: Henüz komünizm değil ama bir hayalet dolaşıyor
Ankara’da distopik NATO OHAL’i
Trump’ın hamleleri, savaşın yeniden başlamasına yol açabilir

ilginizi çekebilir

images (21)
ABD: Henüz komünizm değil ama bir hayalet dolaşıyor
images (17)
Ankara’da distopik NATO OHAL’i
hands-off-protest-indivisible-interview
Trump’ın hamleleri, savaşın yeniden başlamasına yol açabilir