İşsizlik ve özellikle genç işsizlik tarihte eşine az rastlanır bir seviyeye ulaşmış durumda. Hayat pahalılığı karşısında mevcut ücretler sürekli eriyor. İş cinayetleri, sendika düşmanlığı, hak gaspları ve direnişler işçi sınıfının öfkesini büyütüyor.
Krizi inkar eden siyasi iktidar, patronları kurtarmak için milyarlar harcıyor. Varlık Fonu, pek çok şirketi kurtarmak için büyük paralar harcamaya devam ediyor. Ama işçi ve emekçiler, gıda, sağlık, eğitim, ulaşım gibi temel tüketim maddelerine giderek daha zor ulaşıyorlar.
İşçilerin ücretlerinden kesilerek oluşturulan İşsizlik Sigortası Fonu alenen yağmalanıyor. İşçilerin bu fondan yararlanması aslanın ağzından ekmeği kapmak kadar zorken, patronlara buradan pek çok paralar aktarılıyor.
Sendikalar ise bu süreçte, pek çok kritik eşikte işçi sınıfının gücünü ortaya koyacak eylemlere yönelmediler, aksine siyasi iktidarla ve patronlarla uzlaştılar. İlk olarak Tüpraş’ta, Yüksek Hakem Kurulu, işverenin bile önerdiği koşullardan daha kötü bir sözleşmeyi işçilere dayattı, sendika hiçbir itirazda bulunmadı.
Ardından 200 bin kamu işçisi, bizzat Türk-İş başkanı tarafından yüzde 8 zamla satıldı. Başkan açık kalan mikrofondan bu durumu bir de itiraf etti. Benzer süreçler memurlar için de tekrarlandı. Memur-Sen, önce “sembolik eylemler” yaptı, ardından yüzde 4 zamma razı oldu.
Bir yandan yoksulluk, dalga geçer gibi belirlenen asgari ücret, işsizlik, grev yasakları devam ediyor, bir yandan da işçi sınıfının öfkesi birikiyor. Bu öfke şimdilik sendika liderlikleri tarafından bastırılıyor.
Ama liderliklerin bu öfkeyi bastıramayacağı bir an gelecek. Bu ana hazır olmak için tabanda, işyerlerinde öncü işçilerin arasında örgütlenmeliyiz. Gerilim her düzeyde artarken, krizin faturasını ödememek için işçilerin önündeki tek yol, birleşik işçi mücadelesini yükseltmektir.
Faruk Sevim
(Sosyalist işçi)