Seçilmiş CHP’liler yargı aparatı Kılıçdaroğlu’na direniyor

Özel, en doğru adımı atıyor ve direniyor. 19 Mart 2025’ten beri onlarca miting, gösteri, fiili yürüyüş ve direnişle iktidara da Kılıçdaroğlu’na da kolay lokma olmadıklarını gösterdiler.

CHP, Özgür Özel ve arkadaşları, açıkça söylemek gerekirse hiç kimsenin beklemediği bir direniş sergiliyor. 19 Mart 2025’te İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla yeni bir aşamaya sıçrayan yargı saldırısı, o günden bugüne çok sayıda CHP’linin, belediye başkanının, belediye çalışanlarının ve il ve ilçe örgütü aktivistlerinin gözaltına alınması ve tutuklanmasıyla el yükseltti.

Mutlak Butlan kararı ve sonrasında; Kemal Kılıçdaroğlu ve partilerine ihanet eden bir grup polis, biber gazı ve plastik mermi eşliğinde CHP Genel Merkezi’ne girdiklerinde saldırı artık el yükseltme aşamasını geride bırakarak, AKP liderliğinin seçimleri kazanmak için yapacaklarının bir sınırı olmadığını gösterdi. Mutlak Butlan ve Kılıçdaroğlu bir AKP aparatı olarak öne çıkarken, Özgür Özel ve yol arkadaşları da direniş sürecinde yapacaklarının bir sınırı olmadığını ilan ettiler.

Özel, en doğru adımı atıyor ve direniyor. 19 Mart 2025’ten beri onlarca miting, gösteri, fiili yürüyüş ve direnişle iktidara da Kılıçdaroğlu’na da kolay lokma olmadıklarını gösterdiler.

Mitingler; İmamoğlu ve CHP’lilere yönelik baskı ile Mutlak Butlan kararından zafer bekleyen iktidar blokunun hevesini kursağında bıraktı. Yapılan birçok anket, iktidarın kamuoyunu CHP’ye yönelik saldırı konusunda ikna edemediğini gösteriyor.

Son olarak Rawest’in Mutlak Butlan’la ilgili yaptığı anket, nüfusun yaklaşık yüzde 46’sının mahkeme kararının Kılıçdaroğlu’nu göreve getirmesinin CHP’nin iç işlerine müdahale olduğunu düşündüğünü gösteriyor. Bu kararı doğru bulanların oranı sadece yüzde 22,4. Üstelik AKP içinde sadece yüzde 44 “doğru karar” derken, örneğin iktidar blokunun parçası olan MHP tabanında kararı doğru bulmayanların oranı yüzde 48.

Anketin Kılıçdaroğlu’nun tutumunu sorduğu bölümdeki sonuçlar daha da ilginç: AKP tabanında yüzde 40, MHP tabanında yüzde 56; CHP’nin ve DEM Parti’nin ezici çoğunluğu bu tutumu olumsuz olarak görüyor. Genel içinde olumlu görenlerin oranı sadece yüzde 16,3.

AKP’nin oyun planını direniş boşa çıkardı

Eğer hiçbir direniş olmasaydı, mahkeme ve iktidar kararları sessizlikle ya da küçük protestolarla karşılansaydı kamuoyu iktidarın hedeflerine ikna olabilirdi.

Ama direniş iktidarın oyun planını bozdu.

İktidar kamuoyunu ne İmamoğlu’nun bir rüşvet ve suç örgütü lideri olduğuna inandırabildi ne de İBB Davası öncesindeki tüm şişirmelere ve “asrın davası” abartılarına rağmen kamuoyu bu davayı iktidarın istediği gibi ele aldı. Herkes bu davanın asrın en kof davası haline gelerek çöktüğünü ve asıl amacın İmamoğlu’nu Erdoğan karşısında cumhurbaşkanlığı yarışında aday olamaz hale getirmek olduğunu biliyor.

Kendi tabanının bile azımsanmayacak kesimlerini ikna edemeyen ve stratejisini, “Biz bu işin bir parçası değiliz” diyerek CHP’nin iç çekişmelerle dolu, hizipçi tarihine gönderme yaparak “sütten çıkmış ak kaşık” taktiğine göre belirleyen iktidar sözcüleri hedeflerine ulaşamadılar.

Baskı direnişle karşılandı ve direniş devletin yaratmak istediği algıyı yerle bir etti.

Kamuoyu hiçbir tutuklamaya ikna değil. Tersine, her tutuklama tabanda öfkeyi daha da güçlendiriyor.

Kamuoyu Kılıçdaroğlu’na da hiçbir şekilde ikna değil. Erdoğan karşısında defalarca mağlup olmuş birisinin hiç sıkılmadan ve apaçık bir şekilde iktidar ve polis desteğiyle seçilmiş CHP’lileri tasfiye ederek CHP içi yönetimi gasp etmesi kamuoyunu ikna etmedi.

Kılıçdaroğlu, siyaset sahnesinde darbecilerin siyasi projesi olarak sıfır çeken Turgut Sunalp’in bile gerisinde bir siyasi figürdür. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından yapılan seçimlerde cunta liderleri Kenan Evren ve diğer darbecilerin açık desteği; Milliyetçi Demokrasi Partisi Genel Başkanı Turgut Sunalp’teydi. Kibirli darbecilerin emekli asker adayı ve partisi seçimlerde ancak üçüncü olabildi.Bütün anketler, Kılıçdaroğlu’nun başında olacağı ve Özel ve arkadaşlarının ayrılacağı bir senaryoda, atanmışlar CHP’sinin rezil olacağını gösteriyor.

Ama bir kere iktidar aparatı olmayı sindirebilenlerin rezil olmak gibi bir vasıflarının olmadığını biliyoruz. 


Ayrı bir parti kurmaya zorlanıyorlar

En başından beri Kılıçdaroğlu’nun, iktidar bloku adına Özgür Özel ve arkadaşlarını CHP’den tasfiye etmek istediğini söylüyoruz. Kılıçdaroğlu birçok il ve ilçe yönetimini tasfiye ederek, disiplin kurulunu çalıştırarak bu konuda adım atıyor.

Her ne kadar seçilmiş CHP’lilerin direnişi iktidarın yaratmak istediği algıyı dağıtmış olsa da AKP liderliğinin asıl amacı, Erdoğan’ın seçimi kazanmasını sağlamak. Bunun için de kargaşa içindeki CHP görünümü ve bitmek bilmez iç kapışmalar nedeniyle kitlelerin yüzde 1 ya da 2’lik kesiminin CHP’den ya da siyasetten kopacağını öngörüyorlar. İktidar, işte bu yüzde 1 ya da 2’lik kaymanın peşinde. Kayıtlı seçmen sayısının 61,5 milyon civarında olduğu düşünülürse yüzde 2’lik bir kayma ya da kayıtsızlık, yaklaşık 1 milyon 300 bin kişinin Özgür Özel liderliğinden kopacağı ya da ondan sıkılacağı anlamına gelir.

Ama direniş, iktidarın bu algısını da boşa çıkarmış olabilir.

Bütün veriler, Özel yeni bir parti kurarsa ve bu parti biriken tüm öfkelere bir tür konak işlevi görürse hem AKP’yi geride bırakacağını hem de cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın işinin zorlaşacağını gösteriyor. Bu satırlar yazılırken Özel ekibinin yeni bir parti için girişimleri hızlandırdığı haberleri geldi.

Kılıçdaroğlu’ndan ise dişlerini sıkarak yâd edecekler dışında bir sene sonra kimse bahsetmeyecek. Kenan Evren kadar bile seveni kalmayacak.

Bu, Özgür Özel liderliğinin sergilediği direnişe rağmen iki büyük hata yaptığı gerçeğini görmemizi engellememeli.

İlki, 19 Mart-29 Mart 2025 günlerinde bir patlama halini alan mücadeleleri ve Türkiye çapında açığa çıkan milyonlarca insanın mücadele enerjisini seçime endekslemeleridir. Bu süreçte Maltepe Mitingi, öğrencilerden tüm gençlere, işçilere, kadınlara, Filistin mücadelesi sürdürenlere ve savaş karşıtlarına kadar her kesimi kaplayan öfke dalgası ile CHP’nin seçim stratejisinin kitlesel temeli olarak kodlandı. Sonrasındaki onlarca, tahminen 120’ye yakın mitingde konuşan Özel, bunları CHP’nin eylemleri ve seçim hazırlığı olarak kurguladı.

İkinci hata ise Mutlak Butlan kararı sonrası, aynı parlamentarist mücadeleyi sürdürmesidir. Direnişin militanlığı, bu militanlığın reformist bir hedefi olması gerçeğiyle çelişkili değildir. Burada sorun, sokaktaki öfkeyle seçim sandığı arasında bağ kurmak yerine, sokaktaki öfkeyi bir CHP öfkesi olarak soğurup bunu seçime aktarmayı planlamasıdır.

Solun içinden taşıp meydanları dolduran CHP’cilik ve parlamentarizmle de birleşince, meydanların, Mutlak Butlan kararı geri alınıncaya kadar tavizsiz bir şekilde milyonlar tarafından bir direniş alanı haline getirilmesi yerine eylemler, TOMA’nın üzerine çıkan bir militanlık ve “lider”in oradan Meclis binasına yürümesi biçimini aldı.

Solun, ufkunu Özel liderliğinin ufkuyla sınırlaması yaşamsal bir hata olur. Önce ve hemen şimdi, sokakta somut sorunlara karşı birleşik mücadele örülmelidir. Aynı zamanda Özellerin kuracağı yeni parti; DEM Parti, TİP ve solun en geniş kesimleri, bu mücadelenin üzerinden bir seçim ittifakını zorlamalıdır.

“6’lı Masa” adını alan burjuva siyaset anlayışının çöküşü, sokakta mücadele masalarının ve direniş çadırlarının önünde yan yana gelmenin önemini gösteriyor. Özel Öğretmenler Sendikası üyeleri, madenciler, hayvan hakları savunucuları sokakta şiddete maruz kalırken, Kürtler çözüm masasında yalnız bırakılırken, çözümü seçilmiş CHP’lilerin ayrı partisinin odağında olduğu bir seçim ittifakına indirgemek baştan kaybetmek anlamına gelir.

son yazıları

ABD: Henüz komünizm değil ama bir hayalet dolaşıyor
Vakıf üniversitelerinde yine hukuksuz işten çıkarmalar
Ankara’da distopik NATO OHAL’i

ilginizi çekebilir

images (21)
ABD: Henüz komünizm değil ama bir hayalet dolaşıyor
354811
Vakıf üniversitelerinde yine hukuksuz işten çıkarmalar
images (17)
Ankara’da distopik NATO OHAL’i