Çözüm süreci, bölgedeki her gelişme tarafından yeniden ve yeniden test ediliyor. Daha Suriye testi bitmeden ABD-İsrail’in İran’a saldırısı tartışmalara yeni bir açı kattı. İran’da rejimin Kürtlere yönelik ağır baskıları ve idamları bir gerçek.
ABD müdahalesinden medet ummak doğru bir politik tutum değildir. Kürt halkının tüm bölgelerde yaşadığı ıstırap açıkça ortada. İran’da rejimin Kürtlere yönelik tutumu, Kürt aktivistlere yönelik engizisyoncu yaklaşımı elbette Kürtlerin rejimle ortaklaşabileceği hiçbir nokta bırakmamış vaziyette. İran’da rejime karşı mücadele etmek İran’da yaşayan her muhalifin strateji ve taktiklerini kendisinin belirleyeceği zorunlu bir siyasal görev.
Çözüm sürecinin mantığı
Türkiye’de çözüm sürecinin hızı, ritmi, zamanlaması ve gidişatı, İran’a yönelik saldırıyla daha da anlaşılır hale geldi. En başından beri farklı önerilerle de olsa İmralı’nın ve devlet koalisyonunun çözüm sürecini başlatmasının, bölgede, özellikle Suriye’de yaşanacak siyasal sarsıntıların etkisine karşı bir tedbir olarak da önerildiğini altını çiziyoruz.
Gazze ve birçok bölge ülkesinin İsrail tarafından bombalanması, İsrail işgalinin derinleşmesi, dünyanın gözü önünde bir soykırım yapılması, Trump’ın ABD’nin başına geçmesi, Suriye’de rejim değişikliği ve en sonunda İran’ın ağır bombardımana maruz bırakılması. ABD ve İsrail denetiminde özerk yapılanmaların şekillenmesi ihtimali, İmralı açısından Türkiye’de demokratikleşme ve barışçıl bir yapılanma ve arka arkaya bu yönde hamlelerle aşılabilir görünürken devlet açısından silahlı güçlerin dağıtılması bu yönde daha minimalist bir yönelim için öncelik olarak masaya koyuldu. Öcalan’ın neden hızlı davranmak istediği İran’a saldırıyla beraber bir kez daha göründü. Sürecin arka planındaki asli yaklaşım böyle olsa da sürece dair beklentiler, devlet ve İmralı açısından, iktidar bloğu ve Dem Parti ve Kürt halkı açısından çok farklı niteliklere sahip. Kürtler tüm bileşenleriyle bir dizi adımın artık atılması gerektiğini söylüyorlar. Öcalan iki gün arka arkaya aktarıldığı görüşlerinde, hem Meclis Çözüm Komsiyonu raporunu çok olumlu bulduğunu hem de artık pratik adımların atılması konusunda daha fazla gecikme yaşanmaması gerektiğini vurguluyordu.
Artık söz değil eylem zamanı
İktidar sözcülerinden ise hem sürecin olumlu olduğu yönünde yorumlar yapılıyor am aynı zamanda dışişleri bakanlığı, Kürtlere yeni bir ödev daha çıkartıyor. Hakan Fidan, “Terörsüz Türkiye sürecinin terörsüz bölge” anlamına geldiğini ve bunun İran’ı da bağladığını söyleyerek sürece dair şüphelerin oluşmasına neden oldu. Elbette hiçbir devlet yetkilisi süreç hakkında hiçbir olumsuz yaklaşım dile getirmiyor ve Fidan da her zamankinden çok daha yumuşak bir tonda konuşuyor ama çözüm sürecini başlatan dinamikler sınırların dışındaki siyasal kasırgalar olsa da nihayete ulaşmasını sağlayacak olan içeride atılacak adımların Kürtleri tatmin edip etmeyeceğidir. Bu yüzden en azından Komisyon Raporunun 6 ve 7. maddelerindeki somut öneriler hızla meclis tarafından hayata geçirilmelidir.
Bu, kuşkusuz, Türkiye’nin İran’daki gelişmelere göstereceği refleksle de ilgilidir. İran saldırısı, Maduro’nun kendi ülkesinden kaçırılması, Küba’ya yönelik ambargo, son bir buçuk yılda bir çok direniş örgütünün liderlerinin öldürülmesi ve en son Hamaney ve İran liderliğinin öldürülmesi tüm ülkelerin egemen sınıflarında ve özellikle devlet yöneticileri katında korku-panik ve güvenlik kaygısını ön plana çıkartacaktır. Bu kaygıya aşırı bir ölçüde kapılan iktidarlar, doğrudan, güvenlikçi yaklaşım adı verilen baskıcı ve askeri ve polisiye tedbirlere yoğunlaşacaktır. Çözüm sürecinin Türkiye’nin böyle bir yönelime girmesine ise tahammülü yok.
İran’ın bombalanması ve İran’ın da bu bombardımanlara bölge ülkelerinin ABD üslerine sahip olanlarının tamamını bombalayarak yanıt vermesi dünya ekonomisi ve tek tek tüm ülkeler için jeopolitik yaklaşımlarında sarsıcı etkiler yaratacak. Bu yüzden fosil yakıt fiyatlarının artması ve petrolün varil fiyatının 100 doları aşması ihtimali enflasyonu tırmandırır ve yoksullaşmayı her ülkede hızlandırırken aynı zamanda kaynaklar daha fazla savaş makinelerinin güçlendirilmesine harcanacak. Savaş makinesi içeride toplumsal muhalefeti de dizginleme aracı olduğundan iktidarların bu kolay yolu tercih etmesi egemen sınıfların karakterine en uygun olan senaryo.
Fakat Türkiye, bu yöntemi asla tercih etmelidir ve Gazze’de, İran’da, Rojava’da barış istemekle kalmayan aynı zamanda çözüm sürecinin başarı kazanmasını ve Kürt halkının bir dizi talebinin hayata geçmesini de isteyenler harekete geçmelidir. Fiyat artışları durmaz, devlet petrol fiyat artışlarını sübvanse edemeyecek hale gelir de daha derin bir ekonomik yoksullaşma yaşanırsa savaşa karşı olan öfkeyle yoksulluğa karşı oluşan öfke yan yana gelir ve geniş işçi eylemleri içinde barış isteyenlerin, çözüm sürecini savunanların şimdiden güçlü savaş karşıtı ağlar oluşturması bu yüzden çok önemli.
Bu yüzden ortalık savaş kazanı gibiyken Suriye ve Türkiye’nin bu yıkıcı savaş atmosferinden uzak durmasının temel nedeni, çözüm sürecidir. Çözüm süreci duramaz, hızla demokratik hukuki adımlar atılmalıdır.
TALEPLERİMİZ
- ABD-İsrail’in İran savaşına hayır!
- Gazze’de soykırımı durduralım!
- İran’dan Gazze’ye, Minneapolis’ten Rojava’ya her yerde ezilenlerden yanayız!
- Trump ve Netanyahu savaş suçlarına bir yenisini eklediler. Öğrencilere yönelik saldırının sonucunda hayatını kaybedenleri unutmayacak ve savaş ve insanlık suçlarında yargılanmaları için mücadele edeceğiz.
- Trump’ın politikaları ve savaşa duyulan öfke, Müslümanları, kadınları, LGBTİ+’lara yönelen saldırılar, siyahlara ve göçmenleri hedefleyen düşmanca devlet politikaları, Elon Muskl gibilerservetlerini bizden çaldıklarıyla inşa eden ekonomi politikaların sonucunda sağlık, iş, eğitim, temiz içme suyu ve barınma hakkı gibi en temel haklara ulaşamayan insanların mücadeleler arasında öfkeyle bağlar kurmasına neden oluyor. Bu bağların savaş karşıtı mücadelenin birleştirici kayışları haline gelmesini sağlamak zorundayız.
- Filistin’de süren soykırıma karşı mücadele edenler olarak ABD-İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırganlığa derhal son vermesini talep ederken Türkiye’nin de ABD ile kurduğu tüm askeri işbirliklere son vermesini ve ezilen, bombalanan, soykırıma maruz bırakılan halkların yanında olduğunu ilan etmesini talep ediyoruz.
- Trump’ın hiçbir planı kabul edilemeyeceği gibi Gazze Planı da kabul edilemez. Trump’ın Gazze Planı’nın parçası olmayın!
- Trump, saldırı emri verdiğini açıkladığı konuşmasında İran halkını bombardıman sonrası rejimi devirmeye davet etti. Hem katil hem utanmaz olan ABD emperyalizmi, bölgede yaşayan halkların özgürlük mücadelesine de el koymaya çalışıyor. İran halkının İran rejiminin zorbalıklarına karşı mücadelesini lekelemeye çalışıyor. İran’da özgürlük ABD-İsrail bombalarıyla değil emekçilerin aşağıdan mücadelesiyle kazanılacaktır. Bölgede, savaş yayılma eğilimleri gösterirken, Türkiye’de ve tüm ülkelerde işçilerin sahaya çıkması ve savaşa karşı mücadelenin merkezini oluşturması hayati bir öneme sahip.
- Bölgede özgürlük işçilerin mücadelesiyle gelecek, savaşı kitlesel işçi hareketleri durdurabilir. 2003 yılında Irak’ın işgaline karşı sokağa çıkan milyonlarca insanın oluşturduğuna benzer bir hareketi inşa etmeliyiz.
- Türkiye NATO’dan çıksın! ABD üsleri kapatılsın!
