Faturanın ilki İran halkına kesildi. Zirveden hemen önce başlayan İran’a yönelik saldırılar, zirvenin ardından katmerlenerek sürüyor. İsrail’in Filistin’de uyguladığı gibi, Trump da ateşkesi yeni bir saldırı için soluklanma, örgütlenme ve savaş kapasitesini yeniden güçlendirme molası olarak değerlendirdi.
ABD, sadece 1 Temmuz’da gerçekleştirilen üç aşamalı saldırı dalgasında altı farklı İran kentindeki 300’den fazla noktayı vurdu. Son 10 gün içinde ise yalnızca Hürmüzgan eyaletine bağlı 12 şehirde 95 farklı noktayı hedef aldı.
Alex Callinicos’un yazdığı gibi: “Kasım ayında yapılacak ara seçimler yaklaşırken, yükselen enerji fiyatları nedeniyle enflasyonun yeniden fırlamasını göze alamaz. Ancak Boğazlar’ın kontrolü, İran rejiminin ayakta kalması için hayati bir önem kazanmış durumda. Bu kontrol, İran’ın Venezuela gibi başka bir ABD mandası hâline gelmesine izin vermeyecektir.”
Tüm dünyada ABD’nin İran’a saldırısına karşı güçlü bir ses çıkarmak zorundayız.
Zirve süresince Ankara başta olmak üzere birçok kentte adeta olağanüstü hâl havası estirilmesi, faturanın Türkiye’de emekçilere ve savaş karşıtlarına çıkarıldığının bir göstergesiydi. Yasaklar ve gözaltılar toplumsal öfkeyi daha da büyüttü. İktidar ise NATO organizasyonunu bir “ev sahipliği başarısı” olarak pazarlamaya çalıştı.
Zirvenin tek gerçek gündemi silahlanma yarışı ve pazar kavgalarıydı. İktidarın, CAATSA yaptırımlarından kurtulmak adına 2,5 milyar dolarlık S-400 sistemlerini üçüncü bir ülkeye satma formülü, Moskova’nın onayına bağlı yeni bir krize işaret ediyor. Ödemesi yapılan F-35’lerin teslimi de aynı şarta kilitlenmiş durumda. Savunma sanayii bileşenleri, NATO’nun 1,8 trilyon dolarlık devasa pazarından pay alabilmek için yaptırımların kalkmasını dört gözle bekliyor. Ancak bu milyarlık hesapların halkların çıkarlarıyla hiçbir ilgisi yok. Tek amaç, silah şirketlerinin kasasını şişirmek.
Küresel ölçekte de tablo değişmedi. Zirve, Ukrayna’ya milyarlarca avroluk yeni askerî yardım taahhüdünde bulunarak Rusya-Ukrayna savaşını tam bir vekâlet savaşına dönüştürme konusunda zemin oluşturdu. ABD’nin Orta Doğu’da tırmandırdığı gerilim, İsrail’in Gazze’deki katliamlarına ve Lübnan’a yönelik yeni saldırılarına, NATO merkezlerinden aldığı icazetle devam etmesini sağladı.
ABD’nin, üye ülkelerin savunma harcamalarını GSYİH’nin yüzde 5’ine çıkarma baskısı NATO Zirvesi’nde kabul gördü. Savaş baronlarını ihya edecek bu artışın faturası doğrudan halkın cebinden çıkacak. Bu nedenle KESK’in de meydanlarda haykırdığı gibi, “Savaşa değil, halka bütçe!” talebi bugün tüm işçi sınıfının ortak şiarı olmalıdır. Vergilerimiz imha araçlarına değil; eğitime, sağlığa ve sosyal yardımlara harcanmalıdır. Bize, toplumun savaşa karşı öfkesini birleştirecek, toplumsal muhalefetin tüm kesimlerini kapsayan birleşik bir savaş karşıtı cephe gerekiyor.
Yalnızca yazım, noktalama ve dil bilgisi hataları düzeltildi; metnin anlamı ve içeriği korunmuştur.