İspanya’da 1975’te başlayan Franco rejiminden çıkışın nihai aşaması, 1981’de bir grup askerin darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanması ve ardından 1982’de İspanyol Sosyalist İşçi Partisi’nin ilk defa iktidara gelmesidir. Fransa’da, De Gaulle‘ün 1958’de kurduğu 5. Cumhuriyet’in sağlam demokratik temelleri ancak 1981’de Sosyalist Parti adayı Mitterand‘ın cumhurbaşkanı seçilmesiyle tescil edilebildi. Bazen de dönüşüm, Almanya’da olduğu gibi, büyük koalisyonlar biçiminde gerçekleşebilir.
Tek parti yönetimlerinde, diktatörlüklerde de dönüşüm yaşanır. Parti içinde yönetim kliğinin el değiştirmesi, iktidarda dönüşümdür ama bu parti içi dönüşümdür. Çin’de son otuz yılda böyle dönüşümler yaşandı. 2012’de Çin Komünist Partisi Genel Sekreteri ve 2013’te aynı zamanda Cumhurbaşkanı olan Xi Jinping şimdi böyle bir parti içi dönüşümü de engelleyecek önlemler almakla meşgul.
Tek parti hâkimiyetinin ideolojik, tarihi veya sosyal nedenlerle mutlak olarak yerleşmediği ama seçimle iktidarın el değiştirmesinin mümkün olmadığı ülkelerde, dönüşüm darbeler veya ayaklanmalar yoluyla gerçekleşir. Seçim güvenliğinin olmayışı da, seçim sonuçlarını sürekli şaibe altında bırakır ve iktidarı giderek daha fazla baskıya başvurmaya götürür.
Afrika kıtası bunların en anlamlı örnekleriyle doludur. Bu rejimlerde, “iktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar” özlü sözüne, uzun süren iktidarın iktidarı kaybetme bedelini artırması ilave olur. Mutlak iktidarda denetimsizliğin sağladığı ortamda yapılan yolsuzluklar, yasadışı işlemler, muktedirlerin sırtında ağır bir yük oluşturur. İktidarı kaybetmek hem muktedir, hem çevresi için, yalnız çok büyük imkânları yitirmek anlamına gelmez. Düşünce hesap vermek olasılığı, iktidarı kaybetmemek için her şeyi göze almayı beraberinde getirir.
Kısacası, iktidardakilerin iktidarı kaybettiklerinde kendileri ve çevresindekilerin mahvolacaklarından endişe etmemeleri demokrasinin sürdürülebilmesi için gereklidir. Ancak bunun sağlanmasının önkoşulu, iktidardaki gücün iktidarda iken kendisinden hesap sorulabilir olmasıdır. Kendisinden hesap sorulamayan, gücü dengelenmeyen, hem dokunulmazlık hem de sorumsuzluk zırhına bürünmüş bir muktedirin, hukuka aykırı olduğu iddia edilen işlemlerinin sayısı ve boyutu büyüdükçe, iktidarı kaybetmesinin bedeli de bir o kadar büyür. Şiddet, hukuksuzluk, keyfilik fasit dairesine iktidarı da esir alır.
Bu fasit daireden barışçıl yollarla ve demokrasi yönünde çıkış, muhalefetteki siyasal güçlerin, sadece taraftarlarına değil, iktidardaki gücün toplumsal desteklerine de, hep birlikte daha özgür, daha mutlu ve daha güvenli bir ortak yaşam önerisi sunabilmelerine bağlıdır. Bir de iktidarda dönüşümü esas olarak öç alma vaadi üzerine inşa etmemelerine. Karşılıklı öfkenin biriktiği toplumlarda en zor olanı da bu sonuncu koşuldur. Kin ve şiddet ateşini körüklemiş diktatörler bunu gayet iyi bilirler. Bu nedenle hemen her yerde, kendileri dahil, herkesin kaybedeceği bir sona doğru ülkelerini sürüklerler.
Ahmet İnsel
(Cumhuriyet)