Krizin faturasını patronlar ödesin!

Türkiye kapitalizminin borç krizine çözümü, her neoliberal yönetim gibi, borcu “tabana yayarak” halka ödetmektir.

Türkiye kapitalizmi dış kredilere bağımlıdır. Küresel piyasada geçerli para birimi dolardır. Yerel para birimi ile bilanço yapan şirketler dolar cinsinden borçlanmaktadır. Üstelik ithalata büyük oranda bağımlı olunduğu için girdi, yani hammadde ödemeleri de yine döviz üzerinden yapılır. Fakat kronik borcun anaparası olduğu yerde kalmakta, her dönem esas olarak faizleri ödenmektedir.

An itibarıyla dış borç stoku şöyle:

– Toplam tutar: 518,5 milyar dolar

– Özel sektör: 302,1 milyar dolar

– Kamu sektörü: 192,2 milyar dolar

– TCMB yükümlülükleri: 24,3 milyar dolar

2018’de patlak veren borç krizi ya da döviz bulamama bunalımı 8 yıldır devam ediyor. Küresel finans sermayesi ya Türkiye gibi ülkelerde günübirlik vurgunlar yapıyor ya da ekseriyetle “güvenli liman” olan, finans sermayesinin yoğunlaştığı ABD ve Avrupa’da konumlanıyor.

Türkiye kapitalizminin borç krizine çözümü, her neoliberal yönetim gibi, borcu “tabana yayarak” halka ödetmektir. Kapitalistler kârlarına kâr katarken, kamu bankaları ve hibelerle ihya edilirken, tüm ekonomik düzen emekçiden alıp patronlara transfer edilirken bizler vergi yükünü ödemek ve düşük ücretlerle yaşamak zorunda kalıyoruz.

Peki bunun faturası ne?

TÜİK’in Haziran başında açıkladığı Mayıs 2026 verilerine göre yıllık resmi TÜFE oranı yüzde 32,61, gıda enflasyonu ise yüzde 34,86 olarak gerçekleşti. DİSK-AR gibi işçi sendikalarının raporlarına göre asgari ücret, yılın ilk 5 ayında enflasyon karşısında tam 4.663 TL eridi. Tüm dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de emekçilerin alım gücü gerilemeye devam ediyor.

 Merkez Bankası kökenli ekonomistlerin medyaya yansıyan analizlerine göre asgari ücret, alım gücü bakımından resmi enflasyonla bile en az yüzde 16’sını kaybetmiş durumda. Uzmanlar, sene başında belirlenen ücretlerin reel karşılığının şu an ancak geçmiş dönemin 20 bin lirasına denk geldiğini vurguluyor.

En düşük emekli aylığının da ilk 5 ayda 3.322 TL değer kaybettiği; kira, konut ve ulaşım masrafları karşısında emeklilerin gıda harcamalarından kısmak zorunda kaldığı belirtiliyor.

Gelir eşitsizliği

Avrupa sonunculuğu ve dünya sıralaması: Türkiye’nin gelir eşitsizliğinde (Gini katsayısı vb.) Avrupa’da son sırada, dünya genelinde ise eşitsizliğin en yüksek olduğu ilk 20-30 ülke arasında yer aldığı ifade ediliyor.

Ortalamanın altında kalan yüzde 70: Kişi başına düşen millî gelir artsa bile nüfusun yaklaşık yüzde 70’inin bu ortalamanın altında bir gelirle yaşam mücadelesi verdiği, büyümenin tabana yayılmadığı savunuluyor.

“Temmuz’da ara zam yok”

Türkiye’de her üç işçiden ikisi asgari ücretle çalıştırılıyor.

İktidarın savunduğu yaklaşım, enflasyonla mücadele için ücret artışlarını sınırlamak ve tüketimi azaltmak üzerine kuruludur. Bu politikanın sonucu olarak “Asgari ücrete ara zam yapılmayacak, yılda bir kez zam ilkesi korunacak” açıklamaları yapılmaktadır.

Oysa enflasyon, kapitalistlerin toplam servete el koyma biçimlerinden biridir.Bir işçi iktidarının yöntemi fiyatları dondurmaktır. AKP iktidarı bunu yapmadığı gibi, gerçek enflasyon oranları üzerinden ücretlilerin alım gücünü de artırmıyor.

Erdoğan-Şimşek programı, Türkiye kapitalistlerinin krizinin faturasını emekçi yığınlara ödetmek üzerine kuruludur.

Ve bu siyaset toplumsal bir yıkım yarattı.

Kemer sıkma programına hayır!

Mehmet Şimşek istifa!

Fahiş vergilere, düşük ücret dayatmasına hayır!


Alım gücümüz düşüyor

Birçok araştırma Erdoğan-Şimşek programının işçilerin alım gücü üzerindeki yıkıcı etkisini gösteriyor.

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcamasını ifade eden “açlık sınırı” ile gıda dışı zorunlu harcamaları da kapsayan “yoksulluk sınırı”, 2026’nın ilk yarısında ciddi oranlarda arttı.

TÜRK-İŞ verilerine göre yıla başlarken açlık sınırı 31.224 TL, yoksulluk sınırı ise 101.706,40 TL seviyesindeydi.

Mart ayında açlık sınırında 32.793 TL’ye, yoksulluk sınırında ise 106.817 TL’ye tırmandı.

Nisan ayında açlık sınırı 34.586 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 112.660 TL’ye ulaştı.

Mayıs 2026’da açlık sınırı 35.174,85 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 114.576,10 TL’ye çıkarken Haziran ayında ise açlık sınırı 36.042 TL, yoksulluk sınırını ise 118.404 TL oldu.

Bu iktidar işçileri aç bırakmak yoksullaştırmak için var gücüyle çalışıyor.


Emekliler yaşamakta zorlanıyor

2009-2024 yılları arasında emekli sayısı yüzde 85,3 oranında artarken, tüm gelir içerisindeki emekli aylıklarının payı yüzde 18,3’ten yüzde 15,6’ya geriledi.

20.000 TL olan en düşük emekli maaşı, İstanbul’daki genel ortalama kira bedeli olan 25.000 TL’nin ancak yüzde 80’ini karşılayabilmektedir. Bu emekli maaşıyla hem kira bedeli karşılanmıyor hem de ay boyunca yemek yemek ve su içmek için geriye hiçbir para kalmıyor.

Taşınmak zorunda kalan veya evi kentsel dönüşüme giren bir emekli, gelirinin tamamını verse bile 37.500 TL seviyesindeki yeni ortalama kiranın ancak yüzde 53’ünü ödeyebiliyor.

İstanbul’da sadece emekli maaşıyla geçinen ve kirada oturan 148.420 hane için bu tablo ciddi bir güvencesizlik yaratıyor.

Açlık ve yoksulluk sınırları hızla tırmanıyor, İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti 106.034 TL’ye ulaştı.

23.550 TL’lik Türkiye ortalaması bir emekli maaşı, bu asgari yaşam maliyetinin yalnızca yüzde 22,2’sini karşılarken 20.000 TL’lik en düşük emekli maaşı ise ancak yüzde 18,8’ini karşılayabiliyor.

Bu da emekliliğin sıkıntı çekmek anlamına geldiğini gösteriyor. Bu nedenle metropollerde yaşlılık aylığı alan 2 milyon 420 bin kişinin her üçünden biri aktif olarak çalışmaya devam etmek zorunda kalıyor. 

Fakat bu da durumu kurtarmaya yetmiyor: Çalışmak zorunda kalan bir emeklinin aylık ortalama maaşı 43.200 TL. Bu ise yaşam maliyetinin yüzde 40,7’sini karşılayabiliyor.

AKP işçilere mezarda emeklilik vaat ediyor. 

Altı emekli bir araya gelir, maaşlarını birleştirirse, ancak o vakit yoksulluk sınırında bir parayı bir araya getirmiş oluyor.


Taleplerimiz çok net

– Bütün araştırmalar gösteriyor ki asgari ücret 45 bin lirayla 77 bin lira arasında olmalıdır.

– İşçiler yoksulluk sınırının üzerinde maaşlar almalıdır.

– Kaynaklar savaşa, askeri komplekslerin inşasına değil emekçiye, emekliye aktarılmalıdır.

– Krizin ve yoksulluğun sorumluları krizin faturasını ödemelidir.

– Sermaye sahipleri mutlaka vergilendirilmeli ve bu kaynaklar emeklilere, işçilere ve işsizlere doğrudan aktarılmalıdır.

– İşçi örgütlenmeleri önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.

– Asgari ücretliler, emekliler ve yoksulluk sınırının altında maaş alan tüm emekçiler vergiden muaf tutulmalıdır. 

– Bu iktidar fakirin boğazından alıp zengine aktarmaya bir son vermelidir.

son yazıları

Arnavutluk da Bolivya da direniyor
Filistin meselesi, insanlığın kilit taşı
NATO'dan çıkılsın üsler kapatılsın!

ilginizi çekebilir

images (13)
Arnavutluk da Bolivya da direniyor
WhatsApp Image 2026-05-19 at 19.14
Filistin meselesi, insanlığın kilit taşı
WhatsApp Image 2026-06-29 at 12.47
NATO'dan çıkılsın üsler kapatılsın!