Ama hepsinde öte, devletin gücünü gösterme, otoritesini kanıtlamanın bir aracıdır bu hatıra ormanı. Türk devleti geleneğine çok ta uygundur. 21. Yüzyıl Türkiye’sinde okullarına, sokaklarına, caddelerine Topal Osman’ın, İttihat ve Terakki lideri Talat Paşa’nın, darbeci Kenan Evren’in isimi verenlerin ve kanlı geçmişleriyle öğünenlerin, Kırklar Dağı’nda “Devlet Bahçeli Hatıra Ormanı” kurmak istemeleri çok doğal. Bir anlamda tarih felakete uğrayanlar hakkında değil, felaketi yaşatanlar hakkında yazılmak isteniyor. Zamanlaması da çok şey anlatıyor.
Bu eski tarz kudretli devlet gösterileri, Kürt uyanışının ulaştığı boyut göz önüne alındığında, artık eski tarz bir sonuç üretmiyor. Korku yaratma, sindirme, hafızaları formatlama çabaları, girişimleri son yıllarda sık sık akamete uğruyor. Devlet Kürtlere sokakları dar etti, ama Kürtler de seçimlerde devlet ahalisinin korkulu rüyası olmayı ısrarla sürdürüyorlar. Kürtler korku duvarını aşalı çok oldu.
Bu, Kürt meselesinde Türkiye’nin sürüklendiği yere işaret ediyor. Bu, paslanmış silahla Kürt avına çıkmak gibi bir şey. Diyarbakır, Kürt hakları karşıtlığı ile bezeli Türk milletçiliğini yaygınlaştırma, kökleştirme arayışının en son adresi dahi olamaz. Diyarbakır, Bahçeli’nin zehirli Türk milliyetçisi dilini kabul etmez. Bu girişim sadece farklı inançlara, dillere, kültürlere ev sahipliği yapmış Kırklar Dağı’na sürülen siyasi bir leke olur. Bu leke, muktedirlerin barış ve eşit, özgür bir arada yaşam iradesinden yoksun olduklarının nişanesi olacaktır.
Hakan Tahmaz