İklimi değil sistemi değiştir: COP zirvelerine değil halkların direnişine bak

Greta Thunberg’in de cesaretle ifade ettiği gibi, işgal ve militarizm sürerken iklim adaletinden söz edilemez. İsrail’in ABD destekli soykırımcı işgaline karşı çıkmadan, savaş politikalarına direnmeden ekolojik dengenin korunması imkansızdır.

Gezegenimiz, sermayenin kâr hırsı ve fosil yakıt bağımlılığı nedeniyle tarihin en kritik ekolojik çöküş eşiğinde bulunuyor. İklim krizinin yakıcı etkileri her geçen gün artıyor. Bu nedenle iklim çöküşüne karşı küresel ve yerel direnişlerimiz ve yürüttüğümüz kampanyalar da bu oranda hız kazanmak zorunda. 

14-18 Kasım tarihleri arasında Antalya Kepez’deki Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde toplanacak olan Halkların İklim Zirvesi, sesimizi birleştirmek ve kapitalist devletlerin sahte çözümlerine karşı gerçek alternatifleri büyütmek adına tarihsel viraj olarak görülmelidir. Bizler İklimi Değil Sistemi Değiştir diyenler olarak COP31 zirvesinde hegemonya kurmaya çalışan fosil yakıtçılara karşı direnişi böyle görüyoruz.

Zirvelerin iki ayrı kutbu ve 1994’ten bugüne boşa çıkan vaatler

1994 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden bu yana 1995 Berlin, 1997 Kyoto ve 2015 Paris Zirveleri gibi pek çok uluslararası buluşmaya tanıklık ettik. Ancak Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 6. Değerlendirme Raporu’nun da açıkça ortaya koyduğu üzere, devletlerin verdiği taahhütlerin hiçbiri yerine getirilmedi. Mısır’daki COP27’de Coca-Cola’nın ana sponsor olması ve 600’ü aşkın fosil yakıt lobicisinin toplantılarda cirit atması, bu zirvelerin kimin çıkarına hizmet ettiğini kanıtlayan bir skandaldır.

Bugün iklim siyasetinde iki uzlaşmaz taraf karşı karşıya: Bir yanda krizi mevcut piyasa mekanizmaları içinde “yönetmeye” çalışan şirketler ve devletler, diğer yanda ise Antalya’da, Belém’de ve yaşam alanlarının her karışında sesini yükselten halklar, aktivistler ve ezilenler. Sistemin kendi doğası olan kâr ve büyüme odaklı yapı, somut önlemlerin alınmasının ve iklim çöküşünün durdurulmasının asli engelidir. Bu nedenle zirveler, fosil yakıt şirketlerinin çözüm ortağı gibi pazarlandığı birer kandırmaca olmaktan öteye geçememektedir.

Taleplerimiz: Sahte çözümlere karşı gerçek iklim adaleti

“İklimi Değil, Sistemi Değiştir” kampanyası olarak Antalya’daki Halkların İklim Zirvesi’ne şu temel taleplerimizle katılıyoruz:

Piyasa mekanizmalarının reddi: Karbon piyasalarını ve emisyon ticaret sistemlerini reddediyoruz. Doğa, alınıp satılabilen bir meta değildir.

Küresel iklim acil durumu ve bağlayıcı anlaşmalar: Gönüllülük esasına dayalı ve fosil yakıttan çıkışı belirsiz bir geleceğe erteleyen taslaklar değil; derhal ve adil bir terk edişi zorunlu kılan bağlayıcı uluslararası sözleşmeler talep ediyoruz.

Faturayı krizi yaratanlar ödesin: Dünya nüfusunun en yoksul yarısı hedeflenen 1,5°C eşiğiyle uyumlu yaşarken, krizin bedelini halklar ödeyemez. Fosil yakıt şirketlerine aktarılan tüm sübvansiyonlar kesilmeli ve bu kaynaklar adil geçiş için kullanılmalıdır.

Hukuki hesap verebilirlik: Doğayı katleden ve iklim krizini derinleştiren şirket yöneticileri ile bunlara izin veren kamu görevlileri uluslararası mahkemelerde türleri ve tüm canlı yaşamını yok etmek suçundan yargılanmalıdır.

İşgal altında iklim adaleti olmaz: Militarizm ve ekokırım

Greta Thunberg’in de cesaretle ifade ettiği gibi, işgal ve militarizm sürerken iklim adaletinden söz edilemez. İsrail’in ABD destekli soykırımcı işgaline karşı çıkmadan, savaş politikalarına direnmeden ekolojik dengenin korunması imkansızdır.

Militarizm, doğrudan devasa bir karbon üreticisidir ve ekosistemleri yok eder. Nitekim yakın zamanda ABD ve İsrail’in başlattığı bombardımanlarda Tahran ve çevresindeki dört büyük yakıt deposuna yönelik saldırıların ardından atmosfere yalnızca ilk 14 günde 1,88 milyon tonluk devasa bir emisyon salındı. Bölge halkı zehirli yağmurlar ve ağır solunum yolu hastalıklarıyla yüz yüze kaldı. Savaş aygıtlarına yapılan yatırımlar katlanarak artarken gezegenin bugününü ve geleceğini daha fazla kâr için gözden çıkartanlara karşı net bir işekilde “Savaşları Durdurun, Ekolojik Yokoluşu Engelleyin!” demek zorundayız.

İşçi sınıfı ve adil geçiş

İklim krizinin çözümü yalnızca akademik ve teorik tartışmalarla sınırlı kalamaz. Krizin faturası yok olacak sektörlerde çalışan emekçilere kesilemez. Dönüşüm sürecinde hiçbir işçi mağdur edilmemeli, emekçiler yeni yeşil istihdam alanlarına adapte edilmelidir.

İşçi sınıfı ücretlerini mutlaka korumalı, bu herhangi bir tartışma konusu olamaz ve sendikal mücadelede ücrret pazarlığı çok önemli bir aşamadır. Ancak, üzerinde yaşadığımız gezegeni topyekun çökerten iklim krizi karşısında sendikalar bünyesinde derhal çevre ve iklim adaleti komisyonları kurulmalıdır. İş yerlerinde iklim eğitimleri yaygınlaştırılmalı, tesislerin doğayı ne kadar kirlettiğine dair bağımsız işçi denetim mekanizmaları oluşturulmalı ve bu maddeler toplu iş sözleşmelerinin vazgeçilmez talepleri haline getirilmelidir.

Kasımda Antalya’dayız: İklim çöküşünü durduracağız!

Fosil yakıtlardan çıkış, enerji demokrasisi, ekosistemi koruyan tarım politikaları ve gıda adaleti ve egemenliği ile barış ve anti-militarizm ekseninde buluşacağımız Halkların İklim Zirvesi, geleceğimizi sermayenin insafına bırakmayacağımızı gösterecek bir  ilanıdır. KESK Kadın Meclisi’nden yerel yaşam savunucularına, sendikalardan gençlik örgütlerine kadar örülen bu dayanışmayı, 26 Eylül’de Burgazada’da düzenleyeceğimiz İklimfest gibi kolektif adımlarla sokak sokak büyüteceğiz.

Gezegenimizi şirketlerin kâr hırsına, savaş baronlarının yıkımına terk etmeyeceğiz. İklimi değil, sistemi değiştireceğiz!

Helin Alp

son yazıları

İklim çöküşüne karşı çok sesli, çok dilli festival
Savaşa Hayır İnisiyatifi kuruldu
Mahşerin dört atlısı boy gösterirken karanlık zamanlar geliyor

ilginizi çekebilir

iklimfest bildiri_Sayfa_1
İklim çöküşüne karşı çok sesli, çok dilli festival
1635877703256-aydin-engin
Savaşa Hayır İnisiyatifi kuruldu
Port_and_lighthouse_overnight_storm_with_lightning_in_Port-la-Nouvelle
Mahşerin dört atlısı boy gösterirken karanlık zamanlar geliyor