Yüksek teknoloji üreten, ihracat rekorları kıran ve ulusal gurur vesilesi haline getirilen savunma sanayii, yani silah şirketleri yükselirken; güvencesiz çalışma koşulları, denetimsizlik ve cezasızlık nedeniyle her yıl binlerce işçi ve onlarca çocuk iş cinayetlerinde ölüyor.
Bir yanda Teknofest’leri dolduran meraklı öğrenciler, diğer yanda MESEM’lerde ölümle burun buruna çalıştırılan yaşıtları…
Bu çelişki, neredeyse çeyrek asırdır AKP tarafından yönetilen Türkiye’de kapitalizmin gerçek yüzünü anlatır nitelikte: Yüksek teknoloji ihraç eden silahların satıldığı bu ülkede, genel üretim, inşaat, tarım ve sanayide başta düşük maliyetli işçi çalıştırma dayatması olmak üzere en basit iş güvenliği tedbirleri (iskele filesi, koruyucu baret, makine muhafazası, mevsimlik tarım taşıma standartları vb.) dahi yerine getirilmiyor.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi verilerine göre, AK Parti hükümetleri döneminde (Kasım 2002’den günümüze) iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocuk sayısı en az 980 ile 1.000 arasında. Aynı dönemde aralarında çocukların da bulunduğu en az 35 bin işçi, çalışırken yaşamını yitirdi.
Büyük bütçeler, kamu teşvikleri ve vergi muafiyetleri silah şirketlerine aktarılıyor. Bu durum topluma “tam bağımsızlık”, “yerli ve milli üretim” ve “teknolojik hamle” gibi argümanlarla milliyetçilik soslu bir ekonomik büyüme masalı olarak sunuluyor.
İş cinayetleri ve çocuk işçi ölümleri ise büyük oranda münferit “kaza” veya “kader” olarak nitelendirilip geçiliyor.
İhracat rakamları, küresel listelere giren Türk savunma firmalarının sayısı ve üretilen askeri platformlar üzerinden ülkenin “güçlendiği” ve “büyüdüğü” anlatısı kuruluyor. Oysa kapitalizm altında hakiki kalkınma göstergeleri kabul edilen insani gelişme, yaşam hakkının korunması, çocukların eğitimde kalma süresi ve çalışma güvenliği gibi parametrelerde tam bir gerileme yaşanıyor.
Yılda 2 bin işçinin ve 70-90 çocuk işçinin önlenebilir nedenlerle hayatını kaybetmesi, bu büyüme ve gelişme anlatısını yerle bir ediyor.
Sektörler ve ölüm nedenleri
İSİG Meclisi verilerine göre tarım, yüzde 50’den fazla bir oranla çocuk işçi ölümlerinin en yoğun yaşandığı alan. Mevsimlik tarım işçiliği, tarlada çalışma, traktör/servis kazaları ve sulama kanallarında boğulmalar burada öne çıkıyor.
İkinci sırada sanayi ve metal sektörleri yer alıyor. Ağır makinelerin kullanımı, güvenlik ekipmanı eksikliği ve ucuza esnek çalıştırma koşulları ölümlerin ana nedenlerindenden. Özellikle son yıllarda MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) kapsamında stajyer/çırak olarak çalışan çocukların ölüm vakalarında belirgin bir artış kaydedildi. Yani Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olarak çalışan, öğrencilerin haftanın 1 günü okulda teorik eğitim, 4 günü ise işletmelerde “pratik eğitim” alarak meslek öğrenadiği bir örgün eğitim sisteminde çocuk işçi ölümleri daha da görünür hale geldi.
Üçüncü sırada inşaatlar var. Buradaki ölümler yüksekten düşmeler ve göçükler nedeniyle gerçekleşiyor.
Son dönemde özellikle 15-17 yaş grubundaki çocukların çalıştığı motokurye sektöründeki trafik kazaları sebebiyle hizmet ve ticaret sektöründe de ölüm sayıları yükseldi.
Yaş ve statü dağılımı
Çalışırken hayatını kaybeden çocukların yüzde 30 ila yüzde 35’i, yasal olarak çalıştırılması tamamen yasak olan 14 yaş ve altı grupta.
Hayatını kaybeden çocuk işçilerin yaklaşık yüzde 10-12’lik kısmını güvencesiz ve ağır işlerde çalışan Suriyeli ve Afganistanlı mülteci/göçmen çocuklar oluşturuyor.
Yani en alttakilerin, en derin yoksulluğa ve güvencesiz hayatlara mahkûm edilmişlerin çocukları iş cinayetlerinde ölüyor.
Durup dururken değil; ihmal, yatırımsızlık ve kâr hırsı sonucu patronların bile bile yol açtığı, devletin ise denetleyip önlemekten kaçındığı bir düzende yaşamaya çalışan 15 çocuk geçen ağustos ayında aramızdan ayrıldı.
Sosyalistler ekonomik kaynakların silah şirketlerine değil, işçilere ve yoksullara aktarılmasını; çocukların işçilik yapmak zorunda kalmadığı bir düzeni savunuyor.
Savaşa ve silaha değil; emekçiye, eğitime ve sağlığa bütçe istiyoruz.
Vergi yükünü sırtlayan bizler, vergilerimizin çocukların hayatını kurtarmak için harcanması için mücadele etmeliyiz.
