Meltem Oral

Meltem Oral son yazıları

Meltem Oral tüm yazıları

01.03.2018 - 10:02

Tecavüzün panzehiri hadım olabilir mi?

Tecavüz ve çocuk istismarı konusunda ne vakit toplumsal tepki kabarsa, iktidar hemen “hadım” tartışması başlatıyor.

Cinsel suçlara hadım cezası, 2009’da AKP milletvekili Alev Dedegil’in önerisiyle yine gündeme gelmişti. Bir yıl sonra Siirt’te esnaf, polis, asker dahil yüz kadar erkeğin küçük çocuklara sistematik tecavüzü ortaya çıkınca, “hadım cezası” önerisini yasalaştırmak üzere çalışmalar başlatılmıştı. Ceza İnfaz Kanunu’nda yapılan değişiklikle “kimyasal hadım” uygulaması için yönetmelik çıkartılması kararlaştırılmış ve nihayetinde 2016’da resmi gazetede yayınlamıştı. Uygulama daha sonra Danıştay’a açılan dava neticesinde durdurulmuştu. Bu süreçte meclisteki yoğun tartışmalarda, kimyasal hadım cezasına itiraz edenlere AKP’li vekillerin yanıtı, sanki çocuk tecavüzüne karşı sıfır toleransa sahipmiş ve en ağır cezalandırma da buymuş edasındaydı. Kimyasal hadımın o kadar da korkunç olmadığını, aslında faillerin topluma yeniden kazandırılmasını sağlamaya dönük bir tedavi olduğunu, “başınız ağrıyınca nasıl aspirin alıyorsanız, bu da öyle bir şey” diyerek savunanlar da yok değildi.

Tüm bu gündemin arasında 2012’de Pozantı’da taş attığı için müebbetle tutuklu yargılanan Kürt çocuklara tecavüz ettiği ortaya çıkan devlet memurları hakkında takipsizlik kararı verilmişti. Birkaç sene sonra ise 67 çocuğun hiçbiri beraat etmediği gibi toplamda 578 sene hapis cezasına ve 1 milyon lira para cezasına çarptırılmıştı.

Hadım ağır bir ceza mı?

Tecavüzü sadece penisle, ereksiyonla, penetrasyonla birlikte düşünmek çok yaygın bir hata. Bu yüzden mesela meşhur “kot pantolon varsa tecavüz yok” örneğinde olduğu gibi mahkeme kararları alınabiliyor. Penetrasyon olmadığı için tecavüzü tanımayan ve failleri serbest bırakan birçok yargı kararı mevcut. Oysa tecavüz salt cinsel organlarla ilgili bir mesele değil. Yıllar evvel İskenderun’da gözaltına alınan iki liselinin polisler tarafından copla tecavüze uğradığını, gençlerin gözaltına alınmasına sebep olan davadan hüküm giymesine rağmen tecavüzcü polislerin terfi ettirildiğini, Fransa’daki banliyö isyanı sırasında 22 yaşında bir gence yine polislerin copla tecavüz ettiğini unutmak mümkün değil. Bu durumda kastrasyonun en ağır ceza olduğu doğru değil. 

Ayrıca failleri hadım ederek veya kimyasal yollarla libido düşürerek tecavüzün önüne geçilebileceğini zannetmek, sorunu “kendine hakim olamayan erkekler” meselesine indirgemektir. Zaten Adalet Bakanlığı’nın kimyasal hadıma dair tanımlamasında bu şekilde ifade ediliyor. Oysa erkekler kendilerine hakim olamadıkları için, kontrolsüz cinsel dürtüleri veya doğaları yüzünden tecavüz etmiyor. Tecavüz şiddettir. Kimyasal hadımla “cinsel isteğin” azaltılarak tecavüzün ortadan kalkacağını düşünmek bu yüzden yanlış. Tecavüz ve genel olarak cinsel şiddet tedavi edilecek bir hastalık değil, suçtur. Üstelik cinsel isteğin azaltılmasını tecavüzün cezası olarak görmek, tecavüzün cinsel istekten kaynaklandığını söylemektir. Kadınların da cinsel istekleri var ve tecavüz etmiyorlar! Kısaca tacizin, tecavüzün şiddetin panzehiri tıbbi tedavi olamaz. Tecavüzü olumlayan, meşru gören, besleyen, kadını ikinci cins olarak gören koca bir cinsiyetçi düzeni değiştirmek zorundayız.


Kimyasal hadım nedir?

Antiandrojen ilaçların kullanımıyla erkeklik hormonlarının azaltılması ve ereksiyonun engellenmesi kimyasal hadım (kastrasyon) olarak bilinmektedir. Adalet Bakanlığı uygulamayı “hükümlülere yönelik ayakta veya yatarak, ilaçla veya ilaçsız veyahut her iki usul ile cinsel dürtünün azaltılmasına veya denetimine yönelik tedavilerle cinsel isteğin azalmasını veya yok edilmesini sağlayan yöntem” olarak açıklıyor. 1952’de ünlü matematikçi Alan Turing’in eşcinsel olduğu için kimyasal hadım cezası alması, uygulamaya dair en çok bilinen örneklerden biri. Bugün özellikle çocuklara yönelik cinsel suçların cezalandırılmasında bu uygulamayı öneren sadece iktidar değil. Bir çocuğa tecavüz edilmesi düşüncesinin bile tüyleri diken diken eden korkunçluğu, yarattığı öfke toplumda bu suçun önüne geçilmesi için faillerin en ağır şekilde cezalandırılmasına dair haklı talebin yükselmesine vesile oluyor.


Zinayla ne alakası var?

Çocuklara cinsel istismar konusu toplumda tartışılırken, birden mecliste zinaya karşı yasal düzenleme yapmak üzere komisyon kurulur oldu. Bunun sebebi, Uludere dendiğinde konuyu kürtajı yasaklamaya getiren cumhurbaşkanının benzer şekilde mevzuyu saptırması. Zina yani kadın veya erkeğin evli olduğu partneri dışında başka biriyle kurduğu cinsel ilişkinin yasaklanması gerektiğini söyleyerek bir kez daha zina tartışmasını başlatmış oldu. Cinsel şiddet ve çocuk istismarı suçlarıyla, kişilerin rızalarıyla kurdukları cinsel birliktelik farklı şeylerdir. “Zinayı” yasal olarak suç kapsamına almak bireysel özgürlüklerin kısıtlanmasıdır. Bu konuda her zaman aile bütünlüğünü, “aldatılan kadını” korumak, her iki taraf için de suç kabul ederek kadın erkek eşitliğini sağlamak gibi gerekçeler öne sürülüyor. Ancak zinanın suç sayılması kadınları hedef haline getirecek. Kadınların aleyhine işletilecek bir yasa olacağını 2000’li yılların öncesini deneyimleyenler hatırlar. Meclis komisyonu oturup namus cinayetlerinin önüne nasıl geçeriz diye çalışsın.

Meltem Oral

[email protected]

(Sosyalist İşçi)

SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol