Akgün İlhan

Akgün İlhan son yazıları

Akgün İlhan tüm yazıları

05.02.2015 - 15:29

Kötü kalpli hain lodos

Geçtiğimiz hafta sonu Marmara ve Ege bölgelerinin en önemli yerel gündemi lodostu. Başta İstanbul ve Bursa olmak üzere pek çok kentte işyerleri, evleri ve arabaları su bastı. Batan tekneler, uçan minareler, çatılar, yıkılan köprüler ve duvarlar büyüyen bir iklim kriziyle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha hatırlattı. Ağaçlar yerlerinden söküldü, yüzlerce hayvan dalgalara kapılıp öldü. Lodosa bağlı olarak 6 ayrı ilden 9 kişi hayatını kaybetti.

Lodos fırtınası sırasında Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin yaptırdığı Timsah Arena inşaatındaki dev vinç devrildi. Vinç altında kalan taksinin şoförü Fatih Demirkıran (28) hayatını kaybetti. Yine Bursa’da rüzgârla birlikte çatısı uçan Nefi Beyhan (42)  olay yerinde hayatını kaybetti. Samsun'da lodosun uçurduğu samanlığın çatısı o sırada tarlada çalışmakta olan Kamile Değirmenci'nin (63) üzerine düşerek, ölümüne sebep oldu. Balıkesir'de ahırının çatısına tamire çıkan İbrahim Şemdil (50) lodosla havalanan çatıdan toprak zemine düştü ve çatının altında kalarak öldü. Çanakkale'de Abdullah Aydemir (84) fırtınanın hasar verdiği çatısını onarmak isterken lodosla kopan bir çatı parçasının başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti. Afyonkarahisar’da lodosun da etkisiyle sobadan sızan karbonmonoksit gazı Yasemin (11), Yunus Emre (14) ve Yasin Kostak (16) adlı çocukları zehirleyerek öldürdü. Kırklareli’nde ise Pakistan uyruklu bir insan donarak öldü.

Lodos kötülüğe doymuyor

Ve tüm bu felaketin ana akım medyaya yansıması bildiğimiz şekilde oldu. “Lodos yıktı geçti”, “Marmara’yı lodos vurdu” “Lodos fırtınası can aldı”, “Lodos felç etti” ve “Lodos terör estirdi” başlıklarından da anlaşıldığı üzere suçlu lodostu. Hain ruhlu lodos sırf kötülük olsun diye her şeyi yıkıp geçiyordu. Peki, bu analiz yoksunu başlıkların ötesine bakıldığında esas suçlu kimdi?

Evlere şenlik yöneticiler, içler acısı yönetimler

Sadece ana akım medya değil, ülkenin yöneticileri de aynı gafletin içinde. Geçen sene Eylül ayında başta İstanbul olmak üzere pek çok kentte aylarca süren yağışsızlığın ardından sellere neden olan yağmurlara istinaden konuşan Çevre ve Şehircilik bakanı Veysel Eroğlu gülerek “Ne zaman suya ihtiyaç olsa, Cenab-ı Allah yağmur gönderiyor” dememiş miydi? Evini veya dükkânını su basmış vatandaşın, altgeçitten arabasıyla geçerken boğulacak kadar suya batan insanların neler çektiği Eroğlu’nun umurunda değildi. Aynı vakitlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın şiddetli yağmurlara istinaden “Dünyanın birçok yerinde bu tufanları görüyorsak, dünya bir takım sinyaller veriyor demektir" diyerek demeç vermemiş miydi? “Günaydın!” dedirten bu cümlesiyle Topbaş, Türkiye Cumhuriyeti devletinin iklim değişikliği ile olan kopuk ilişkisini gözler önüne seriyordu.

Sorunun kaynağı iklim değişikliği

İklim değişikliğinden en fazla etkilenen Akdeniz Çanağı’nda bulunan Türkiye’de yazları rutin halini alan su kesintileri, kışları sellere neden olan yağışlar ve fırtınalar büyüyen bir felaketin habercisi. Bu habercilere yıllardır kulaklarını ve gözlerini kapayan yöneticiler ise tüm söylemleriyle iklim değişikliğini değiştirilemez bir yazgı olarak çizip, “elden ne gelir ki” demeye getiriyor. Artık neredeyse her sene yaşadığımız aşırı yağış ve fırtınalar gibi iklim olayları milyonlarca liralık zarara ve onlarca can kaybına yol açıyor. İklim değişikliğine bağlı olarak deniz seviyesinin yükselmesinden dolayı Türkiye’de toprak kaybına uğrayacak yerleşim yerlerinin nüfusu 4 milyonu aşacak. ABD Ulusal Hava ve İklim Tahmini Merkezi uzmanlarının Ağustos ayında yaptığı açıklamalara göre Türkiye’de Karadeniz bölgesinin güneyinden itibaren kuvvetli bir kuruma ve iklimde ısınma olacak. Hatta 2046-2065 yılları arasında, havada %5 ila 10 oC sıcaklık artışı olacak. Sıcaklığın 3 oC artması ise yağmurların %20-30 arasında azalması anlamına geliyor. Hem yağışta azalma olacak, hem de yağışların sayısı azalırken şiddeti artacak.

Bile bile lades

Hal böyleyken Türkiye iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası tek çerçeve olan Kyoto Protokolü’nü ancak 2009’da imzalayabilmesine ve kendini karbon salımı azaltımına gitmek zorunda olan Ek 2 ülkelerine dâhil etmeyip, karbon emisyonu azaltım hedefinden muaf tutmasına ne dersiniz? Hatta Türkiye azaltımdan muaf tutulmayı bırakın, emisyonlarını kat be kat artıracak 80 civarında kömürlü termik santral daha kurmayı planlıyor. İklim değişikliğini şiddetlendirecek bu projeler ülkenin havasını, suyunu ve toprağını kirletirken, kırsalda kente göçü artırıp İstanbul gibi büyük şehirlerde daha çok insanın toplanmasına ve buna bağlı plansız kentleşme, yetersiz altyapı ve aşırı betonlaşmaya yol açacak. Bu kentlerde ise yağmurlar sellere, lodoslar katliamlara dönüşecek. Yani bunlar daha iyi günlerimiz…

Tabi bir de işin kısa vadede önlem almama boyutu var. Lodosun geleceği günler öncesinden belli olmasına rağmen bırakın vatandaşını uyarmayı, kendi inşaatındaki vinci bile doğru düzgün park etmeyip yoldan geçen aracın üstüne düşmesine ve içindekilerin ölmesine neden olan yerel yönetimlerde de hatalar var. Ama onlar da en baştakileri örnek alıp “kafasına vinç düşerek ölmek taksiciliğin fıtratında var” ya da “çatın mı var, lodosta derdin var” deyip sıyrılabiliyorlar sorumluluklarından.

Şimdi soralım, sorunun kaynağı ve çözümü bu kadar ortadayken lodos mu şuçlu, yoksa bile bile lades diyen zihniyet ve onun yönetimleri mi?

Akgün İlhan

[email protected]


Bültene kayıt ol