Ya işkencecilerden yanasınız ya da Şebnem Korur Fincancı’dan

22.02.2024 - 14:01
Şenol Karakaş
Haberi paylaş

140Journos adındaki sağcı bir platform, çok “tık aldığı” Adnan Oktar belgeselinin ikincisinde tarihi bir hata yaptı. İlk programda Adnan Oktar’ın içinde serpilip boy attığı devlet iklimini aklayan ve ruh hastası bir işkenceci ve kadın taciri profili çizen bu ekip, ikinci programda sadece devleti aklamakla kalmayıp, devletin özel bir düşmanlık örgütlediği Şebnem Korur Fincancı’yı hedef gösterdi.

Şebnem hocayı hedef gösterenlerin kimler olduğunu biliyoruz. Birileri, böyle bir dönemde böyle özel bir program yapıyorsa, işkencenin aklanmasını, insan haklarının askıya alınmasını istiyor demektir. Çünkü Şebnem Korur Fincancı amasız fakatsız bir insan hakları aktivisti ve Türkiye’de faşistlerle beraber bir de işkencecilerin nefret ettiği bir bilim insanıdır.

İşte bu hedef gösterme platformu, faşistlerin açtığı kapıdan girerek Şebnem hocaya saldırıp şunu iddia etti: 1999’da yapılan operasyon sonrası Adnan Oktar’ın hapisten çıkışının sorumlusu Şebnem Korur Fincancı’dır.

Bu, su katılmamış bir yalandır ve yalanı dile getirenler de şu isimlerdir: Adnan Oktar’a gerçekleştirilen son operasyonun ve tutuklamaların başındaki isim Furkan Sezer, mağdurların avukatı ve Adnan Oktar grubunun eski üyesi Özkan Memati.

İşkencecilerin ensesinde

Yıllarca İstanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı görevinde bulunan Şebnem Hoca, 1995-2001 yılları arasında İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda çeşitli periyodlarda çalıştı. Devletin resmi kurumu olan Adli Tıp’ta, adli tıp uzmanları tarafından düzenlenen bilimsel raporlarla, bir insanlık suçu olan işkencenin rutin varlığı saptandı.

Şebnem Korur Fincancı, kuruma başvuranların suçlu mu suçsuz mu olduklarına ya da ideolojilerine bakmadan, ettiği yemine bağlı kalarak işini yaptı.

1999 yılında emniyet deyince akla gelen şey, rutin işkenceydi. 28 Şubat darbecilerinin tehdit olarak gördüğü farklı isimler İstanbul’da organize şubenin başında olan Adil Serdar Saçan ve benzeri polisler tarafından işkence gördü. Bu işkencelerin bazıları belgelenebildi.

140’çılar işkencecileri maskeliyor

Adnan Oktar'ın ilk davasını çökerten şey, sadece arkasındaki devlet desteği değil, emniyette yapılan işkencelerdir. 

İşkence altında alınan ifadelerin gerçekle örtüşmeyeceği genel kabuldür. Suçlu ya da suçsuz kimseye işkence yapılamayacağı, 12 Eylül darbesinden sonra verilen insan hakları mücadelesinin ana başlıklardan biriydi. “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganıyla var oldu.

Şebnem Korur Fincancı’nın hedef gösterilmesinin bir nedeni işkencecilerin elini rahatlatmaktır. 

Fakat bunun geçmişe dönük bir tartışma olduğunu düşünecek kadar saf değiliz. Bu aynı zamanda bugün zaman zaman ifşa edilen işkence uygulamalarının da meşruluk kazanması için atılan bir adımdır. Adnan Oktar gibi bir sağcıya işkenceyi meşrulaştırırsanız, insanları işkence yapılabilecek olanlar ya da olmayanlar olarak tasnif etmeye başlarsınız. Sonuçta memleketin bütün aşırı ulusalcıları, işkenceci Adil Serdar Saçan’ı övmeye başladı.

Ezilenlere ve demokrasiye düşmanlık

140’çılar Şebnem hocaya da kendini ifade etmesi için soru sorduk diyor. Bakın soru, nasıl bir soru: “2017 yılında yayınlanan ve yazarlarından olduğunuz ‘İşkence Atlası’ kitabının Adnan Oktar’ın ‘Yaratılış Atlası’ isimli kitabıyla bir bağı var mıdır? Bu bir rastlantı mıdır?”

Evet “soru” dedikleri de bu. Şebnem Korur Fincancı’ya yöneltilen düzeysizlik böyle. 

Dr. Ümit Şahin, verdiği bir röportajda Ortopedi ve Anatomi atlaslarına da işaret ederek tıpta atlasların ne kadar yaygın olduğunu açıkladı. 

Kelimenin tam anlamıyla bir deli saçması bağlantıyı soru diye hiçbir utanma duymadan sormak, işkenceyi meşrulaştırmaktır. Çünkü Şebnem hocanın dediği gibi: “İşkence kamu görevlilerinin kasıtlı, korkutma, sindirme amacıyla yaptıkları bir şiddet eylemidir. Fail kamu görevlisi olduğundan devletlerin önleme, uygulamama ve cezasız bırakmama sorumluluğu olan mutlak yasak bir suçtur. İşkence görenin kim olduğu, ne yaptığı işkence suçunu meşrulaştıramaz. Ancak işkenceyi meşrulaştırma çabaları ve cezasızlık işkencenin devam etmesi için yaygın olarak kullanılmakta, işkencenin görünür olması çabalarının değersizleştirilmesi için tüm yöntemler işleme sokulmaktadır.”

Bu bir saldırıdır. Olmayan bir rapor hakkında sosyal medya üzerinden yalanlarla dolu bir linç girişimidir.

Ama bu linç girişimi de çöktü. 140Journos adındaki zeminle beraber çöktü. Çünkü şunu herkes anladı: İktidar bloku, bugün ve yarın dümeni daha da sağa kırarken karşısındaki tüm demokrasi odaklarını düşmanlaştırıyor. Böylece Şebnem hocanın şahsında TTB de hedef gösteriliyor.

Devlet Bahçeli TTB’nin kapatılmasını isterken yapılan bu program devletin daha da derin kesimlerinin bu hedefinin bir parçasıdır.

Doktorların işkenceye karşı çıkmamasını, halk sağlığından yana olmamasını, Kürt halkının maruz kaldığı şiddeti belgelememesini, zaman zaman yapılan işkencelerin kaydının tutulmamasını, insan haklarını odağına alan bir sağlık anlayışına alan açılmamasını isteyenler Şebnem Korur Fincancı’yı hedef gösterdiler.

Ama kazanamadılar! Çünkü Şebnem Korur Fincancı ezilenlerin başının tacıdır.

Şenol Karakaş

(Sosyalist İşçi)

 

Bültene kayıt ol