Kılıçdaroğlu solcu değildi, solcu değildir, solcu olmayacak!

27.07.2023 - 16:30
Şenol Karakaş
Haberi paylaş

Kılıçdaroğlu’nun seçimin ikinci turu öncesinde neonazi Ümit Özdağ’la yaptığı kirli pazarlığın açığa çıması, seçim sonuçlarıyla morali bozulmuş olan muhalif, özellikle de sol seçmenin canının biraz daha sıkılmasına neden oldu. 

Genel CHP kitlesinin canının sıkılmasını anlayışla karşılayabiliriz. Sonuçta, hiç kimse seçimlerde destekleyeceği partinin genel başkanına kirli pazarlıklar yapsın diye yetki vermiyor.

Bir partinin genel başkanı nasıl olur da partinin hiçbir yetkilisinin haberi olmayan bir gizli pazarlık yapabilir?

Şöyle olur: Türkiye’de parti rejimi yukarıdan aşağıya katı bir bürokratik merkezi yapıya sahiptir. Partiler yasası, parti yönetici kadrosunun ve en başta da parti başkanının bir dediğinin iki edilemeyeceği bir yapı önerir. Sağından soluna, ana akım tüm partiler bu yapıyı tüm kalpleriyle benimsemiştir. Parti kadrolarının, milletvekili adaylarının, parti gruplarının, parti meclis grubunun, parti kollarının, parti gençlik ve kadın örgütlenmelerinin tüm temsilcileri, adayları ve üyeleri parti başkanı tarafından atanır. Bir parti başkanı canı çekerse koskoca bir partiyi konferansa götürebilir, yetkili kurumları lav edebilir.

Girdiği tüm seçimleri kaybeden Kılıçdaroğlu’nun CHP’de genel başkanlığa devam edebilmesinin nedenlerinden birisi budur.

Böyle bir başkanlık yetkisi olağanüstü bir dokunulmazlık ve hesap vermezlik anlamına gelerek, parti başkanına tam çaplı bir koruma sağlar. 

Hiç bir parti kurumuna hiçbir hesap vermek zorunda olmayan ve kongre süreçlerini de yerellerde seçtirdiği adaylarla örgütleyerek kendisinin onaylandığı bir sahaya çeviren bir parti başkanı, seçim döneminde de parti yönetiminden hiç zorlanmadan aldığı tam yetkiyle istediği gibi at koşturabilir.

Kılıçdaroğlu, kendisi hakkında umut haleleri yaratılacak birisi değildi. En başından beri, aşırı sağcı iktidar blokuna karşı sağcı bir alternatif seçim ittifakı örgütlemeye çalışıyordu. Seçimleri cepte gördüğü için ve aynı zamanda sokakta mücadele diye bir perspektifi olmadığı için tüm eleştirilere kulak tıkayabiliyordu.

Bunu söylemek, CHP gibi bir parti içinde Kılıçdaroğlu ve ekibinin başlattığı helalleşme girişiminin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Bu önemli ama tümüyle yetersiz ve bir yüzleşme sürecinin çok uzağında tıkanıp kalan adımlar, Erdoğan’ın 2000’li yılların başında perspektifinin demokrasiye doğru açmasına benzer bir adımdı. 

Bu adımlar sadece yüzleşme perspektifinin çok uzağında olduğu için yetersiz değildi, daha vahim bir özellik Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinin her bir adımına sirayet etmişti: Göçmen düşmanlığı! CHP, ittifak içinde olduğu İYİP gibi göçmen düşmanlığını parti propagandasının omurgası haline getirdi en başından beri.

Seçimin ilk turunda aldığı yenilginin ardından Kılıçdaroğlu, dümeni tamamen göçmen düşmanlığına büktü. Ümit Özdağ gibi pogrom peşinde koşan karanlık bir ırkçı siyasetçiyle yaptığı pazarlık, Kılıçdaroğlu’na çok sıradan gelmiş olabilir. Bu, sadece gizli kapaklı bir anlaşma olduğu için tehlikeli değil, Bu, ırkçılık temelli, göçmen düşmanlığında anlaşmanın ürünü olan bir el sıkışma olduğu için özel bir öneme sahip.

Seçimlerden önce iki cumhurbaşkanı adayı arasında yapacağımız seçim, seçimlerin ardından kiminle kavga edeceğimizi seçmek anlamına gelmektedir demiştik. 

Dostumuzu değil sınıf kavgasını kime karşı sürdüreceğimizi seçiyorduk.

Erdoğan’ın yenilmesi, oluşacak istikrasızlık ve geçiş sürecinin kırılganlıkları Kılıçdaroğlu’nu mücadele edilecek daha kolay br lokma haline getiriyordu.

Ayrıca Erdoğan’ın temsil ettiği blokun yenilmesi mücadele etmeye istekli tüm güçlerin derin bir nefes almasını sağlayacaktı.

Sosyalistlerin Kılıçdaroğlu’ndan tek bir beklentisi bile yoktu.

Seçimin ardından bir gün derin bir nefes alıp, Kılıçdaroğlu’nun ezilenlere yönelik saldırılarının püskürtmek için hızla mücadele atılacaktık. Bu mücadelede büyük bir moral üstünlük sağlamış olacaktık.

Mücadelenin seçimciliğe ertelenmesi, seçimleri kaybetmenin en garantili yoluydu ve böyle oldu.

Şimdi mücadeleleri ve fırsatları meclis ve başkanlık hayalleriyle es geçenlerin kirli pazarlıklarına tanık oluyoruz.

CHP’den çürük kokuları geliyor.

Zoom toplantısı sızan belediye başkanları ve Ümit Özdağ ile pazarlık yapan Kılıçdaroğlu, zaten bir işçi partisi, sosyal demokrat bir parti olmanın uzağında olan CHP’nin çürümüşlüğünün seviyesini gösteriyor.

Şu ya da bu nedenle Kılıçdaroğlu’na oy çağrısı yapan ve oy veren milyonlarca insan, Kılıçdaroğlu seçimden sonra bir nazi bozuntusuna bakanlık versin diye yapmadı bunu.

Bu yüzden Kılıçdaroğlu ve CHP içi pazarlıklar bizi ilgilendirmez. Seçmenlerini açıkça kandırdığı için siyaset alanından resmen çekilmelidir. Bir siyasetçi olarak son kullanım tarihi çoktan geçmiştir. Bir kumpasçı olarak raflardan inmesinde fayda var. 

Zamlar, vergiler, fakirlik, kesilen ormanlar, enflasyon gibi sorunlara karşı büyük bir mücadele dalgası yerine CHP’nin çürümüşlüğünü konuşmanın da bir sınırı olmalı.

Şenol Karakaş

(Sosyalist İşçi)

 

Bültene kayıt ol