1915’le elbet yüzleşilecek

22.04.2020 - 19:12
Şenol Karakaş
Haberi paylaş

24 Nisan 1915’te, bir önceki yüzyılın başında büyük bir felaket yaşandı. Ermeniler katliama uğradı. 24 Nisan 1915 günü, Ermeni toplumunun önde gelenlerinin kapısı polis tarafından çalındı. Polisler sakin bir şekilde ismini söyledikleri kişinin evde olup olmadığını soruyor; aradığı kişi evde ise, birkaç soruya cevap vermek üzere kısa bir süre için semt karakoluna kadar davet ediyordu. İlk gece 240 kişi, sonraki birkaç gün içerisinde 2345 kişi, Ermeni toplumunun entelektüelleri, mebusları, şairleri, örgütlü siyasetçileri İstanbul’dan sürülmeye başlandı. Gözaltına alınanlardan 174’ü hiçbir yargılama olmaksızın infaz edildi.

24 Nisan, o dönem Osmanlı İmparatorluğu’nda 1,5 milyonluk Ermeni nüfusun neredeyse tamamen yok olmasıyla sonuçlanacak korkunç sürecin başlangıcıydı. Çoluk çocuk, genç yaşlı kafilelerle Ermeni halkı Anadolu’nun dört bir bucağından çöllere sürüldü. Çoğunluğu öldürüldü. Kiliseler, okullar harabeye döndü. Mal mülk el değiştirdi. Telgraflarla din değiştirme talimatları verildi. Hem yaşadıkları yerlerin hem sağ kalanların isimleri değiştirildi. Çocuklar evlatlık verildi. Bütün bunlar İttihat Terakki’nin devlet aygıtı eliyle ve bütün dünyanın gözü önünde gerçekleştirildi.

Bu coğrafyanın ekonomik, sosyal ve kültürel zenginliklerinin yaratıcılarından olan koca bir toplum imha edildi. Türk ve Müslüman olmayanlara yönelik baskıyı, inkârı, asimilasyonu ve fiziksel saldırıları içeren hükümet politikaları, korkunç acılara yol açtı.

Kurulan yeni Cumhuriyet bu acılarla yüzleşmedikçe, bu mirasın üzerinde yükselmiş oldu.

İnkar, 1915’in ardından Ermeni halkının gerçeğini sadece resmi bir anlatı haline getirilen tarihten değil, anılardan da silmenin yöntemi olarak devreye girdi. 

Ama 1915 anmalarından birisinde söylediğimiz gibi, “Bazı acılar zamanla unutulmaz!” 1915 unutulabilecek bir acı değil. Unutulduğu sanıldığı her seferinde, inkarcılığın yarattığı baskı, sefalet, yalancılığın tozu dumanı içinde görünür olmayı başarıyor.

İnkara karşı verilen mücadeleler, yüzleşmenin vaz geçilemez bir şekilde gündeme girmesine neden oluyor.

Yüzleşme, Türkiye’de yaşayan tüm sıradan insanları özgürleştirecektir.

Demokrasinin, çatışma kültürü yerine barış içinde bir arada yaşama dinamiklerinin güçlenmesi, ırkçılığın ve nefret söyleminin geriletilmesi, içindeki her bir bireye, gruba, çevreye, kimliğe güven veren bir sosyal dokunun inşa edilmesi için bu yüzleşme adımının atılması bir zorunluluktur.

Şenol Karakaş

[email protected]

(Sosyalist İşçi)

Bültene kayıt ol