Nuran Yüce

Nuran Yüce son yazıları

Nuran Yüce tüm yazıları

13.06.2019 - 11:31

İklim değişikliğinden iklim krizine

İklim değişikliğinden bahsederken atmosferik değişimler üzerine gözlem yapan ve verileri değerlendiren Hawaii’deki Mauna Loa Gözlemevi’nin adı sıklıkla zikredilir. Bunun nedeni ise bu gözlemevinin en önemli görevlerinden birinin de atmosferdeki karbondioksit oranlarının kaydını tutmasıdır. Mauna Loa Gözlemevi’nin 1958 yılı kayıtlarına göre -ki bu ilk kayıt-atmosferdeki karbondioksit oranı milyonda 315 birim olarak ölçülmüş. Mauna Loa’nın son verisi 2 Mayıs 2019 tarihli, atmosferdeki karbondioksit oranı ise 415 ppm’e yükselmiş. 61 yıl içinde 100 birimlik bir artış.  Bu doğal olmayan, hızlı, ölümcül bir artış.

Doğal olmayan, radikal artış

Kimi bilimsel teknikler kullanılarak atmosferdeki çok eski tarihlerdeki karbondioksit oranları da tespit edilebiliyor. 5000 yıl boyunca 270-280 ppm olan karbondioksit oranı fosil yakıtların kullanımına başlanmasıyla birlikte yaklaşık 100 yıl içinde 280’den 290 ppm’e ulaşıyor. 290’dan 300 ppm’e  40, 300’den 310 ppm’e 30 sene içinde yükseliyor. Ve her on birimlik artışın süreleri gittikçe azalıyor. 410’dan 415 ppm’e yükselmesi sadece 2 yıl içinde oldu. Bu artışlar şu ana kadar gezegenin sıcaklığını yaklaşık 1,2 derece arttırdı.  Sıcaklık artışının etkileri ise tam bir yıkım. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün geçtiğimiz yıla ait iklim değişikliğinin başlıca etkilerini derlediği rapor 2018'de su sıcaklığının rekor düzeye çıktığını, su seviyesinin de küresel düzeyde  3,77 mm yükseldiğini belirterek başlıyor. İklim olayları ve aşırı ısınmaya bağlı afetlerin yaklaşık 62 milyon, sellerin yaklaşık 35 milyon, yılın en şiddetli fırtınası Mangkhut Tayfunu’nun  Filipinler’de 2,4 milyon insanı etkilediği, 134 kişinin ölümüne yol açtığı raporda yer alıyor. Son yüzyılın en kötü sel ve yağışları Hindistan’ın Kerala eyaletinde yaşanırken Avrupa, Japonya ve ABD’de sıcak hava dalgalarından ve orman yangınlarından 1.600’den fazla insanın öldüğü de rapordaki veriler arasında. 

İklim krizi

DMÖ’nün 2018 yılı raporunun ve yaşadıklarımızın gösterdiği gibi iklim değişikliği ne tekil bir felaket ne dünyanın belli bir coğrafyasıyla sınırlı. Daha can acıtıcı ve aynı zamanda öfke doğuran yanı ise geçtiğimiz yıllar içinde iklim sistemini değiştiren karbon salımlarını  sabitleme, azaltma, sıfıra indirme imkanları varken bunların yapılmamış olması ve geldiğimiz aşamada daha büyük tehlikelere kapı açması. Tehlikelere kapı aralama ve zamanımızın azaldığına dair en ciddi uyarılardan biri Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin 2018 yılında yayımladığı son raporunda yer aldı. Rapor küresel iklim değişimini 1.5 derece ile sınırlandırmak için önümüzde sadece 12 yıllık bir sürenin kaldığını söylüyordu.  IPCC  ilk raporunun yayınlandığı 1990 yılında karbondioksit miktarı birçok bilim insanının dile getirdiği sıcaklık artışını güvenli seviyede tutabilecek olarak ifade edilen 350 ppm civarındaydı. Şimdi 415 ppm’de.  Yine bir çok çalışma 1.5 veya 2 derecelik bir artışın ekolojik sistemlerde ardışık geri besleme mekanizmalarını tetikleyeceğini ve bunun gezegenin sıcaklığını daha artıracağını söylüyor. Birbirine bağlı, çok karmaşık ve aynı zamanda çok hassas dengelere sahip iklim sisteminin hangi noktada kırılacağı çok net bilinemiyor. Ama tartışmaya yer bırakmayacak şekilde bildiğimiz bazı konular var:  Fosil yakıtların kullanımı ve arazi yapısındaki radikal değişiklik atmosferde sera gazlarının artmasına bu da gezegenin ortalama sıcaklığının artmasına yol açıyor. İklim sistemini değiştiren bu süreç bilimsel olarak 1950’lilerin sonlarından itibaren fark edildi.  Bilim insanları 1990’lardan itibaren her sene nasıl bir felaketin içinde olduğumuz ve engellenmezse nasıl bir yok oluş tehdidi ile karşı karşıya kalacağımızın verilerini her platformda dile getirdiler ve “Bizi sıcaklık artışını sınırlamada alıkoyanın iklim sistemi değil, küresel toplumun kendisi” olduğu uyarıları dozu artarak ifade edildi. 

Tüm bu bilimsel uyarılar, yaşanan iklim değişikliği kaynaklı afetler ve nihayetinde önümüzde 12 yılımız var. Bu gerçekliğe devlet yöneticilerinin yanıtını  ifade etmek için kelime bulmakta zorlanıyoruz gerçekten de. İklim değişikliği için acilen eylem çağrısı yapan, sıcaklık artışının 1,5 derecede sınırlandırılması için somut ve hemen adım atılmasını isteyen öğrenciler 20 Eylül Cuma gününden başlayarak dünya çapında sadece öğrencilerin değil, işçilerin de dahil olmalarını istedikleri bir haftalık bir iklim grevi eylemi çağrısı yaptılar. İşte bu çağrı metninde sistemin bu soruna verdiği yanıt iyi özetlenmiş durumda. 30 yıldır yapılanlar şöyle anlatılıyor: “Yıllar yılı boş boş konuşup durdular, iklim değişikliği konusunda sayısız müzakere yürüttüler, içi boş anlaşmalar yaptılar ve bol bol kâr etsinler diye ayağımızın altındaki toprakları kazıp, geleceğimizi yakıp dumanını savurmaları için fosil yakıt şirketlerine bir yığın avanta sağladılar. Siyasiler iklim değişikliği olayını on yıllardır biliyorlardı. Bizim geleceğimiz konusunda taşımaları gereken sorumluluklarını, varlığımızın ta kendisini tehlikeye sokma pahasına hızlı kârlar peşinde koşan vurgunculara bayıla bayıla devretmekte sakınca görmediler.”

“Önümüzde 12 yıl var” uyarısı milyarlarca insan ve canlı türü açısında hayatta olup olmama meselesine işaret ediyor. Karbon salımlarını sıfıra indirmek, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak mümkünken, sorunu yaratan ve çözümünün önünde de engel olan kapitalist sistemi ortadan kaldırmak bir elzem. Çünkü ya o bizi yok edecek ya da biz onu yok edeceğiz. 

Nuran Yüce

[email protected] 

(Sosyalist İşçi)

SEÇTİKLERİMİZ

Ragıp Zarakolu
O hep bizimle

Bültene kayıt ol