Soma’dan havalimanı inşaatına: İşçi ölümlerini durdurun!

17.09.2018 - 12:03
Şenol Karakaş
Haberi paylaş

Havalimanı inşaatında çalışan işçilerin eyleme geçmesi AKP’nin uygulamalarına gerekçe bulanlar açısından sorun yarattı. En akla yakın gerekçe en gerçek dışı olanıydı her zamanki gibi. Bu sefer de piyasaya “hain”, “ajan” gibi komplo kokan iddialar sürüldü. Havalimanının açılmasına bir buçuk ay kala eylemin zamanlamasını manidar bulan imalı açıklamalar, eylemin ajanların işi oluğunu öne sürenler en çok sesi çıkanlar oldu. İşçilerin bu kadar kısa sürede nasıl barikat kurduğunu dalga geçerek soran sosyal medya hesapların yine sosyal medyadan yanıtlar gecikmedi: Koskoca havaalanını inşa eden işçilerin ‘burasına kadar gelince’ polise karşı barikat kurması mı sorun oluyor?

İşçiler altı aydır maaş alamadıkları için, işçi ölümlerinin durdurulması için, tahtakurularıyla birlikte uyumamak için, maaşların elden ödenmemesi için, işyerlerinde eşitlik için bir anda mücadele etmeye başladı. İşçilerin kendiliğinden eylemleri zaten bir anda patlar, görünür olur. Tahtakurusu, açlık, maaşını aylardır alamamak, servis otobüslerinin yetersizliği ve bir arkadaşlarının daha iş cinayetine kurban verilmesi işçilerin öfkesini kabartabilir. Havalimanında son eylemin nedeni, bütün bu etkenlerin yanı sıra, AKP’nin simgelere düşkünlüğü. AKP havalimanını 29 Ekim’e yetiştirmeye zorladığı için işyeri işçiler üzerinde kapitalist işletmelerin doğal sınırlarının ötesinde bir basınç uyguluyor. Bu basınç bugün patladı. Kölelik koşullarında çalışan işçiler bir de bu ideologlara neden dün değil de bugün isyan ettiklerini açıklamak zorunda bırakılıyorlar. İşçilere sadece neden bu kadar geç harekete geçtikleri için şaşırarak alkış tutulabilir. 

Üstelik, bu havalimanında işçilerin ilk eylemi de değil. Cennet bahçesinde güle oynaya çalışan işçiler birden sinirlenmiş değiller. Gerçek sayıyı bilemiyoruz ama aylardır havalimanı inşaatında iş cinayetlerine kurban giden işçilerin ve arkadaşları için tepki gösteren işçilerin haberleri gelir durur. Sorun bu haberleri sınıf hareketinin politik propagandasına dönüştürebilecek bir öncü işçiler örgütünün olmaması ve merkez medyanın bu haberlere çoktandır kapalı olması.

Soma’da apaçık bir ihlalle 301 işçinin ölmesiyle, havalimanı inşaatında işçi ölümlerinin neredeyse kitlesel hâle gelmesi arasında doğrudan bir ilişki var. Türkiye ekonomisi, Türk burjuvazisinin dizginsiz enerji ihtiyacı için denetimsiz bir madencilik politikası uyguluyor. Maden şirketlerini, enerji alanında iş yapan şirketleri denetlemek mümkün değil. Her yer HES, her yer kömürlü termik, her yer denetimsiz maden ocağıyla dolu. Denetim işin yavaşlaması ve maliyet demek. Soma’da cinayetten sonra başlayan davalar madencilerin nasıl korunduğunu ve facianın nasıl bile bile engellenmediğini gösteriyor. Aynı şekilde ekonomi, Türk burjuvazisinin özellikle AKP döneminde öne çıkan bir kesimi olan inşaat patronlarının dizginsiz ihtiyaçlarına uygun bir şekilde işliyor. AKP dönemi her inşaat her yer şantiye özetiyle hatırlanacak. Bitmek bilmez bir inşaat çılgınlığı. Projeler, mega projeler, yapılanın yeniden yıkılıp yapılması, süreklileştirilmiş bir şantiyecilikle ekonominin tekerlerinin ara ara döndürülmesi. Bu şantiye ekonomisi, kuşkusuz şantiyede denetimi, şeffaflığı, şantiyede işyeri kurallarına uymayı, işçi sağlığı ve güvencesini dikkate almamayı gerektiriyor. Türkiye ekonomisi Formula 1 yarışlarına tornetle katılmaya hazırlanan ve denetimsiz bir şekilde habire tornet üreten bir firma gibi. İş cinayetlerinin, Soma katliamının ve havalimanında işçilerin öfkesinin patlamasının nedenlerinden birisi bu ekonomik mantık.

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılı verilerine göre, 2002’de yaşamını yitiren işçi sayısı 878 olarak görülüyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre, 2002 yılında her 100 bin işçiden 16.8’i iş cinayetine kurban giderken, bu oran 2006 yılına geldiğinde devasa bir şekilde artarak 20.5 işçiye yükseldi. 2002 yılında 878 olan iş cinayeti rakamları 2006 yılında ikiye katlanarak 1601’e çıktı. 2012- 2013- 2014- 2015- 2016 ve 2017 yıllarında çalışan 100 bin işçiye karşı ölüm oranı 20.06 olarak gerçekleşti. AKP’nin 16 yılık iktidarında yaşamını yitiren işçi sayısı 20 bini aşmış durumda. İşçilerin eyleminin arkasında ajan arayanlar, bu ajanları yıllardır işçilerin eyleme çıkmasını engellemeye çalışanlar arasında arasalar daha gerçekçi olurlar: Bu koşullarda eyleme çıkmak değil çıkmamak “ilginç” zira!

Havalimanı işçilerinin eylemi AKP’nin savunucuları arasında daha sessizce de olsa şu eğilimi şekillendirdi: “AKP neden havalimanında dizginsiz denetimsiz işler yapan firmaları koruyor ki?” Bu şirketlerin sorumluluğunu üstlenmeye, suçlarını örtbas etmeye ne gerek var ki?

Var! Bu soruyu soranlar AKP liderliğiyle bu şirketlerin etle tırnak gibi olduğunu, birisi olmadan diğerinin işinin çok zor olacağını görmezden ya da bilmezden geliyorlar. İnşaat, enerji ve madencilik şirketleri cüreti, bizzat AKP politikalarının bir özetidir. Büyük harflerle her gün dile getirilen yerli ve milli olmak zorunluluğu bu etle tırnak gibi diyerek kısaltabileceğimiz kardeşliği gizleyen bir ideolojidir.

Son olarak havalimanı işçileri bir gerçeğin altını kalın harflerle çizdi. Karl Marx’ın 150 sene önce altını çizdiği bir gerçek bu: İşçi sınıfının, tek tek işçilerin bilincinden bağımsız bir üretim ve eylem kapasitesi vardır. Bu kapasite yine tek tek işçilerin iradesinden farklı olarak kendini dışavurabilir. Polis baskısı, açlık baskısı, işsizlik baskısı, ideolojik baskılar, çocuğun okul masrafları ve kira giderlerinin baskısı gibi baskılar, bir aşamada “Artık yeter!” duygusunun galebe çalmasıyla geri plana itilebilir. Bu değişim gerçekleştiğinde, bütün ezberler bozulmak zorundadır. Havalimanı işçilerinin bir günlük direnişi bozulması gereken ezberleri açığa serdi. Yerli ve milli ortak çıkarlar etrafında huzurlu yaşamlar iddiası, eylemin çökerttiği birinci ezber oldu. Hayır, yerli ve milli zenginlerle yerli ve milli olmaya zorlanan ama tahtakurusuyla uyumak zorunda kalan, günde 12 saat çalışıp aylardır maaşını alamayan işçiler var. Huzur değil, gerilim var. Sınıfsız, imtiyazsız bir kitle değil, zenginler, fakirler ve çeşitli ara derecedekiler var. Ve bu eşitsizlik sadece havalimanında değil Soma’da, madenlerde, hastanelerde, sokaklarda, sanayide, inşaatta da var. İş cinayetinde bugün sıra hangimizde diye düşünen işçiyle, işçilerin ölümü pahasına servet biriktirenlerin çıkarları uzlaşmaz birer toplumsal sınıf olduğunu Marx anlatmıştı ama havalimanı işçileri herkesin kafasına kazıyarak bir özet geçti.

Son olarak, havalimanı işçilerinin direnişi, “Oh olsuncuların” solcu olmadığını da daha anlaşılır kıldı. Yapay ideolojik kutuplaşmaların muhalefet saflarından dışlanması ya da başka bir deyişle bu saflaşmalara prim vermeyenlerle yeni bir muhalefetin inşa edilmesi gerektiği bu birkaç günde bir kez daha görüldü. Haziran seçimlerini Erdoğan’ın kazanmasından beri her gelişmede “AKP’ye oy verirken düşünseydin” diyenler, havalimanı eyleminde de harekete geçen işçilerin çoğunluğunun AKP’ye oy vermiş olması olasılığında yola çıkarak, “Oh olsun!” diyebiliyor. Bu Cumhuriyet gazetesinde 2010 yılında düpedüz evetçi AKP’yle ittifak kurarak yönetme el koyan Balbayların gazeteden “Yetmez ama evetçileri tasfiye ediyoruz” demesi kadar çocukça, kibirli ve sağcı bir yaklaşım. İşçi mücadelesinin, kolektif bir işçi eyleminin tek bir saatinin, o eyleme katılan işçinin zihninde on yıllar içinde ve zorlama bir eğitimle şekillenen fikirleri darmadağın edeceği sınıf mücadelesinin tarihinde defalarca görüldü. 1905 Rus devrimi örneğin, Rus Çarı’na, “Çar baba”larına ricada bulunmaya giden işçi kalabalığına ateş açılmasından sonra başlayan eylemlerin ürünü olarak gelişti. “Çar baba” bilinç düzeyinden, “Kahrolsun Çarlık, kahrolsun kapitalizm” bilinç düzeyine sıçrama bir eylemin birkaç saatinde gerçekleşti.

AKP’ye oy veren işçilerin AKP’nin ekonomi politikalarına karşı ses çıkartması! İşte Türkiye’nin sınıf mücadelesinin ihtiyaç duyduğu tek süreç bu!

Solu bu sürecin bizzat kendisi olarak, bu işçileri solun kendi tabanı, kendi hareketi olarak gören bir solun inşasını ise eski sola aldırmadan atılması gereken tek adım.

Şenol Karakaş

[email protected]

Bültene kayıt ol