Reform değil devrim: “Amaç her şeydir”

14.01.2019 - 07:54

Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht, 1918 Kasım ayında başlayan Alman devrimi içinde yaşamlarını yitirdiler.

Rosa Luxemburg, İkinci Enternasyonal içinde gelişen reformizme karşı genç yaşından ölümüne kadar aralıksız mücadele verdi. Yoldaşı Karl Liebnecht Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD)’nin emperyalist savaşı destekleyen tutumuna karşı uzlaşmaz bir tutum aldı. SPD’li vekiller parlamentoda işçi sınıfının birbirini boğazlaması için kabul oyları verirken, o savaş kredilerine karşı oy kullanan tek vekildi. Liebknecht’in emperyalist savaş karşısında tutumunu açıklamak üzere kaleme aldığı “Asıl Düşman İçerde” adlı bildirisi savaşa ve militarizme karşı mücadele eden milyonlarca aktiviste hâlâ ilham vermekte.

Reformizmin kökenleri

Alman Sosyal Demokrat Partisi, 4 milyon civarında oy alan, 1 milyon üyesi olan bir parti olarak Avrupa’nın en büyük dolayısıyla İkinci Enternasyonal’in de en etkili partisiydi. 90’a yakın gazetesi, kooperatifleri, kreşleri, korolarıyla işçi sınıfı içinde kök salmış adeta devlet içinde bir devletti. SPD’nin lideri Kaustky ise Engels’in ölümünden sonra sosyal demokrasi hareketinin tartışmasız en önemli lideriydi. Lenin gibi çağın önde gelen sosyalistleri ona hayranlık duyarken, Rosa, Kaustky’deki çürümeyi ilk keşfeden ve eleştiren oldu. SPD içinde reformist fikirlerin gelişmesinde partinin yapısal sorunları önemli bir faktör olmakla birlikte reformizmin dayanağını oluşturan fikirlerin gelişiminde kuşkusuz en etkili figür Eduard Bernstein’dı.

Bernstein, Marksizm’in devrimci özünü tahrip edip, revize etti. Bernstein’a göre işçi sınıfının kapitalizmi yıkmasına gerek yoktu. Kapitalizmin çelişkileri keskinleşmemişti ve emekçi kitleler için artık bir yıkım değildi. Marx’ın öngörülerinin aksine durgunlukların sürekli tekrarlaması yerine sürekli refaha doğru bir eğilim vardı. Sanayinin gelişmesi, üretimin çeşitlenmesi işçi kesimlerinin, orta sınıfa yükselmesi sonucunda orta sınıfların sağlamlaşmasına yol açıyor ve sendikal mücadeleyle işçi sınıfının yaşam ve siyasal koşulları düzelme gösteriyordu. Bernstein “Ne olursa olsun, nihai amaç benim için hiçbir şeydir; hareket ise her şeydir” diyordu. Bu çözümlemeye göre sosyalist bir parti, nihai hedefini işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarının adım adım iyileştirilmesiyle sınırlandırmalıydı.

Bernstein kapitalist devletin burjuvazinin çıkarlarını koruyan baskı aygıtından başka bir şey olmadığı gerçeğinin üzerini örttü. Devleti sınıflar üstü bir kategoriye oturttu ve tüm toplumun temsilcisi gibi göstermeye çalıştı. Parlamenter yolla, kapitalizm altında tüm topluma hizmet verecek, kapsamlı sosyal reformları gerçekleştirecek “sosyal bir devlet”: Bu sağcı fikirler reformizmin temel hareket noktası oldu.

Rosa Luxemburg ise reformlar için verilen mücadeleyle devrim arasında ayrılmaz bir bağ kurdu: İşçi sınıfının demokratik talepler, yaşam ve çalışma koşularının iyileştirilmesi için verdiği mücadele, kapitalizmin yıkımına giden tek yoldur. Aynı zamanda reformlar için mücadele işçi sınıfı için bir okuldur. İşçi sınıfı mücadele içinde egemen sınıfa ait tüm fikirleri siler, süpürür. Kapitalizmi yıkma yeteneğinin farkına varır. Bu ise onu daha cüretkâr hâle getirir ve aynı zamanda bu mücadelelerin bütünü, geleceğin sınıfsız toplumuna giden yolu açar. Tüm bu mücadelelerin belirleyici yanı nihai hedefidir. Reformlar için mücadele işçi sınıfının kapitalist devleti parçalayıp, yerine işçi devletini kurma görevini asla ortadan kaldırmaz. Aksine işçi sınıfının her bir kazanımını koruması nihai hedefine bağlıdır. Rosa Luxemburg’un dediği gibi “amaç her şeydir”.

Berlin'de on binler Rosa Luxemburg ile Karl Liebknecht'i andı

Kapitalizmin kaçınılmaz döngüsü kriz

Rosa Luxemburg da Marx gibi kâr oranlarındaki düşme eğilimine dikkat çekerek, kapitalist sistemin krizler olmadan var olamayacağını anlattı. Karteller, tröstler ve kredi düzeninin krizi derinleştirdiğine dikkat çekti. Kredi sisteminin kapitalizmin tüm ana çelişkilerini yeniden ürettiğini, son sınırına getirdiğini ve çöküşü yönündeki gidişatı hızlandırdığını anlattı.

Dünya kapitalizminin 1973-74 sonrası yaşadığı büyük krizden sonraki süreç bu görüşlerin haklılığını ortaya çıkardı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında işçi sınıfının mücadelesi sonucunda kazanılan haklar, ücretsiz sağlık, eğitim hakkı, kira, konut yardımları, haftalık 40 saatlik çalışma, işsizlik parası gibi pek çok hak saldırıya uğradı. Emeklilik hakları, sendikal haklar gasp edildi. Ancak sermayenin toplumsal üretimden işçi sınıfına düşen payı azaltması kapitalizmin yapısal sorunlarını çözmeye yetmedi. Kâr oranlarındaki düşme eğilimi, işsizlik rakamlarının yüksek olduğu, üretkenlik artışlarının zayıf kaldığı ve gelir eşitsizliğinin ciddi şekilde arttığı koşullarda, finansal piyasaların ve işlemlerin hacminin olağanüstü büyümesine yol açtı. Sermayeler arası ilişkilerden, devletlerarası ilişkilere, hane halkına kadar genişleyen kredi sistemi nedeniyle son kırk yılda kapitalizm devasa çöküşler yaşadı. ABD’de yaşanan 2008 krizi sonrasında sisteme para pompalamak suretiyle genel bir çöküş engellendi ama bu krize yol açan sorunlara çare olmadığı için krizin etkileri hâlâ sürmekte. Yaşanan her kriz sermayenin işçi sınıfına daha yoğun saldırılarına yol açmakta. Sermaye sınıfı her yerde işçi sınıfının elinde kalan son kırıntıları da almak için yeni hamleler yapmakta.

Barış ve demokrasi devrimle gelecek

Üstelik saldırılar, sadece ekonomik kazanımlarla da sınırlı değil. 2008 krizi sonrasında yeni-liberalizmin sonunun gelmesiyle birlikte devletlerarası rekabetin tırmandığı, serbest ticaretin yerini korumacı politikaların ve ticaret savaşlarının aldığı koşullarda devletler silahlanma yatırımlarını arttırırken militarizm, göçmen düşmanlığı, ırkçılık ve milliyetçilik hâkim siyaset hâline geldi. ABD’de, Macaristan, Fransa, İtalya ve Türkiye’de iktidardaki otoriter figürler, burjuva toplumunun temel yapılarını zayıflatırlarken, demokrasiyi de rafa kaldırdılar.

Kapitalist sistem krizinin derinleşmesine ve emperyalistler arasındaki hegemonya savaşlarına bağlı olarak ortaya çıkan otoriterleşme eğilimleri burjuva kurumlarının çürüdüğünü gösteriyor. Bugün demokrasi isteyenler kapitalist sistem altında işleyecek kusursuz bir burjuva demokrasisi hayalini kurmak yerine kapitalizme karşı mücadeleye katılmalıdır.

Çağla Oflas

(Sosyalist İşçi)


SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol