(8 Mart dosyası) Eğitimde cinsiyetçilik

05.03.2016 - 11:25
Haberi paylaş

“Kadın öğretmenlerin kılık kıyafetleri, okullarda öğretmen kurul toplantılarında başlıca konudur.”

Öğretmenlere, eğitim sistemindeki cinsiyetçi değer yargılarını ve uygulamadaki yansımalarının neler olduğunu sorduk:

- İlkokul öğretmeni Fatoş K.

“Öğretmenlik tam da kadınlara göre bir meslek olarak değerlendiriliyor. Çünkü bir kadın yarım gün çalışıp günün diğer zamanlarında da çocuklara bakabilir. Ayrıca ev işleri ve de alışverişe de zaman kalır. Kadınların yükü iki kat artmasına rağmen cinsiyetçi bir bakış açısıyla öğretmenlik mesleğinin kadınlar için büyük avantaj söylenir!”

- İlkokul öğretmeni Leman S.

“Son yıllarda sınıf anneliği denilen bir statü oluşturuldu. Görevi sınıfta katkı payı toplayıp, çocukların ve velilerin sorunların çözülmesini sağlıyor. Çocuk bakımının anneye yıkılmasının okullardaki tezahürü bir uygulama olsa gerek.”

- İlkokul öğretmeni Zeynep M.

“Birinci sınıfa kayıt yaptırmak isteyen veliler kadın öğretmenlerin doğurup doğurmamasına bakarak seçimini yapıyor. Hamile kadın dönem içinde izin alıp bırakıp gidebilir. Çocuğu olamayan kadın öğretmense zaten çocuğun halinden anlamaz! Çünkü anne değil!”

- İlkokul öğretmeni Nuray Z.

“Sınıfının teftişi sırasında tacize uğrayan sınıf öğretmeni müfettişi şikayet eder ancak müfettişler kurulu kadın öğretmene destek olacakken şikayetini geri alması için ikna etmeye çalışırlar!”

- İlkokul öğretmeni Meltem Y.

“Okul müdürleri erkeklerden oluşmalı. Çünkü yönetme işi beceri ister.Yöneticilik süreklilik ister. Kadınlar ise evlenip çocuk yaparlar, izin alırlar… Belki müdür yardımcılığı olabilir. Daha pasif ne de olsa. Müdür olacak kadınların da mümkünse ev ve çocuk bakımı gibi sorunlarını çözmüş olması gerek.”

- İlkokul öğretmeni Sevim B.

“Okulda tacize uğrayan bir kız öğrenci en başta kadın öğretmenler tarafından yargılanıp etiketlendi. Zaten “yollu o kız” denilip haketmiş denilerek geçiştirildi.”

- İlkokul öğretmeni Zeynep K.

“Okulda erkek öğretmen tarafından zorbalığa uğrayan kadın öğretmenin söylediklerine  itibar edilmedi. Okul müdürü şikayet dilekçesini yazmasını istedi. Kadın öğretmen sendikasına durumu anlattı. Ancak buna benzeyen olayların genelinde erkek de kadın öğretmen de başka bir okula sürgün ediliyordu. Ve hatta kadın daha da uzak bir okula! Kadın öğretmen şikayetten vazgeçti.”

- İlkokul öğretmeni Pınar A.

“ Kadın öğretmenlerin kılık kıyafetleri okullarda öğretmen kurul toplantılarında başlıca konudur. Erkek öğretmenin kılık kıyafeti ile ilgili yönetmelik hızlıca okunup geçilir. Ama kadınların kılık kıyafet konusu okul müdürü tarafından tane tane altı çizilerek okunur. Sonra da bu konu üzerinde kendi yorumlarını yaparak “lütfen öğrencilerin ve de velilerin, mahallenin dikkatini çekecek kıyafetler değil, öğretmene yakışır kıyafetlerin giyinilmesini rica ediyorum” şeklinde bitirilir.”

- İlkokul öğretmeni Eda A.

“ Tatil dönüşleri öğrencilerime soruyorum nasıl geçti tatil diye? Kızlar hep annelerine yardım ediyorlar.Erkekler ise  dışarıda top peşinde.”


Cinsiyet rolleri, kalıplar en çok eğitim sisteminde öğretiliyor

Bu örnekler hayatımızın her hücresine yerleşmiş olan cinsiyetçiliğin eğitim alanına yansımış olan bazı parçaları. Bazen farkında olduğumuz bazen de farkında olmadan yaşadığımız cinsiyetçilik okullarda en etkili bir şekilde üretiliyor.

Cinsiyetçi rol, beklenti, kalıp yargılar okullarda kız ve erkek öğrencilere dolaylı ya da dolaysız yollardan anlatılıyor ve buna uygun davranış kalıpları ve kazanımlar elde edilmesi bekleniyor. Sadece öğrenciler nezdinde değil, ders araç-gereçlerin içeriği ve kullanımından tutun da veli-öğretmen-idareci ilişkisine ve kadın-erkek çalışanların ilişkisine kadar yansıyor bu fikirler. Kapitalist toplumun geniş kesiminde kadın işgücüne yönelik geleneksel bakış tarzının hala sürdüğünü biliyoruz.

Bu eşitsizliğin sürmesinin en temel nedeni işgücünün yeniden üretimi olan annelik, çocuk bakımı ve ev işlerinin kadın emeğine dayalı olarak yapılması. Kapitalist sınıf bu işlere kaynak ayırmıyor.  Aile kurumu içerisinde kadınlar tarafından yapılmasını çeşitli araçlarla yayarak cinsler arasındaki eşitsizliği tam da bu noktada meşrulaştırıyor. Geleneksel cinsiyet rolleri aile, akranlar, okul, hukuk, ahlak, din ve medya tarafından sistemli bir şekilde nesilden nesile aktarılıyor. Okullarda öğretmenler bu politikalarla belirlenmiş müfredatı öğrencilere aktarma görevini yapıyor. Kız çocukların uysal, yumuşak ve özverili; erkek çocukların ise yarışmacı, atak ve girişken olma davranışları pekiştiriliyor.

 Kız ve erkek öğrencilerin meslek seçimlerini geleneksel rolleri belirliyor. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalara göre kadınların meslek seçimleri zaman içerisinde değiştiğini, fakat ev içindeki rollerinin aynı kaldığını görüyoruz. Bu durum ev içindeki sorumlulukların aksamasına yol açtığı için kadınların ev ile ailesi arasında çatışma yaşamalarına neden oluyor. “çocuk da yaparım kariyer de” anlayışı kadınları parçalayan, yarıştıran, yoran, yetişemeyen mutsuz ama bir o kadar da sorgulayan ve karşı çıkan bir noktaya götürüyor. Bu sorun üst ve orta sınıf kadınları için başka bir kadının iş gücünün kullanılmasıyla çözülüyor.

Sosyal devletin üstlenmesi gereken sorumluluklar kadınları omuzunda

Ancak yoksul ailelerde durum gerçekten çok vahim çünkü tüm işler nerdeyse kadının omzunda bir yük olarak kalıyor. Bu nedenle toplumda öğretmenlik mesleği, yarım gün sürdüğü için “ev işlerine ve çocuk bakımına da zaman kalır” mantığıyla yıllarca kadınlar için uygun, kabul gören bir meslek olagelmiş. Kadın öğretmenlerin idari görevlerde çok olamayışlarının nedenlerinden biri de “kadının yerinin evi olduğu” değer yargısının ve evdeki iş yükünün tamamen kadınının üzerinde olması gerçeğidir. Yönetmek “erkeğe uygun bir iş olduğu için” bu yetenek kadına yakıştırılamaz. Okul müdürlerinin çoğu erkek olması tercih edilir. İşyerlerinde yuva ve kreşlerin olmayışı aileyi ekonomik olarak zorlar. Aslında sosyal devletin üstlenmesi gereken bu görevi böylelikle ailelere havale ederek sistem zarara uğramaz.

Devletin ailelere verdiği çocuk yardımları oldukça komik. Bu oranın arttırılmasını sendikalar her yıl toplusözleşmelerde hükümetlerden istiyor. Ancak kaynakların yetersizliği bahanesiyle bırakın çocuk yardımını hala yüzde beş gibi oldukça düşük zamlar uygun görülüyor. Çocuk yardımının artması, işyerlerinde kreşlerin olması tamamen olmasa da işçi ailelerini rahatlatacak aynı zamanda kadının üzerindeki yüklerin bir kısmını da hafifletecektir.

Cinsiyet eşitliği dersleri eğitim fakültelerinde, okullarda her alanda olmalı

Öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerinde cinsiyetçilik ile ilgili eğitimler verilmelidir. Ya da öğretmenlerin her sene aldıkları hizmet içi eğitimlerde cins ayrımcı uygulamaların ve pratiklerin eğitimden elenmesi için alanda çalışmalar yapılmalıdır. Okullarda olan taciz ve şiddet olaylarında davaların takipçisi olunmalı, kadınların uğradığı haksızlıklar sendikalar tarafından gündeme alınmalı gerekli önlemler alınmalıdır. Bu talepler bir yazıya sıkıştırılamayacak kadar çok ve çeşitlidir.

Tüm bunlar elbette gerçek anlamda bir eşitliği sağlamayacaktır. Ancak özgürlük ve demokrasi yolunda atılan tüm reformlar kadınlara nefes aldıracaktır. Örgütlenme ve mücadele etme yeteneklerini geliştirecektir. Daha çok kadın daha çok alanda sesini çıkartıp erkeklerle eşit haklara sahip, ayrımcılığa uğramadığı bir dünyanın mücadelesini verecektir. Cinsiyetçilik kadınları köşeye sıkıştırıp ezerken,  erkekleri de özgürleştirmeyecektir. Tam da bu nedenle çeşitli alanlarda kadınların eşitliği ve özgürlüğü ile ilgili talepler erkek ve kadın çalışanlar tarafından birlikte sahiplenilmelidir. Bu mücadeleyi geliştirecek ve ayrımcılığa karşı kazanma şansımızı arttıracaktır. Ancak örgütlü olduğumuzda ve birlikte hareket ettiğimizde bunun üstesinden gelebiliriz.

Kılık-kıyafet,  edep-ahlak-laiklik-din ekseninden çıkmalı

Eğitimde kılık kıyafet hem eğitimciler hem de öğrenciler için her zaman sorunlu bir alan oldu. Erkek ve kadın öğretmenler kılık kıyafet yönetmeliğinin değişmesini hep istedi ve sendikalar da uzunca bir dönem bunun için mücadele etti. 2000 yılında kadınların pantolon haklarını kazanması ve 2013yılında da başörtüsünün kamusal alanda takma hakkının kazanılması her anlamda kılık kıyafet özgürlüğümüzü geliştirdi. Erkek öğretmenler de kravat zorunluluğu kalktı sakal serbest bırakıldı. Tüm bu kazanımlar fiilen yapılan eylemlerle gerçekleşti. Hala yasallaşmadı bile. Sendikalar burada “ özgür kılık kıyafet” eylemiyle doğru bir hat izlemekte. Ancak bunu isterken edep-ahlak-laiklik-din ekseninden çıkartıp, gerçekten herkesin birbirine tahammül edebileceği özgürlükler açısından bakmayı da artık benimsemeliyiz. Böyle bakmak bir taraftan kadının başından başörtüsünün çıkartılmasına diğer taraftan da hatları belli olmasın diye kadın öğretmenlere giydirilmeye çalışılan beyaz önlüğün karşısında olmayı içeren bir mücadeleyi gerektirir. Bu da birleştiren ve özgürleştiren bir çizgidir. Sadece kadın öğretmenlerin değil kız öğrencilerin de kıyafetleri,  tacize uğramak istemiyorlarsa edepli olmalı zihniyeti okul idarelerinin genelinde hakim olan düşünce. Ayrıca sadece erkeklere ait bir fikir değil kadın eğitimcilerinin de sahip olduğu bir düşünce ne yazık ki. Geçen sene tam da bu sıralar patlak veren Antalya Kepez Anadolu Lisesi’nin kadın müdürünün “ Aşırılıklara göz yumarsak taciz edilirse kim suçludur” sözlerini unutmamak gerek. Bu nedenle kadınların bedenlerine ve kılık kıyafetlerine müdahalenin tacizi ve şiddeti davet eden bir tutuma dönüşmesine izin vermemeliyiz. Okullarda kılık kıyafet özgür olmalı.

Eğitim sisteminde psikolojik şiddet çok yaygın

Eğitim-Sen’in 2014-2015 dönemi içinde okullarda en az 47 öğrenci ve 1 öğretmenin tacize uğradığı tespitinde bulunulan raporda, 3 kadın öğretmenin fiziksel şiddete, 3 öğrencinin ise cinsel istismara maruz kaldığı belirtildi. Söz konusu olayların faili olarak tespit edilen 27 kişinin büyük çoğunluğunun okul müdürleri ve müdür yardımcılarından oluştuğu bilgisine yer verildi. Çalışmaların sonuçlarına göre eğitim ve bilim emekçisi kadınların %41,3’ü görevleri boyunca en az bir kere psikolojik şiddete uğramış. Yani, her beş eğitim ve bilim emekçisi kadından ikisi görevi sırasında psikolojik şiddete maruz kalmış. Bunun için de eğitim sektöründe çalışan kadınların bu ortamda kendilerini ve kendi durumlarını güçsüzleştiren mekanizmaları fark etmeleri ve buna karşı önlemleri içeren bir mücadele rehberine sahip olmaları çok önemli. Tacize uğradıklarında sadece şikayet dilekçesi doldurmakla kalınmamalı, bu işin takipçisi olunmalı. Yasalarda kanıtlanamadığı ya da şahit bulunmadığı zamanlarda taciz eden erkek öğretmenlere yazık ki taciz edilen kadın öğretmenin de sürgün edildiğine ilişkin hukuki pratikler var. Bu örnekler kadınların şikâyetlerinden vazgeçmelerine neden olmaktadır. Bu kurumsal mekanizma her zaman sindirecek, görmezden gelecek ya da kararından vazgeçirecektir. “ Kadının beyanı esastır” ilkesinin olması bir öneme sahip. Çünkü bu ilke sayesinde kadınlar uğradıkları tacizi (sözlü taciz, fiziksel taciz, takiple taciz) hem anlatabilme cesaretine daha çok sahip olabilirler hem de kendilerini güvende hissedebilirler.

Ders kitaplarında cinsler arası eşitliği öne çıkaran çalışmalara ihtiyaç var

Ders kitaplarında kızlara daha çok ev içi alanda ya da bu rollerine uygun olan meslekler tavsiye edilmektedir. Ev hanımlığı, öğretmenlik, doktorluk, hemşirelik gibi meslekler önerilirken kitapların tümünde okul müdürleri erkek olarak gösterilmiştir. Tamircilik, yöneticilik, güç gerektiren işler hala erkek işi olarak kabul edilmektedir. Böylelikle okullarda kadınlık ve erkeklik rolleri hissettirilir ve geleceğe hazırlık yapılır.

Ders kitaplarındaki cinsiyetçilik konulu yapılan çalışmaların 2006-2007 yıllarında sonra bir miktar gelişme gösterdiği görülmüş. 90 yılların sonunda sendikamızda yaptığımız özel bir çalışmada ders kitaplarında cinsiyetçilik taramasında o kadar çok ayrımcı örnek vardı ki bunların çoğunun elendiğini görüyoruz. Özellikle 2004 yılında büyük adımlar atıldı. Bu konuda hem Kesk’li kadınların yaptıkları çalışmalar, akademik ve  bazı sivil toplum örgütlerinin çalışmaları milli eğitim bakanlığına ve talim terbiye kuruluna sunulmuş ve bu alana dikkat çekmeleri sağlanmıştı. Ailedeki iş bölümünün resmedildiği kısımlarda babanın gazete okumak yerine ütü yaptığı, anne temizlik yaparken erkek çocuğun toz aldığı, kız çocuğun da çiçekleri suladığı, kadınların doktor, itfaiyeci, şoför gibi meslekleri yaparken gösterildiği, çocukların bakımının sadece annenin üstlenmemesi gerektiği, babanın kızının saçını kurutması, bebeğe biberonla süt vermesi gibi örneklerin olduğu kitaplar artık var. Ancak yapılan bu çalışmalar yeterli değil. Çünkü üstü örtülü ve içselleştirilmiş ayrımcı örnekleri hala görmekteyiz. Erkek çocuk resimleri kız çocuklarına oranla daha fazla. Örneğin 3. sınıf Hayat Bilgisi kitabı “Benim Eşsiz Yuvam” ünitesinde aile içerisinde ev işlerinin adaletli ve ezberi bozacak şekilde bölüştürülmesi yapılmış. Bu güzel bir örnek ancak 3. sınıf matematik kitabında ise hala mutfaktan sorumlu olan, evde çocuklarını yediren, misafirlerini ağırlayan kadınlar görmekteyiz. (İlgili resimler aşağıda.) Dolayısıyla “ailede ev işlerini bölüştürdük cins ayrımcılığı sona erdi” gibi bir anlayışla bu sorun çözülmüyor. Tüm yayınların gözden geçirilmesi ve cinsiyetçi yaklaşımların olduğu örtülü kısımlarının da elenmesi gerekiyor. Cinsiyetçi unsurların elenmesi için farkındalığı başlatmak bile büyük bir  adım adımdır.

Berna Tezcan

Bültene kayıt ol