İsrail'i yargılayacağız: 23 Mart’ta Vicdan Mahkemesi’nde buluşalım

07.03.2024 - 12:25
Haberi paylaş

Güney Afrika’nın başlattığı girişimin bir parçası ve devamcısı olarak, İsrail’in saldırılarını vicdanlarımızda yargılamak üzere Vicdan Mahkemesi girişimi başlatıldı. 

Filistin’e Özgürlük Platformu’nun kuracağı mahkemenin asli amacı İsrail’in soykırım suçlarını yargılamak olsa da bunu yaparken, Gazze’de yaşanan yıkımın boyutlarını açığa sermeyi, insanlığa karşı işlediği suçlar ile savaş suçlarını da belgelemek istiyoruz.

Vicdan Mahkemesi simgesel bir mahkeme olsa da, aktivistler bu soykırımın kasıtlı, planlanmış bir girişim olduğunu, alanında uzman hukukçulardan oluşan Hukuk ve İnsan Hakları Masası rehberliğinde, yani ceza hukukun gerektirdiği şekilde, belgeleriyle, delilleriyle ortaya koymaya ve hem Mahkeme Heyeti’ne hem de başka ülkelerde bu girişimin devamını getirmek isteyen savaş karşıtı platformlara tam kapsamlı bir iddianame sunmaya hazırlanıyor. 

Mahkeme Heyeti’ne sunulacak suç dosyalarını derinlemesine ve kapsamlı bir incelemeyle oluşturabilmek adına, kendi alanlarında uzman kişiler ve yine o alanda örgütlenen aktivistlerden oluşan 15 Masa oluşturuldu:

  • Sağlıkçılar Masası
  • Çocuk Masası
  • Hukuk ve İnsan Hakları Masası
  • Psikolojik Sağlık Uzmanları Masası
  • Bilgi-Kırım Masası
  • Gazeteciler Masası
  • Ekoloji ve İklim Adaleti Masası
  • Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Masası 
  • Eğitimciler Masası
  • Hayvan Hakları Aktivistleri Masası
  • Mekan Çalışmaları Masası
  • Müzik Emekçileri Masası
  • Sanatçılar Masası
  • Göçmenler Masası
  • İşçiler Masası

Mahkeme Heyeti’ne tanıklık belgelerini de sunarken, her masadan en az bir Filistinli tanığın -gönderdiği video kaydıyla- kürsüde olması isteniyor. Böylece, salonda bulunanlar ve mahkemeye canlı bağlantıyla katılanlar olarak bu soykırımın gerçek tanıklarına da kulak vermiş olacağız.

Tuna Emren

---

“Filistin’de sadece insanlara değil tüm canlılara yönelik bir soykırım var”

Gazze’deki Filistin halkı 8 Ekim 2023 gününden beri canlı yayınlarda izlediğimiz bir vahşeti yaşıyor. Ve maalesef Siyonist İsrail yönetimi daha ilk günlerde Filistinlileri insan olarak görmediğini açıkça ilan etti. Geçen yüzyılın en vahşi soykırımına muhatap olan Yahudi halkının içinden çıkmış bir iktidarın böyle bir vahşete girişmesi ise bu dünya adına ayrıca bir utanç noktasıdır. 

Böylesi karanlık bir ortamda Güney Afrika devletinin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne meseleyi taşıması, içimize bir nebze su serpti. Buradan aldığımız ilhamla, Türkiye’de de bir Vicdan Mahkemesi örgütlemeye başladık. 

Gazze’den yayın yapan Filistinli soykırım mağduru gazetecilerin sürekli yinelediği gibi, bu suça ortak olmamak adına en azından şu an yaşanan soykırımın duyurulmasına ve şahitliklerin sessizliğe boğulmaması için ses çıkarmaya niyet ettik. Türkiye Vicdan Mahkemesi, benzer niyetlerle bir araya gelmiş farklı arka planlara ve uzmanlık alanlarına sahip kişilerin oluşturduğu Filistin’e Özgürlük Platformu’nun bir çalışmasıdır.

Mahkeme için on beş farklı alanda masalar kuruldu ve bu masaların hepsi kendi raporlarını hazırlıyor. 

Filistin’de sadece insanlara değil tüm canlılara yönelik bir soykırım var. Bu nedenle gençlere, çocuklara, yaşlılara ve yetişkin insanlara yönelik hak ihlalleri raporlanırken, hayvan hakları ve çevre üzerine de ayrı bir çalışma yapılması planlandı. Çeşitli mesleklerden, örneğin öğretmenler, müzisyenler, akademisyenler, sağlıkçılar gibi uzmanların uğradığı hak ihlallerinin raporlanmasının yanı sıra bilgi-kırım gibi suçlar da Vicdan Mahkemesi’nin çalışmaları arasında.

Filistin halkı duvarlarla örülmüş bir alanda güvenli bölge ilan edilen Refah şehrine aç, susuz, bombalar altında kilometrelerce yol yürüyerek sürüldü. 

Şimdi güvenli bölge ilan edilen Refah da bombalanıyor ve bölgeye kara operasyonu tehlikesi de söz konusu. 

Kuzey Gazze’de katliamdan kaçıp hayatta kalan insanlar ve hayvanlar ise açıklıktan ölüm riskiyle karşı karşıya. Refah sınır kapısında bekleyen yardım tırları birkaç kilometre ötede tutsakken, havadan atılan sınırlı yardım kolilerinin başına koşan Filistinliler keskin nişancılar tarafından kurşunlanarak öldürüldü. 

Sesimizi, bu vahşete karşı tüm dünyada yükselen sese katmak, bu suça ortak olmamak ve yaşanan vahşeti kayıtlara geçirmek adına Türkiye Vicdan Mahkemesi’ni çok önemli bir girişim olarak görüyorum.

Neslihan Akbulut, Vicdan Mahkemesi Koordinasyon

---

Çocuklar öldürülüyor

Salgını, depremi, iklim olayları… Daha fazla ne görebiliriz derken bir avuç insan, milyarlarca kişinin canlı yayında tanık olduğu bir soykırıma maruz bırakıldı. Tarih kitaplarından, belgesellerden veya farklı kaynaklardan okuduğumuz/izlediğimiz soykırım örneklerini aklımız almazken şimdi birebir tecrübe ediyoruz. 

Bir avuç insan küçücük bir alana hapsedilmiş ve üzerlerine yağan tonlarca bombalar altında hayatlarını, sevdiklerini, evlerini, okullarını, bahçelerini, ağaçlarını, hayvanlarını ve daha sayamayacağımız birçok değerini kaybediyor. Hepimiz görüyoruz, hepimiz izliyoruz ama hiçbirimiz bu duruma engel olamıyoruz. Devletler, sermaye sınıfları, dini liderler, önderler, hepsi tüm acziyetleri ile bir halkı ölüme terk ederken yine dayanışma göstermek, direnen bir halkın sesini duyurmak, insanları soykırıma karşı birleşmeye çağırmak halklara düştü.

Eylemler, paylaşımlar derken yaşanan bu soykırım ve insan hakları suçlarını daha sistematik hale getirerek suçların delillerini bir araya getirmek, yaşanan ihlalleri hukuksal zeminde de tarihe geçirmek için Filistin’e Özgürlük Platformu olarak bir adım daha atmamız gerektiğine karar verdik ve Vicdan Mahkemesi’ni oluşturduk. Masalar kuruldu, ekipler bir araya geldi, araştırmalar başladı. Eğitimciler, sağlıkçılar, kadın, ekoloji masası derken elimizi nereye atsak çocuk konusuna denk geldiğimizi fark ettik ve ayrıca bir masa olarak bu soykırım ortamında çocukların durumunu da belgelemeye karar verdik. 

En temel yaşama hakkı bile gasp edilen çocuklar, ebeveyn kaybı, anestezisiz uzuv kaybı ameliyatları, yıllarca süren ve sonucunda psikolojik sorunlar yaşayan esir/tutuklu çocuklar derken şimdi de kitlesel bir şekilde açlıktan ölen çocukları izlemeye başladık. 

Tüm bu alanlarda yaşanan soykırım suçlarını asla görmezden gelmeyecek, unutmayacak ve unutulmasına izin vermeyeceğiz. Ne de olsa ‘yaşamak, berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmak’ değil midir?

Sacide Uras, Vicdan Mahkemesi Çocuk Masası

---

“Gazze’yi filistinliler tarafından bir daha inşa edilemeyecek boşaltılmış bir alana çevirmek istiyorlar”

Bir mimar ve araştırmacı olarak, soykırımın önemli ayaklarından olduğunu düşündüğüm konuları ele alan iki ayrı masada Vicdan Mahkemesi’ne katkı sunmaya çalışıyorum. Mekân Çalışmaları Masasında, soykırımla doğrudan alakalı görünen ve uluslararası hukukun soykırım tanımı bileşenlerinden olan yaşam alanlarının yıkımını kayda geçmeye çalışıyoruz. Bu konuyu ‘mekan-kırım’ kavramı etrafında ele alırken, bir taraftan planlamanın ve mimarinin Filistin’in sömürgeleştirilme tarihinde oynadığı role dikkat çekmeye, diğer taraftan bugünkü binaların da bombalamalarla nasıl bir kitlesel kıyım silahına dönüştürüldüğünü göstermeye çalışıyoruz. Son söylediğim, bugüne has bir strateji değil elbette. Bu, İsrail‘in Gazze’den çekilerek burayı dünyanın en büyük toplama kampına çevirdiği 2006 yılından beri var olan temel askeri siyaseti. Fakat 7 Ekim’den beri bu stratejinin artan yoğunluğu ve İsrail’in kamusal söylemi iki şeyi ortaya koyuyor: Mümkün olduğunca çok yıkım gerçekleştirerek, Filistinlileri öldürerek ve yerinden ederek, Gazze’yi Filistinliler tarafından bir daha inşa edilemeyecek boşaltılmış bir alana çevirmek istiyorlar. İsrail’in Gazze’deki stratejisini daha önceki kapatma ve yaşamı felaketleştirme yoluyla gerçekleştirdiği yavaş soykırımdan şimdi hızlı soykırıma doğru değiştirdiği gözlemleniyor.

Birden fazla coğrafyadan bilgi emekçisinin bulunduğu ikinci masada ise, soykırımın uluslararası hukukun görmezden geldiği bir ayağı ile meşgul olmaktayız. Soykırımı bir halkın yaşamını ve onu mümkün kılan şartları ortadan kaldırmak olarak ele aldığımızda, ciddi bir önem arz eden bilgi-kırım pratiklerini tespit ederek, bunun soykırımın parçası olarak görülmesine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. 

‘Bilgi-kırım’ ile bir halkın epistemolojisinin, maddi ve maddi olmayan altyapısının yok edilmesine işaret ediyoruz. Üniversite, kütüphane, arşiv gibi bilgi üretim, koruma ve yayma mekânları ile daha geniş anlamda hafızayı ve toplumu inşa eden ve ayakta tutan bilginin mekânları olarak gördüğümüz camiler, kiliseler, tarihi eserler, müzeler ve arkeolojik kalıntılar planlı bir şekilde yok edilmektedir. 10 Ekim’de yani soykırımın ilk günlerinde Gazze İslam Üniversitesinin binalarının bombalanarak yok edilmesi bu anlamda dikkat çekicidir. Son olarak Al-Isra Üniversitesinin de patlayıcılarla yıkılması ile bugün Gazze’deki bütün üniversiteler kısmen veya tamamen yıkılmıştır. Bunun dışında 350 okul, eğitim kurumu, arşiv ve müze yok edildi. Kayda alınabilmiş hali ile 100’den fazla akademisyen aileleriyle birlikte öldürüldü. Bu sayıya öğrenci, personel, kütüphaneci, imam ve rahipler dahil değil. 

Diasporadaki Filistinli akademisyen ve öğrencilere ve onlarla dayanışma içinde olan akademisyen ve öğrencilere karşı süren tehdit, sansür ve baskılar soykırımı meşrulaştıran Siyonist epistemolojiyi hâkim hale getirmekte ve ayrıcalıklı bir şekilde yayılmasını sağlamaktadır. Görünmeyen bir diğer pratik de Siyonist/emperyalist epistemolojilerin bilgi olarak görmedikleri sözlü tarihin geleceğe aktarılmasının imkânlarını yok etmektir. Örneğin Nakba’yı yaşamış kişilerin katledilmesi bu türden bir kıyımdır. Bu kişilerin katledilmesi sadece tarihi bilginin aktarılması açısından da değil, aynı zamanda örneğin direnişin epistemolojisi olarak Sumud’un Nakba’ya kadar giden soykütüğünün kaybolması açısından da not edilmelidir.

Kamile Batur, Vicdan Mahkemesi Bilgi-Kırım Masası ve Mekan Çalışmaları Masası

---

Vicdan Mahkemesi’nin sembolik önemine dair

7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan şiddetin tüm boyutları, bunun bir soykırım niteliğinde olduğunu gösteriyor. 30.000’den fazla kişinin yaşamını yitirdiği, on binlercesinin yaralandığı ve hayatlarının her alanının alt üst olduğu bir gerçekliğe tanıklık ediyoruz. Hapsedilmiş, gayri-insanileştirilmiş tüm mayınlı coğrafyalarda olduğu gibi, bu sömürgeci şiddetinde de kaybolan hayatların adı yok, susuzluk ve açlıktan ölen çocukların varlığı dünyayı durdurmuyor. 

Judith Butler’ın 11 Eylül saldırıları sonrasında kaleme aldığı, şiddet ve yasın çifte standartlığını tartıştığı “Kırılgan Hayat” adlı kitabında dile getirdiği gibi;

“Bir yas hiyerarşisi dökümü yapabiliriz kuşkusuz. Buna tanık olduk bile, ölüm ilanlarında yaşamlar çabucak derlenip özetleniyor, insanlaştırılıyor, genelde evli oluyor ya da evlenmek üzere, heteroseksüel, mutlu tek eşli. Oysa bunun gösterdiği tek şey yaşamla bir başka ayrımcı ilişkidir, çünkü ABD’nin desteklediği İsrail ordusu tarafından öldürülen binlerce Filistinlinin ya da çoluk çocuk sayısız Afgan’ın adlarını neredeyse hiç duymuyoruz. Onların adları ve yüzleri, kişisel tarihleri, aileleri, hobileri, yaşamlarını belirleyen sloganları yok mu? Askeri yollarla gerçekleşen ölümleri omuz silkerek, kıymeti kendinden menkul bir havayla ya da apaçık kindarlıkla kabul etmemizin tasasızlığında, kaybı kavramaya karşı nasıl bir savunma işlemektedir? (..) eğer birisi kaybedilmişse ve kaybedilen kişi birisi değilse öyleyse kayıp nedir ve yas nasıl gerçekleşir? (…) Gerçek olan nedir? Kimlerin yaşamları gerçektir?” (Butler, 2005, s.47-48)

1948’den bu yana yerinden edilme pratikleri ile dünyanın en büyük açık hava hapishanesi olarak tarif edilen Gazze’de yaşayan milyonlarca canlının, bitki örtüsünün, tarihi ve kültürel mirasın, gelecek hayallerinin gerçekliğini ortaya koymak, 21.yüzyılın gerçek-sonrası dünyasında oldukça önemli bir sorumluluk. 

23 Mart 2024’te, İstanbul’da gerçekleştirilecek Vicdan Mahkemesi, aylardır yüzleştiğimiz/tanıklık ettiğimiz şiddetin küresel boyutlarını, tarihsel geçmişini, tüm boyutlarıyla gözler önüne sermeyi hedefliyor. Gerek açıkça sunulan askeri destekleri gerek sözde kınayıp arka kapılardan tüm ilişkilerini devam ettirerek şiddetin devamlılığına katkıda bulunanları ifşa etmek, Gazze’de yaşananları, her bir hayatın öznelliğinin farkında olarak kamuoyuna sunmak ve soykırımın faillerini vicdanlarda yargılayarak tarihe not düşmek için, bu Vicdan Mahkemesi oldukça önemli bir sembolik anlama sahip. 

Mahkemede pek farklı çalışma grubu, soykırımın somutluğunu, sunacakları raporlar ile ortaya koyacaklar. Tüm hayatların gerçek olduğunu haykırmak, küresel eşitsizliğe dur diyebilmek, adı telaffuz edilmeyen hayatları hatırlatmak, omuz silkilerek karşılanan bu şiddetle yüzleşmek ve onu durdurmak, ancak bizlerin yan yana gelmesiyle mümkün olabilir. 

23 Mart 2024 Cumartesi günü saat 10:00’da Taksim Hill Otel’de gerçekleşecek Vicdan Mahkemesi’nde buluşalım!

Esra Akbalık, Vicdan Mahkemesi Mekan Çalışmaları Masası

Ayrıntılı bilgi ve katılım için filistineozgurluk.org'u ziyaret edebilirsiniz.

(Sosyalist İşçi)

Bültene kayıt ol