Depremde ölenlerin hesabı sorulacak!

01.02.2024 - 09:32
Haberi paylaş

Maraş Pazarcık’ta 6 Şubat 04.17’de 7.7 büyüklüğünde ve Maraş Elbistan’da öğleden sonra 7.6 büyüklüğünde iki dev deprem yaşandı. Depremin şiddetinin 1999 Gölcük’ten yaklaşık 4 kat büyük olduğu söylendi. Maraş dışında 11 ilde ve ayrıca Suriye, Irak ve Kıbrıs’ta deprem hissedildi. Suriye’de binlerce insan deprem nedeniyle yaşamını yitirdi. 

Binlerce konutun yanı sıra İskenderun Hastanesi’nin yoğun bakım bölümü ve Antakya’daki devlet hastanesi yıkıldı, pisti hasar gören Hatay Havalimanı tüm uçuşlara kapatıldı, Hatay-Reyhanlı yolunun bazı bölümleri yıkıldı. Hatay’da AFAD binası dahi ağır hasar aldı ve boşaltıldı. Bölgede 30’dan fazla trafonun hasar alması ve binlerce binanın yıkılması nedeniyle günlerce elektrikler kesik kaldı. Malatya Valiliği, Sultansuyu Barajı’nın tedbiren kademeli olarak boşaltılacağını duyurdu. 

50 bin ölüm!

Depremde öldüğü resmen ilan edilen insan sayısı 50 bin doksan. Suriye’de deprem nedeniyle 6 bin 800 kişi öldü. Hatay’da ölenlerden 7 bin kişinin de Suriyeli olduğu tespit edildi. Ölümlerin yarıya yakını Hatay’da gerçekleşti. Cesetlerine ulaşılamayan binlerce kişi kayıtlara kayıp olarak geçti. Kayıplar için herhangi bir çalışma başlatılmadı.

Peki, on binlerce insanı ve bir o kadar canlıyı yok eden depremin şiddeti miydi buradaki sorun? 

Hayır! Hatay’da bir katliam gerçekleşti ve bunun nedeni, depreme hazırlanmayıp tüm şehirleşmeyi rant kaygısıyla ele alan siyasi iktidardır: Türkiye kapitalizminin aç gözlülüğü ve bu açgözlülüğü 21 yıldır yöneten AKP iktidarıdır.

Depremi “Asrın felaketi” olarak tanımlayan siyasiler, gazeteciler ve iktidar sözcüleri bu buluşlarıyla ne kadar gurur duysalar az. Ne de olsa söz konusu asrın en büyük felaketi olunca, bu göz göre göre işlenen cinayetin gerçek failleri gölgelerin arkasına gizlenmiş oluyor.

Bugüne kadarki cumhuriyet iktidarlarının tümü, Türkiye kapitalizminin tüm patronları, özellikle son 22 yıldır orada durmakta olan AKP iktidarı, bu iktidarın inşaatseverliği ve yasadışı konutlar yapan müteahhitler, bu konutlara yasadışı onaylar veren yetkililer bu katliamda ortak sorumluluğa sahiptir.

Nerede bu devlet?

En küçük basın açıklamasından, eylemden hemen haberi olup derhal polis şiddetiyle müdahale eden devlet, böyle bir yıkım karşısında atalete bürünmüştür. Bunun nedeni, devletin halka hizmeti öncelik olarak görmemesi, tersine eziyet çektirmek üzere faaliyet içinde olmasıdır.

Depremin en kritik saatleri olarak bilinen ilk 72 saat içerisinde büyük bir koordinasyonsuzluk krizi yaşanmış, ilk gün neredeyse hiçbir kurtarma ekibi bölgeye ulaşamamıştı. Ulaşanlar ise AFAD’ın onları koordine edememesi nedeniyle çalışmalarına başlayamadı.

Enkaz altında yakınlarının kurtarılmasını bekleyen yüz binlerce insanın öfkesi giderek büyüdü. Tepkiler sürerken İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) raporlarında AFAD’ın iki yıl boyunca arama kurtarma ekipman eksiğini gidermediği ortaya çıktı. AFAD Afetlere Müdahale Genel Müdürü İsmail Palakoğlu'nun İlahiyat mezunu olduğu ve daha önce Diyanet’te görev aldığı, afet yönetimi konusunda hiçbir deneyimi olmadığı anlaşıldı.

AFAD kendisi hiçbir yardımı örgütleyemediği gibi başka belediyelerin yardımlaşma ağlarından gelen yardımları da engelledi. 

Kızılay ve bir dizi kurum ise arka arkaya o kadar çok skandala imza attı ki saymakla bitmez. Kızılay’ın, yardımlaşma girişimi AHBAP’a çadırları parayla sattığı da ortaya çıktı, çeşitli firmalara konserve ve çadır satışı yaptığı açıklandı.

Mersin Limanı’nda depremzedeye giden ama ihtiyaç fazlasına dönüşen giysilerin, bazı belediye ve kurumlarca küresel bir atık toplayıcı olan AJ International’a satıldığı anlaşıldı. 

Depremin ilk günlerinde vinç operatörlerinin ve gıda tedarikçilerinin de depremzedelerden para aldığı ortaya çıktı. Deprem bölgesine gönderilen ve AFAD’ın kontrolüne verilen özel sektöre ait vinçler “Operatör yok. Para verirseniz çalışırlar” diyerek yurttaşlardan para istedi. 

Utanmazlık!

Devletin ne kadar aciz olduğunu ise Erdoğan’ın iki konuşması açığa çıkarttı. İlkinde Erdoğan "Maalesef depremzedelere müdahaleleri hızlı bir şekilde ulaştıramadığımız bir gerçektir" diyordu. Daha sonra Adıyaman’da "Sarsıntıların yıkıcı etkisi, olumsuz hava nedeniyle ilk birkaç gün Adıyaman'da arzu ettiğimiz etkinlikte çalışma yürütemedik. Bunun için helallik istiyorum" dedi.

Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu gelmiş geçmiş en utanmazca açıklamayı yaparak şunu söyledi: “Bizim hazırlığımız İstanbul depremineydi”. Bir milletvekili de ona “Yanlış depremde öldüğümüz için özür dileriz” yanıtını verdi.

Irkçı provokatörler göçmenleri düşmanlaştırmaya çalıştı

Deprem sonrasında ırkçılar ve faşistler yine sahnedeydi. 

Suriyeliler, depremden çıkmanın şokunu atlatamadan yağmacılıkla suçlandılar, yardımlarda önceliğin onlara verildiği gibi gerçek dışı suçlamalarla hedef gösterildiler. Ekranlara yansıyan “yağma” görüntülerini fırsat bilen göçmen  düşmanları, yağmacılar için vur emri çıkartılmasını talep ediyordu. 

Irkçı kışkırtıcı Ümit Özdağ'ın bölgeye gitmesiyle ırkçı saldırılarda artış oldu. "Suriyeliler Samandağ'da yağma yapıyor" dedi, bu iddiasını kendi partilileri bile yalanladı ama olan olmuştu bir kere: Suriyeliler enkaz başında ailelerini çıkarmayı bekler veya kurtulanlara yardım etmeye çalışırken şiddete maruz kaldılar.

Kayıp çocuklarını arayan aileler

Bir yıl geçti ama arıyorlar. Deprem sırasında kaybolmuş fakat cenazeleri bulunamamış yetişkinlerin ve çocukların aileleri en azından bir toprağa gömebilmek için arayışlarını sürdürüyor.

Deprem sonrası enkaz kaldırma çalışmaları (hafriyat kısmı) eleştiri konularından biri olmuştu. Daha önce 1999 Marmara’da olduğu son büyük depremde de gerçek ölü sayısının resmi açıklamaların üzerinde olduğu konuşuluyor. 

Bir yıl sonra Maraş ve Hatay’da moloz yığınları, asbest, konteyner kentlerinde yaşayanlar, inşa edilememiş yerleşimler var. Acılı tüm depremzedeler, insanca bir yaşam istiyor.

(Sosyalist İşçi)

Bültene kayıt ol