Ankara'da Sosyalist Tartışma notları: “Sistemin reformlarla değişmesi imkansız”

19.10.2019 - 18:55

Ankara'da Sosyalist Tartışma'nın ikinci gününde iklim krizi, LGBTİ+ bireyler üzerindeki artan baskı, AKP'nin çözülüşü ve antikapitalist sol alternatif başlıkları konuşuldu.

Tekirdağ ve İstanbul'un ardından Ankara'da gerçekleştirilen Sosyalist Tartışma'nın ikinci gününden notlar:

'İklim krizine karşı mücadele'  

Ceren Devrim Karabulut:

"Karbon ayak izinin sorumluları büyük şirketlerdir, bireyler değil. Şirketler bunu red ediyor, bireysel çözüm öneriyorlar. Tabiki bireysel çözümler önemli ama yeterli değil."

"Şu anda biraz geç kalmış durumdayız. Şu anda bile sıfırlansa bile dünyaya bayağı zarar verilmiş durumda. Sınırlı kaynaklarla sınırsız büyüme imkansız.

Sistemin reformlarla değişmesi imkansız, sermaye birikimi, rekabeti reformların kazanımlarını siliyor. Yapılması gereken devrim, sistem değişikliği."

Can Irmak Özinanır:

"Greta’nın başlattığı iklim hareketi hızlı bir şekilde yayıldı. 20-27 Eylüldeki eylemler 10 binlerce insanı sokağa çıktı, bazı yerlerde  grevler yapıldı. Kapitalistler buna sert cevap vermeye çalışıyor.

Türkiye’de de yeni bir kuşak, yenilgilerden zarar görmemiş bir kuşak ortaya çıktı. Bunların içinden antikapitalist bir siyaset çıkmaya başladı.

Bizim bu harekette işçiler ile gençliği bir araya getirmemiz gerekir. Temiz enerjiler yeni iş alanları demek. Eski iş alanlarının işçi sağlığına zararlı olduğunu değiştirilmesi gerektiğini anlatmak gerekir.

İklim mücadelesi sınıf mücadelesidir." 

Otoriterlik, kriz, homofobi

Atilla Dirim:

"Trump’ın iktidara gelmesiyle ABD’de LGBTİ+ toplumuna baskılar artmaya başladı. LGBTİ+ hareketi çok güçlü ve son 50 yılda çok ciddi kazanımlar elde etti. Otoriterleşme, LGBTİ+ bireyleri nefret objesi gibi göstererek bu kazanımları geri almaya çalışıyor.

Putin , eşcinselliğin “Rusya’nın değerlerine” zarar verdiğini söylüyor. Türkiye’de eşcinselliğin aile değerlerini bozduğu söyleniyor. 2015’ten önce Onur yürüyüşleri izinli ve kitlesel yapılıyordu. Ancak artık izin verilmiyor, saldırıya uğruyor. Ankara’da ise tüm LGBTİ+ etkinlikleri yasak. OHAL’den sonra bu yasağın kalkması bekleniyordu, ancak valilik mahkeme kararını hiç dikkate almadan yasağı aynen sürdürüyor.

Aile sanki çocuğu hayata hazırlayan bir şey gibi anlatılıyor. Ama aslında minik bir devlet. Çocuk orada otoriteyi öğreniyor. Baskıyı doğal kabul eden bir birey olarak yetişiyor. Otoriter devlet aile ilişkilerinin demokratikleşmesini istemiyor. LGBTİ+ bireylerin eşit yurttaş olarak kabul edilmeleri de cinsiyetçi aile yapısına zarar vereceği için istenmiyor.

Bütün baskılara karşı mücadele etmekten ve örgütlenmekten başka şansımız yok. 

Daha iyi bir dünyada yaşamak isteyen herkesin LGBTİ+ hareketinin otoriter yönetimlere karşı mücadelesini desteklemesi ve birleşik mücadelelerin inşa edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Umut Güven:

"Kaos GL dergisinin editörüyüm, birkaç konuyu dert edindik kendimize bu sene, birisi otoriter devletti, bir diğeri ise hukukun bir insan hakları ihlali aracı olmasıydı.

30-40 yıl öncesine göre ileri noktadayız ama 8-9 sene öncesine göre biraz daha gerideyiz. İnişli çıkışlı dönemler oluyor. Dünyanın birçok coğrafyasında sağ otoriter rejimleri tartışıyoruz.

Sağ popülist hareketler, kendi farklarını kültürel bağımsızlık üzerinden kurguluyorlar. Türkiye’de de böyle, eski altın günlere duyulan özlem muhafazakârlığı besliyor. Bu da beraberinde kültürel muhafazakârlaşma ideolojisini doğuruyor. Başka ülkelerde de benzer şeyler oluyor.

Eskiden iktidarlar medyayı kontrol ederdi. Şimdi iktidarın kendi medyası var. Bu da LGBTİ+ temsilinin ve tartışmasının farklı şekilde sürmesine yol açıyor. Netflix ve BluTV gibi yerlere kaydı LGBTİ+ temsili ancak orayı da RTÜK kontrol edecek ve sansüre uğrayacak.

LGBTİ+ hareketi hem bir iç tehdit hem de bir dış tehdit, Batı’nın bizi bozmak için içimize soktuğu bir virüs gibi görülüyor."

"KaosGL olarak birçok üniversiteye girip toplantı yapabilirken artık bir yere gidebilmek için 10 kat enerji sarf etmemiz gerekiyor. Akademisyenlerin ihraçlarıyla buralardaki alanlarımız da kısıtlandı. Queer, kadın, LGBTİ+ çalışmaları yapacak kişi kalmadı akademide."

AKP çözülürken olasılıklar ve antikapitalist sol

Ferda Keskin:

"Çözülen aslında yalnızca AKP değil, çözülen kapitalizm ve onun şu anki versiyonu neoliberalizm. Bu kavramın 80 yıllık bir tarihi var ama 40 yıldır resmi olarak iktidarda olan bir anlayış. Sadece ekonomik bir doktrin değil neoliberalizm, bir değerler sistemi. Siyaseti ve insan yaşamının tamamını ele geçiren, tamamına nüfuz eden bir şey olduğunu vurgulamak lazım.

Neoliberalizm son 10 yılda çok büyük bir krize girdi. Ona özgü yönetimselliği gerçekleştiremez hâle geldi. Bu hem küresel düzeyde böyle, hem de neoliberalizmin ilk ortaya çıktığı Batı ülkelerinde böyle.

Özgürlüğü kapitalizm lehine yöneten bir yönetimsellikten bahsediyoruz. Emeğin, sermayenin dolaşımı “özgürlüğü”nden bahsediyorum. Neoliberalizm artık bu özgürlüğü yönetemez hâline geldi. Bunun semptomları büyük göç dalgaları, iklim ve savaş nedeniyle gerçekleşen göçler. Bir taraftan da bununla birlikte neoliberal küreselleşmeye hem batıda hem doğuda bir tür direniş olarak ortaya çıkan şiddet eylemleri. Diğer yandan da ulus devletle ilgili ideolojiler canlandırılıyor. Milliyetçilik, ırkçılık, yabancı düşmanlığının yanı sıra aile merkezli bir muhafazakâr ahlak anlayışını geri döndürmek. Kolektif özgürlükleri engelleyici bir sistem yeniden inşa ediliyor.

Trump eşi benzeri olmayan bir bilgeliğe sahip olduğunu söylüyor. Johnson gibi, Putin gibi bilgeliği kendinden menkul karakterlere mahkûm olmuş durumdayız. Bir güçlü lider ve onun bilgeliği altında hiyerarşik olarak örgütlenen bir iktidarın içeriside aileyi de tekrar aynı modele uygun hâle getirmek gerekiyor. Kürtaj yasaklanıyor, doğum kontrolü bir tür hainlik sayılıyor.

Bu süreçleri çok farklı yerlerde aynı anda görebiliyoruz. Buna karşı solun da dünyaya farklı şekilde bakması gerekli. Her türlü milliyetçilikten, ırkçılıktan, homofobiden, ayrımcılıktan vazgeçmesi gerekli. Başka türlü kapitalizme karşı mücadele verilemez. Hatta bu pozisyonlar tahkim edildiği takdirde kapitalizmin içinde bulunduğu krizi aşmasına destek verdiklerini hatırlatmak gerekiyor.

Şu an Batı merkezcilik, AB çözülüyor. Çözülmemek için aldığı her önlem tarihte onu geriye götürüyor. Biz buna karşı mücadele veren, ileriye gitmeye çalışan, bunu da antikapitalist bir özgürlüğün inşası için siyasi, ekonomik ve ideoloji ayaklarıyla birlikte verilmesi gereken bir mücadele olarak sunmamız gerekiyor."

Yıldız Önen:

Suriye’ye operasyon, Suriye’de bir Kürt oluşumunu önleme amacının yanı sıra, 31 Mart ve 23 Haziran’daki kayıplarını telafi etme fırsatı sundu. 

Ancak uzun vadede AKP’nin ve Türkiye kapitalizminin içinde olduğu kriz devam ediyor. Otoriter sistemin, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yerleşebilmesi tek başına yapamayacağı bir şeydi AKP için. Yeni sisteme uygun bir siyaset her yere egemen kılınıyor. Dünya kapitalist sisteminin ekonomik ve politik olarak bütün ülkelere dayattığı sistemin yerleşebilmesi için MHP ile koalisyona mecbur kaldı.

Darbe girişiminin ardından OHAL’le ve devamında fiili OHAL koşullarıyla baskıcı bir ortam yarattılar."

"Benzer şeyler başka yerlerde de oluyor. İngiltere’de parlamento askıya alınıyor. Trump’ın azledilme süreci var. Her yerde istikrarsızlık var.

Ancak diğer yandan Trump’a, Putin’e karşı büyük gösteriler yapılıyor. Arap Baharı, Sudan’da, Irak’ta, Mısır’da Lübnan’da devam ediyor. Bu kadar büyük krizin olduğu bir dünyada henüz bir çözüm yolu bulamadı egemen sınıflar, dolayısıyla muhalefet değişik konularda bu liderlere ve rejimlere karşı şansı var.

Muazzam bir iklim hareketi var. Avrupa’da yükselen ırkçılığa karşı göçmenlerle dayanışan devasa bir hareket var.

Bütün karamsar tablonun içerisinde 20-27 Eylül’de milyonlarca insan sokağa çıkarak farklı bir çözüm istediklerini söylediler. Bu sistemin ne kadar da kırılgan olduğunu gösteriyor aslında." 

"Ama karamsar dönemlerden mücadele dönemlerine geçiş kendiliğinden olmuyor. LGBTİ+ mücadelesini, iklim hareketini, göçmenlerle dayanışmayı ve tüm bu başlıkları birbiriyle birleştirip otoriter sağ dalgaya karşı bir çıkış yaratabiliriz. DSİP bunun için antikapitalist-özgürlükçü-enternasyonalist bir solun inşa edilmesini savunuyor."

İlk günün notları:

Ankara’da Sosyalist Tartışma başladı


SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol