(Röportaj) Avukat Erdal Doğan can güvenliğinden kaygılı

11.01.2019 - 13:09

Malatya Zirve Katliamı davası müdahil avukatlarından, Dink Cinayeti Davası’nda da müdahil avukatlık yapmış isimlerden Erdal Doğan, geçtiğimiz hafta barosunu ziyaret eden şüpheli kişilerin fotoğraflarını yayınlayarak can güvenliğinin tehlike altında olduğunu duyurdu.

Doğan sonrasında savcılığa suç duyurusunda da bulundu.

Agos gazetesi, avukat Erdal Doğan ile aldığı tehditleri ve yaşanan süreci konuştu.

Yılbaşından önce büronuzun olduğu binaya gelerek girişte danışma kısmına işe  geliş gidiş  saatinizi, sekreteriniz olup olmadığını soran kişilerin fotoğraflarını sosyal medyada paylaştınız ve can güvenliğinizin tehlikede olduğunu söylediniz. Ne zamandır böylesi şüpheli ya da tehditkar hareketler var etrafınızda?

Bana en yakın tehdit 2011 yılında başladı. Bir JİTEM itirafçısının Zirve Yayınevi katliamı davasında tanıklık ettikten sonra başka suçtan tutulduğu ilin cezaevinin bulunduğu yerin savcılığı aracılığıyla, kendisini ziyaret eden kişilerin, hem Hrant Dink cinayeti davasında hem de Zirve Yayınevi Katliamı olarak bilinen davalarda müdahil vekili olarak görev yaptığım süreçte bana haddimi bildireceklerini -kibarca söylüyorum tabii- ayrıntılı ifade vererek aktarmış. O yer savcılığı da durumu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve Emniyet Müdürlüğü’ne aktarmıştı. Benzer doğrudan ölüm tehdidi aynı dönemde sürmekte olan Zirve Yayınevi Katliamı davası sanıklarından biri tarafından da mahkemede duruşma esnasında da yapıldı. Bu sanık öldürülmem gerektiğine dair aleni şekilde “Ben derin devlet olsam avukat Erdal Doğan’ı öldürtürüm” ve “Buradan çıktığımda unutamayacağım Avukat Erdal Doğan’ın yüzüdür, o yüzü mutlaka bulurum gibi söylemleriyle” demişti. Bu tehditlerin dikkate alınması ve gereğinin yapılması için inanç özgürlüğü ile ilgili çalışan uluslararası kurum ve kurumlar ile AB Türkiye Büyükelçiliği, Türkiye İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı’na durumu aktardıktan sonra koruma verilmesi hususunda adımlar atıldı. O dönemden beri İstanbul Valiliği başkanlığında her yıl toplanan kurul kendilerine ulaşan tehdit algısı veya verilerine göre çağrı üzerine koruma verilmesi kararını devam ettiriyor. 

Bu olay olana kadar isteğe bağlı koruma kapsamındaydınız. Yani belli günler için önceden koruma talep edebiliyordunuz.  Bu olaydan sonra koruma prosedürünüzde bir değişiklik oldu mu, olacak mı?

Evet bu olaya kadar durum böyle. Koruma Şube Müdürlüğü’nün hazırladığı ve size tebliğ edilen matbu bir evrakı var onu doldurup fakslamanız lazım. Bazen acil durumda telefon edip durumu aktardığınızda eğer Koruma Şube Müdürlüğü’nde uygun koruma memuru varsa ya o güne ya da yarına göndermeye çalışıyorlar. Ama bu durumda genellikle uygunluk olmadığı için bir gün öncesinden bildirmeniz gerekiyor. Her halükarda o matbu evrakı bir gün öncesinden doldurup fakslamanız gerekiyor.

Aslında sorun şu: Böyle durumlarda koruma statüsünün değişmesi gerekiyor çünkü sosyal medyada paylaştığım bilgilerin daha ayrıntılısını İstanbul Koruma Şube Müdürlüğü’ne faksladım, faksı teyit ettirdim. Onların da acilen bu durumu savcılık başta olmak üzere diğer tüm birimlere aktarması ve akabinde çağrı üzerine koruma statüsünde de değişikliğe gitmesi gerekir. Yani bir taraftan şüphelilerin acilen soruşturulması ve size bilgi verilmesi gerekirken öte yandan artık günümüzde neredeyse ortadan kalkmış faks cihazı gibi bir araç ve bürokratik kırtasiye türü evraklarla uğraştırmadan ve bekletmeden, zaman kaybetmeden tehdit altında olan kişiye gereken koruma amacının gerektirdiği hizmeti vermektir.  

Peki siz bu tehditkar gelişmeleri  ne ile ilişkilendiriyorsunuz? Baktığınız davalarla ilgili bir durum mu bu, daha doğrusu özellikle belli bir konu ya da dosya ile mi ilgili, yoksa başka bir durum mu seziyorsunuz? 

Öncelikle şunu net söylemem gerekir. Doğrudan kişi olarak tehdit altında olmam yaptığım meslek olan avukatlık ile ilgilidir. Tabii avukat olarak bugüne kadar baktığım davalarla ilgilidir. 20 yıllık avukatım  ve bu süre için yoğun olarak insan hakları ihlalleri ilgili davalar ağırlıklı olmak üzere faili meçhul bırakılmak istenen organize derin yapılanmaların mağduru olan ailelerin avukatlığını yaptım. Ve faillerin buluştuğu yer de amacın kendisi de hepsi aynı yer oluyor. Hatta arka plandaki aktörlerin çoğu da hep aynı. Haliyle faili belli ama meçhul bırakılmak istenen olayların avukat olarak faillerinin yargılanması için çaba sarf ettikçe ve arka planda rol alan aktörlerin araştırılması için çalıştıkça siz de hedef oluyorsunuz . Çünkü sizi daha güçlü biçimde koruyacak geride ne adli bir mekanizma var ne bir meslek örgütünüz ne de olan biteni tüm kamuoyuna aktaracak yaygın bir medya. 

Öte yandan ülkenin girdiği ekonomik ve siyasal derin bir kriz var. Önümüzdeki aylarda yine bir varlık sorunu haline getirilmiş bir yerel seçim süreci var. Hukuki denetim sistemleri neredeyse tümüyle kalkmış bir hükümet ve devlet var şu an. Asırlık iç meseleleri demokratik  biçimde çözüp geleceğe daha güvenle gitmek varken hem ülke içinde hem de dış politikada gerginlik ve şiddet üzerine kurulu bir siyaset anlayışı var. Haliyle bu hukuki denetimden yoksun atmosfer ve iklim bazen devlet/hükümet içindeki tüm güçlerin aynı paydada buluştuğunu yansıtsa da kendi aralarında bir iktidar savaşına daha çok meydan verdiği de şüphesiz. Irkçılık ve nefret söylemi eskisinden daha da görünür biçimde gündelik yaşamın olmazsa olmazı oldu. Ölüm çağrıları yapanlar cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Benim yukarıda anlattığım gibi avukat olarak konumum insan hakları hukuku alanında net. Benim gibi mesleğini icra edenler ya yaşam tehdidi altında ya da hapis cezalarıyla karşı karşıya. Gazetecilerden, akademisyenlerden, doktorlardan, seçilmiş siyasetçilerden ve sanatçılardan biliyoruz bu durumu. Ben açıklamamda eğer cinayetler olursa yalnızca benimle sınırlı kalmayacak diye not düşmüştüm. Maalesef beni haklı kılan gelişme, bu açıklamamdan birkaç gün sonra HDP’li yöneticilerin de ‘İntikam Timi’ imzalı mail ile tehdit edilmesiyle geldi. Yine umarım ki tüm bunlar fazla abartılmış bir kaygıdan ibaret kalır ve yanılmış olurum. 

Son gelişmenin ardından güvenlik güçleri sizinle herhangi bir şekilde temasa geçtiler mi, ya da sizin bir temasınız oldu mu? 

Maalesef onların bana dönüşü olmadı. Aksine koruma için benim onları tekrar aramam gerekti. Bir gün için koruma tahsis edildi sonrasında yılbaşı güvenliği gerekçesiyle tüm emniyet teyakkuz halinde olduğu için Koruma Şube Müdürlüğü’ndeki korumaları da dış görevlendirmeye vermişlerdi. Siz de sürekli bu durumu faksla aktarıp koruma talep etmekten bezmiş oluyorsunuz veya gereksiz buluyorsunuz. Savcılığın tüm bu haber ve bilgilendirme ile çoktan harekete geçmesi ve beni çağırarak beyanı  alması gerekiyordu olmadı. Ama yine de bu durumu ayrıntılı aktaran bir başvuru ile savcılığa başvuruda bulunacağım.



Bültene kayıt ol