Günümüzde tüm dünyada zaman zaman faşist kanatlarıyla beraber aşırı sağın ve otoriterizmin büyüdüğü ancak aynı zamanda buna karşı kitle hareketlerinin de ortaya çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Kitle hareketleri sokağa çıkıyor ancak bu hareketlerle devrimcilerin nasıl ilişkileneceği sorunu önemli bir soru olarak ortada durmaya devam ediyor. ABD’de ICE karşıtı mücadelede tabandan gelen kitle hareketinin enerjisi Demokrat Parti tarafından soğurulmaya çalışılıyor, Fransa’da antifaşist mücadele parlementarist Halk Cephesi politikalarına angaje edilmeye çalışılıyor.
Türkiye’de de benzer bir tablo ile karşı karşıyayız. Otoriter iktidar blokunun ana muhalefet partisi CHP’ye dönük otoriter şok dalgaları giderek derinleşerek artık partinin fethine yönelen “mutlak butlan” kararı ile sonuçlandı. Bu sadece CHP’lilerde değil çok daha geniş bir toplumsal kesimde öfke yaratıyor. Ancak öfke yaratan sadece bu değil. Asıl öfke giderek yoksullaşan ve güvencesizleşen işçi sınıfının, hakları topyekûn saldırı altında olan kadınların ve LGBTİ+’ların, ekolojik yıkıma ve hayvan katliamlarına karşı direnenlerin, alanı her gün daraltılmaya çalışılan sayısız hak arayışının mücadelesi içinden şekilleniyor. CHP’ye dönük hamleler öfkeyi sokağa taşısa da CHP liderliği bu tepkileri hep bir sınır içinde dizginlemeye çalışıyor.
Bütün bunlara nasıl bir yanıt verebileceğimiz, uluslararası sosyalist hareketin geleneğini bugüne nasıl tercüme edebileceğimiz sorusunu ortaya atmaktan geçiyor.
Komintern ve birleşik cephe
I.Dünya Savaşı esnasında patlak veren devrimci dalganın geri çekilmeye başladığı ve kapitalizmin görece istikrar kazandığı koşullarda dönemin komünist partilerinin oluşturduğu Komünist Enternasyonal’de (Komintern) devrimcilerin, reformizmin etkisi altındaki daha geniş işçi kitleleriyle nasıl buluşabileceği sorunu uzun uzadıya tartışılmıştı. 1921 yılında Üçüncü Komintern Kongresi’nde, buna uluslararası düzeyde “işçilerin birleşik cephesi” politikasıyla yanıt verilmişti.
Büyük oranda Rusya’daki 1917 Ekim Devrimi’nin liderleri Lenin ve Troçki tarafından geliştirilen bu tez, işçilerin ancak kazanma şansları olduklarına inandıklarında harekete geçebileceği temel alınıyor ve sınıfın kendisini ciddi bir güç olarak örgütleyebileceği bir birleşik cephe öneriliyordu. Buna göre komünistler, işçi sınıfının eylem birliği için hem sınıfın reformizmin etkisi altındaki tabanına hem de reformist liderliğin bizzat kendisine çağrı yapmalıydı. Reformist liderler bu çağrıları kabul ederse komünistler bizzat pratik içinde kendilerini kanıtlama şansına sahip olacaklardı, reddetmeleri hâlinde ise bu sefer eylemden kaçınan reformistler teşhir olacak ve komünistler yine tabanda birlikler geliştirme şansını elde edeceklerdi. Bunun temel koşulu ise komünistlerin örgütsel bağımsızlığını korumasıydı. Bu sağlandığı takdirde komünistler, reformistlerin geri adımları karşısında mücadeleyi ileri taşıyabilecek zemine sahip olabilirlerdi.
Birleşik cephe politikası daha sonra Stalinist bürokrasi tarafından Rusya’dan sürgün edilen Troçki tarafından faşizmin yükselişine karşı dünya komünist hareketine temel bir strateji olarak önerilecekti.
Birleşik cephe ve Gramsci’nin mevzi savaşı
Komintern’deki tartışmalar içinde bizzat yer almış bir devrimci, İtalya Komünist Partisi’nin kurucularından Antonio Gramsci de önce kendi partisi içinde birleşik cephenin güncelliğini tartışmış, kısa bir süre sonra faşist diktatörlük tarafından atıldığı cezaevinde ise bu teoriyi genişletmeye başlamıştı. Gramsci’nin burjuva hegemonyasını çözümlemek üzere yazdığı yazılar ve bunun karşısında işçi sınıfının hegemonyasını kurmaya dönük ortaya koyduğu strateji bütünüyle birleşik cephe taktiğine dayanıyordu.
Gramsci, Avrupa’daki kapitalist devletin etrafının adeta bir siperler sistemi gibi pek çok kurum ve ideoloji (hegemonik aygıtlar) tarafından sarıldığını, dolayısıyla işçi sınıfının bu siperlerde de mücadeleyi sürdürmek için bir mevzi savaş vermesinin gerekliliğini savunuyordu. Burada devrimci partiye düşen görev, fiili mücadeleler içinde toplumun işçi sınıfı dışındaki ezilen kesimleriyle de bağlar kurarak burjuva hegemonyasını geriletmesi ve işçi sınıfının bu mücadeleye öncülük eden (hegemonya kuran) bir konuma gelmesini sağlamaktı. Bu adımla Gramsci, hegemonya mücadelesi ile özdeş gördüğü birleşik cepheyi taktik bir adım olmanın ötesine tüm ezilenleri işçi sınıfı etrafında hem düşünsel hem de fiziksel olarak birleştirebilecek somut aygıtları yaratmak üzere stratejik bir konuma taşıyordu.
Günümüzün ihtiyacı: Mücadeleleri birleştirmek
Günümüzde devrimci partilerin gücü birleşik cephe tartışmalarının yapıldığı dönemlerle kıyaslanamayacak derecede az. Ancak bu, devrimcilerin hareketlere sırtını çevirmesini de hareketler içinde eriyip gitmesini de kabul etmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Bugün yükselen otoriterizm, CHP yönetiminin pasifleştirici etkisi, çeşitli kitle hareketleri içinde kendilerine alan açmaya çalışan faşist odaklar karşısında aşağıdan ve birleşik bir cepheyi inşa etmeye ihtiyacımız var.
Dünya çapında işçi sınıfı çok boyutlu bir saldırıyla karşı karşıya: Ekonomik saldırılar, toplumsal cinsiyet odaklı saldırılar, ekoloji odaklı saldırılar, ırkçılık ve emperyalist rekabetin yarattığı çok yönlü felaketler. Buna karşı sokağa çıkan, sokakta birleşen hareketten öğrenecek çok şeyimiz var. En önemlisi bütün bunları, doğrudan öyle görünsün ya da görünmesin sınıf mücadelesinin çeşitli veçheleri olarak görmemiz ve böyle bir mücadele hattı örmemiz gerekiyor.
Bu “merkez” siyaset ile kurulacak bir ittifakla, diğer bir tabirle halk cepheleri aracılığıyla gerçekleşemez. Bize gereken sistemin vurduğu yerde kendiliğinden bir araya gelmekte olan mücadeleleri kalıcı bir birlikteliği kavuşturmak; işçilerin, kadınların, ekoloji aktivistlerinin, LGBTİ+’ların, göçmenlerin, etnik baskıya maruz bırakılanların, hayvan hakları aktivistlerinin, güvencesizleşen öğrencilerin ve daha sayısız ezilen kesimin mücadelesini somut mücadele birlikleri içinde birleştirmeye çalışmak. Bu mücadeleleri birbirinden ayrı kategoriler olarak değil, uluslararası işçi sınıfının mücadelesi olarak konumlandırmak.
Günümüzün işçi demokrasisi böyle birleşik cepheler aracılığıyla ortaya çıkacak.
