Figen Dayıcık Fırat

Figen Dayıcık Fırat son yazıları

Figen Dayıcık Fırat tüm yazıları

19.02.2021 - 10:15

Irkçılığa geçit yok, Suriyeliler kardeşimizdir

İnsanlar neden göç eder? İnsanlar ya savaşlar ya baskı ya ekonomik ya da ekolojik nedenlerle göç eder? Bu yüzden dünya tarihine göçler tarihi, diyebiliriz.  

Birkaç yıl önce Tarih Vakfı’nın düzenlediği okullar arası bir çalışmaya katılmıştım. Akademisyen Özlem Çaykent ortalama 200 kişilik Türkiyeli bir öğrenci grubuna, “Kaçınızın ailesi göçmüş, göçmen?” diye sorduğunda salonun neredeyse tamamı elini kaldırmıştı. Bu tablo, yaşadığımız toprakların aslında göçmenlerin ülkesi olduğunun bir ispatıydı. Türkiye kendi tarihini bilmeyenlerin ve ırkçıların da ülkesi olduğundan tüm sığınmacılara, mültecilere daha çok da Suriyelilere karşı nefret söylemi çok fazla.

İnsanlar normal şartlarda göçmez ve mülteciliği seçmez. Yaşam koşullarının daha iyi olduğu ülkelere gitmeye çalışan göçmenler bu ülkedeki aşırı sağcılar ve ırkçılar tarafından ekonomik krizin ve tüm problemlerin sorumlusu ilan ediliyorlar. Oysa göçmenler ne ekonomik ne ekolojik krizlerin ne de ülke problemlerinin sorumluları. Krizlerin sorumlusu küresel zenginler, yani dünyanın yüzde 1’i ve büyük devletler. Savaşları çıkaran ve insanları göç etmeye mecbur bırakan büyük devletler göçmenlere, sığınmacılara, mültecilere karşı hiç de adil değiller. Kendileri adil olmadığı gibi kendi halkları arasında da mültecilere karşı tepki uyandıracak politikalar izlemekteler. Özellikle son yıllarda otoriterliğin artması ve sağın yükselişiyle durum daha da vahimleştirdi. 

Gelelim Türkiye’ye. Türkiye’de göçmen olmak, mülteci olmak diğer ülkelere göre daha da zor çünkü göçmenlerin çoğu mülteci statüsüne erişemiyor. Türkiye’de 5 milyona yakın Suriyeli sığınmacı var ve bu insanların “mülteci” olmaları imkânsız çünkü kanunlar önlerinde büyük bir engel.

1951 Cenevre Sözleşmesine göre Türkiye’nin "coğrafi sınırlama" şartı var. Sadece Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden gelen göçmenlere mülteci statüsü veriliyor. Bu nedenle Suriyeliler "geçici koruma" başlığı altında "sığınmacı" statüsünde. Sığınmacı statüsü de mültecilerin sahip olacakları doğal hakları içermiyor. Sığınmacının gideceği ülkeyi belirleme hakkı da yok. Ülkelerini terk etmek zorunda kalan bu insanlar için en zor süreç beklemek. Her an başvurularının kabul edilmeyeceği korkusuyla karşı karşıyalar. Bir de yaşadıkları topraklarda yani Türkiye’de ekonomik sorunlarla, ayrımcı dille ve ırkçı tavırlarla baş etmek zorundalar.

Suriyelilerle de ilgili olacağını düşündüğüm aşağıdaki haritada, turuncu noktalar çatışma-savaş alanlarını, mavi noktalar ise doğal afetlerin yoğun olduğu bölgeleri işaret ediyor.

Bu harita, kâr odaklı ve tamamen kapitalistlerin çıkarlarını gözeten faaliyetleri sonucunda insanların yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmış olmasının bir göstergesi. Bu harita; savaşlar nedeniyle meydana gelen yıkıcı çevresel tahribatların, savaş mültecilerini aynı zamanda çevre/iklim mültecileri de yaptığının bir göstergesi.

Savaşlar bitse dahi, çatışmalar ve kullanılan silah teknolojisinin etkisiyle, doğal kaynaklar zarar görüyor, yaşam alanlarında yıkıcı tahribatlar oluşuyor ve terk edilmek zorunda kalınan yaşam alanları geri dönülemez bir hale geliyor.

Zorunlu göçleri sırasında, savaş mültecileri de iklim mültecileri ile benzer yaşamsal ve insani sorunlarla karşılaşmakta. Bu nedenle toplumsal ve çevresel adaletsizlik arasındaki ilişki iyi anlaşılmalıdır.  İklim adaletsizliğini ortaya koyan veriler, toplumsal adaletsizliğin iklim adaletsizliğine yol açtığını, iklim adaletsizliğinin ise toplumsal adaletsizliği derinleştirdiğini göstermekte. Buna bir iki örnek vermek istiyorum:

Hindistan ve Pakistan gibi Asya ülkelerinde, kuraklık ve felaketlere yol açan taşkınlar nedeniyle sürekli bir mahsul kıtlığı yaşanmakta, Latin Amerika'daki tarım alanlarının giderek çölleşmeye başladığı ve tatlı su kaynaklarının sürekli tuzlandığı bilinmekte. Güney ve Orta Amerika’dan ABD’ye doğru ilerleyen kitlesel göçün ardındaki önemli nedenlerden biri yine iklim değişikliği. Ayrıca Bangladeş'ten Sudan'a kadar birçok ülkede, iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan krizin, insanlar arasında şiddetli etnik çatışmaları arttırdığı ve kan dökülmesine neden olduğu biliniyor. Bu sorunlar, insanları çoğu zaman kitleler halinde yaşadıkları yerleri terk etmeye zorlamakta.

Günümüz dünyasının en büyük sorunlarından birisi su kıtlığı. Su kıtlığı uluslararası camiada ve birçok bilim insanı tarafından çatışma ateşleyicisi olarak tespit edilmiş durumda. Asıl konumuza dönersek ve çok önemli olduğunu düşündüğüm Arap Baharı’nın, Suriye krizinin ya da Suriye savaşına yol açan sürecin en temel nedeni, bölgede yaşanan kuraklık. Aynı derecede, aynı şiddette kuraklık benzer bölgelerde olmasına rağmen neden Suriye’de savaşa yol açtı? Kuraklığın, Suriye’nin o anki koşullarının; o dönemdeki siyasal sisteme olan tepkinin, iç göçün öncelikle şehirlere yoğun bir biçimde akımın ve bütün o sosyoekonomik, siyasal tabanın üzerine gelmesiyle buna yol açtığı söylenebilir. Suriye’deki iç savaşın gerekçelerinden birisinin, doğrudan olduğu söylenmemekle birlikte, Suriye’nin 2007-2010 arasında yaşamış olduğu çok büyük kuraklık olarak gösteriliyor. İnsanlar, iç savaş ve büyük devletlerin müdahalesi sonucu yaşanmaz olan Suriye’yi terk etmek zorunda kaldılar ve Türkiye’ye geldiler. Geldiler ama sorunları bitmedi. Sorunlarına daha büyükleri eklendi: ırkçılık ve ayrımcılık. 

Hepimiz Göçmeniz Platformu olarak sürekli “Irkçılığa Geçit Yok, Suriyeliler Kardeşimizdir” diyor ve kampanyalar düzenliyoruz. Yaptığımız haberler, basın açıklamaları ve kampanyalarla birçok ırkçı uygulamaya geri adım attırabildik, son üç yıldır mücadele daha bir görünür hale geldi ve ırkçılar istedikleri gibi hareket edemez oldu. Covid -19 nedeniyle görünmez gibi olan göçmenler, aslında kendi haline bırakılan göçmenler desek yerinde olur, seçim yatırımı yapılmak istendiğinde, doğal bir afet olduğunda ve yaz aylarında görünür oldular, gündem oldular. Neredeyse bitiyor derken aralık ayından beri ırkçı hezeyanların arttığı görülüyor. Özellikle bazı gazetecilerin Suriyelilere dair konuşmaları, politikacıların sürekli bir misafir olma, ülkelerine geri gönderme gibi ısrarlı konuşmaları ve medyanın dili onları hedef haline getiriyor. Suriyelilerle ilgili yalan haber yayanlar, gazetecilerin ayrımcı dili ve politikacıların olumsuz konuşmaları nedeniyle toplumdaki bazı ırkçılar da fırsat buluyor.

Geçen ay Twiter’da bir video paylaşıldı. Bir ırkçı gizlice PTT’de bir Suriyelinin videosunu çekmiş. Bu videoyu "PTT'den 800 TL maaş almaya gelen Suriyeli" başlığıyla da yayımlamış ve altına Suriyelileri aşağılayan ırkçı, ayrımcı birçok yazı yazılmış. Sevindirici olan, Suriyelilerin haklarını koruyan, onları anlayan yorumların da çok olmasıydı. Daha önce söylediğim gibi yaptığımız kampanyaların, yazdığımız yazıların ve haberlerin böyle olumlu tepkileri artırdığını görmek çok güzel. Bu Twiter kullanıcısı ve ona destek olanlar, Suriyelilerin devletten maaş aldığını düşünüyor. Oysa AB’nin Türkiye’deki Mülteciler için Mali Yardım Programı (FRIT) başta olmak üzere birçok dernek ve kuruluş sığınmacıların temel ihtiyaçlarının karşılanması ve sığınmacı çocukların eğitimleri için Türkiye'ye yardımda bulunuyor. 

Yapılan araştırmalara göre her 10 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşından neredeyse dokuzu, Suriyelilerin ana gelir kaynağının devlet yardımı olduğu kanısında. Bu çok yanlış bir bilgi. Hiçbir yetkili de buna dair bir açıklama yapmıyor. Suriyelilerin ana gelir kaynağı çalışmaları karşılığı aldıkları ücretler. Çok az bir miktarda da uluslararası kuruluşların sağladığı destekler.  

Ortaya atılan iddialarla ve yalan haberlerle sığınmacılara karşı kin ve nefret yer yer körükleniyor. Bu nedenle yanlış bilinen doğruları daha çok söylemek gerekir. Suriyelilerin içinde bulunduğu şartlar defalarca dile getirildi ama bir kez daha yanlış bilinen doğruları dile getireceğim: 

1. Suriyeliler hastanede sırada bekliyorlar, öncelikleri kesinlikle yok. Sadece yaşlı, hamile ve sakat olan insanlar öncelikli. Bu da kanunlarla net bir şekilde belirlenmiş.

2. Suriyeliler su, elektrik ve doğalgaz faturası ödüyor. Bazen kullanımın az olması nedeniyle bedel faturaya yansıtılmıyor. Bu olağan durumu ırkçılar kullanıp, bakın işte onlar fatura ödemiyor, diye yalan haberleri yayıyorlar.

3. Devlet bazı Suriyeli öğrencilere burs veriyor ama bunun yüzde 85’ini AB karşılıyor.

4. Suriyeliler 5 yıl sonra maalesef Türkiye vatandaşı olamayacak: Geçici koruma kapsamında olan Suriyeliler ister 5 yıl Türkiye’de kalsınlar ister daha fazla kalsınlar bu yolla Türkiye vatandaşı olamazlar. Geçici koruma altındakilerin evlilik yoluyla da Türkiye vatandaşı olma hakları yok. Vatandaş olabilmenin tek yolu “istisnai vatandaşlık”. Bu yolla vatandaş olabilenlerin sayısı 60 bin civarında. Seçim zamanlarında Suriyelilerin oyları gündeme geliyor. 5 milyona yakın Suriyeli içinde oy verebilen sadece bu 60 bin kişi. Madem Suriyelilerin oyları bu kadar önemli, o zaman onları kazanmak gerekmiyor mu?

“Irkçılığa geçit yok, Suriyeliler kardeşimizdir” bu nedenle mücadeleyi daha da güçlendirmeliyiz.

Ayrımcı ve ırkçılarla mücadelenin ilk sırasında onların yalanlarını ifşa edip gerçek bilginin yayılmasını sağlamak; onların zehirli sözlerini, zararlı yayınlarını geçersizleştirmek olmalı. 

Mülteci bile olamayan Türkiye’deki göçmenlerin önüne çekilen duvarlar kaldırılmalı, gerekli hukuki adımlar atılmalı. 

Suriyeliler ve tüm göçmenler ”mülteci” statüsü almalı. Bu olmadıkça, göçmenler toplumun en korunmasız ve saldırıya açık kesimi olmaya devam edecek. Çalışma yaşamında ve diğer her türlü alanda eşitliğin sağlanması, ırkçı saldırıların önüne bir barikat örülmesi çok önemli 

Göçmenlerin hakları için, mültecilik haklarının kanunlaşması için birlikte adım atmanın zamanı.

Irkçılığa geçit yok Suriyeliler kardeşimizdir diyerek sizleri 20 Mart ırkçılık karşıtı gün için birlikte çalışmaya bekliyorum.

Figen Dayıcık Fırat

Kaynakça:

*Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi/Journal of Social Policy Conferences, 75: 237–268 Saha dergisi

*Dünyada İklim Değişikliği ve Göç: Siyaset’in Sınırlılığını Konuşmanın Zorunluluğu, Pınar Uyan Semerci

*Toplum ve Hekim Dergisi, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Ocak 2016

*İklim Broşürü, Antikapitalistler

SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol