Hareket, Bahar eylemleri ve sendikal bürokrasi

24.03.2022 - 10:21

İşçi sınıfının devletin ve patronlar sınıfının saldırılarına vereceği yanıtları güçsüzleştiren temel sorunu sendika bürokrasisidir. Ocak-Şubat ayında yaklaşık 110 fiilî grev olmuş ve sağlıkçıların eylemleriyle beraber on binlerce işçi harekete geçmişken, çeşitli kitlesel sendika konfederasyonları harekete geçmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Hatta Genel-İş içinde genel merkezin Ek Protokol talebini dile getiren Kadıköy Belediyesi iş yeri temsilcisi işçileri tasfiye etmesi gibi eğilimler daha vahim örnekler. Sadece harekete geçmemekle kalmıyor, harekete geçilmesini talep eden öncü işçileri sendikalardan tasfiye etmeyi planlıyor. Hareketin mücadele içerisinde bu zaaftan kurtulup kurtulamayacağı çoğu kez mücadelede yer alan işçilerin tabandaki gücüne, öfkesinin yaygınlığına ve derinliğine, kazanma azmine, tabanda öncü işçiler ağının içinde etkili olan sendika bürokratlarından bağımsız sosyalistler ağının var olup olmadığına bağlıdır. İşçiler çoğu kez, olağan mücadele anlarında, toplu sözleşme dönemlerinde umutlarını, kendi çıkarlarını savunacağını düşündükleri tek gerçek güç olarak gördükleri sendikalara, dolayısıyla sendika yöneticilerine bağlamış durumdaydılar.

1980’ler ve 1990’larda birçok işçi eyleminde işçiler, “hükümet istifa”dan sonra sık sık, sendika başkanlarına hitaben “silkele başkan düşecekler” ve “başkan seninle ölüme de gideriz” sloganlarını atıyorlardı. Sendika başkanları, özellikle işçi mitinglerinde işçilerin bu kitlesel ruh halini şova çevirmek konusunda oldukça maharetlidir. Bu manevrayla işçilerin heyecanlarının sözcülüğüne soyunma “görevini” layıkıyla becerebilmesi, sendika yöneticilerinin, sendikal bürokrasinin mücadele misyonu ve varlık nedeni açısından belirleyicidir.

Madalyonun iki yüzü

Sendikacılar, işçilerin nefretlerini odakladıkları patronlara ve hükûmete yönelik saldırgan rollerini oynayarak işçi sınıfının eyleminin sertleşmesi durumunda hareketin “önderliğini” yapmayı güvence altına alırlar. Çoğu kez de bu güvenceye dayanarak, alabildiğine sıradan bir önderlikle dahi taleplerini kazanabilecek, buna hazır olduğunu eylemlere katılımı ve mücadele ısrarıyla gösteren işçi sınıfını sakinleştirmeyi ve sınıf hareketinin önünü kesmeyi başarabilmektedirler.

Aslında patronlarla işçiler arasında duran ama bu arada konumlarını emekten yana bir görüntü ve propaganda ile gizleyen sendika bürokratları, işçi düşmanı gerçek yüzlerini gizlemeyi ancak işçilerle patronlar sınıf mücadelesinin açık kutuplaşması içinde yüz yüze gelene kadar başarabilirler. Bu açık kutuplaşma sendika bürokratlarının gizleneceği tüm kapı arkalarını anlamsızlaştırır. İşçi sınıfının kendisine yönelen saldırılara karşı topyekûn bir hareketi günün sorunu olur.

Bürokrasiyi işlevsiz kılmak

Bu topyekûn hareket, işçilerin çıkarlarını savunduğunu iddia eden her düzeydeki işçi örgütünün, doğrudan kitle eyleminin açılıp genişleyeceği kanallar işlevini görmek üzere görev başına gelmelerini zorlar. İşte böylesi anlar en çok sendika bürokratlarını rahatsız eder. Çünkü gerçek görevleri emekten yana görünerek burjuvaziye hizmet olan sendika yöneticileri, tüm safların berraklaştığı böylesi dönemlerde teşhir olmaya başlar. Söyleyecekleri bir söz, alacakları bir karar, işçi sınıfı açısından ne berbat bir şey olduklarını bir anda açığa vurabilir. Eylem dönemleri bürokratların diken üstünde oturdukları dönemlerdir. Sendika bürokratlarının canını sıkan bu mücadele anları, burjuvazi ya da devlet açısından sendika yöneticilerinin en gerekli olduğu dönemlerdir. Sendikacılar, işçi sınıfına saldırıların tam cepheden yöneltildiği bu gibi dönemlerde, işçilerin üzerindeki geleneksel etkilerini kullanarak olası işçi kabarmalarını engelleyebilirlerse ya da “gerektiği zaman” etkisini azaltmak ve önünü kesmek için bu kabarmaların başını kesebilirlerse patronlar ve devlet açısından görevlerini yerine getirmiş olurlar.

1987 yazında Netaş işçileri tarafından tetiklenen işçi eylemlerinin yaygınlaşması, bu eylemlerin Türk Metal sendikasını bile Seydişehir’de üç aylık bir grev örgütlemek zorunda bırakması, 1988 yılında SEKA grevi ve bir dizi eylemle 1989 yılının kamu toplu sözleşmelerine işçilerin üzerindeki ölü toprağını atarak girmesinin üzerinden yepyeni ve beklenmedik bir hareket şekillendi. Bahar Eylemleri bu hareketliliğinin niteliksel olarak sıçrama yaptığı aşamanın adıdır. Hareket Türk-İş liderliğinin birleşik davranmaya ve gelmiş geçmiş en işçi düşmanı siyasetçilerden olan Turgut Özal’ın işçi “mali disiplini bozmama” bahanesiyle işçilere kırıntı bile vermemeye çalışan politikaları karşısında geri çekilmemeye zorladı. Sonucunda aşırı sağcı sendika bürokrasisinin hareketi satmasını, hareketin dev boyutları engelledi. Sendikal bürokrasinin panzehrinin, işçi sınıfının aşağıdan ve yığınsal mücadelesi olduğu bir kez daha görüldü.

Şenol Karakaş

(Sosyalist İşçi)


SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol