İşçi sınıfının gücünü gösterdiği günler

15.06.2021 - 09:39

15-16 Haziran direnişi kapitalizme karşı mücadelede işçi sınıfının merkezi rolünü göstermesi açısından bir dönüm noktasıydı. Sermayenin sendikal örgütlenmeye yönelik saldırıları karşısında bugüne kadar yükselttiği en kitlesel mücadeleydi. Sendikal bürokrasinin aşılmasına yönelik de en etkili hamlesiydi. 

1970’de 274 sayılı Sendikalar Kanunu ve 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nda değişiklik öngören iki kanun tasarısı parlamentoya sunuldu. Sendikal hakları kısıtlayan bu yasa önerilerinin hedefi DİSK’in tasfiyesi ve işçi hareketinin geriletilmesiydi.

İşçilerin yanıtı

İşçi sınıfı bu saldırıya karşı net bir yanıt verdi. DİSK’e bağlı işyeri temsilciler kurulu toplantısında mücadele kararı alındı. 15 Haziran’da işçiler dört koldan harekete geçtiler. Gebze, Bakırköy, Alibeyköy ve Levent yönlerinden başlayan yürüyüşler yol boyu büyüdü. 16 Haziran’da DİSK’li işçilere , Türk-İş’e üye işçiler de katıldı. İlk gün eyleme katılan işçilerin sayısı 75 bindi. 16 Haziran’da sayı 150 bine ulaştı. Eylemde Türk-İş’li işçiler çoğunluğu oluşturuyordu. Direnişe katılan 168 işyerinin 121’i Türk-İş’e bağlı sendikalardan oluşuyordu. Fabrika, fabrika, biriktire, biriktire büyüyen yürüyüş hareketi her türlü engeli aşarak ilerliyordu. Her yönde işçilerin önüne askeri birlikler çıkıyor; işçiler asker ve polis barikatlarını pek çok yerde aşarak yürümeye devam ediyorlardı. 

16 Haziran akşamında hükümet İstanbul ve Kocaeli’nde sıkıyönetim ilan etti. DİSK ve Maden İş Genel Başkanı Kemal radyodan işçilere çağrı yaparak, işçilere evlere dönmelerini, eylemlere son vermelerini söyledi. Demirdöküm ve bazı fabrikalarda işgaller devam etti. İki gün sonra bu direnişler de bitti. Sonra patronlar büyük bir kara liste oluşturdular. 5 binin üzerinde işçi önderi işten atıldı. 9 ay sonra da 12 Mart darbesi gerçekleşti.

Birleşen işçilerin gücü 

15-16 Haziran günlerinde birleşen işçiler, sermayenin dayattığı yasal sınırları aştılar. İşçi kitlelerden aldıkları meşruiyet duygusu ve özgüvenle siyasal alanı alt üst ettiler. İstanbul ve çevresindeki hemen hemen tüm sanayi kesimlerinde çalışan işçilerin katıldığı iki gün süren eylemler, işçi sınıfının toplumsal değişimin öznesi olduğunu gösterdi. Ne yazık ki, hareketin zirveye çıkışına değil de zirveden düşüşüne bakan solun büyük bir kesimi işçi sınıfının kapitalizmi yıkmaktaki merkezi önemini görmezden gelmeye devam etti. Onlar fark etmediler ama sermaye, işçi hareketinin yarattığı basıncın varlıklarını tehdit ettiğini hareketin ilk anından itibaren fark etti. Nitekim 12 Mart darbesi 15-16 Haziran’ı gerçekleştirmiş işçi sınıfından alınan bir intikamdı aynı zamanda. 

15-16 Haziran’ın dersleri

15-16 Haziran kendiliğinden bir hareketti. Ama kendiliğinden hareketlerde görüldüğü gibi pek çok örgütlenme ve mücadelenin birikmesinin ve patlamasının ürünüydü. Devlet güdümünde bir sendika olan Türk-İş’in “siyaset dışı” sendikal anlayışı ve uzlaşmacı çizgisine karşı mücadele eden öncü işçiler, yeni bir sendikal odak olan DİSK ‘in kurulmasında da merkezi rol oynadılar. Haziran günlerine yol açan, 1960’lardan itibaren grevler ve fabrika işgalleriyle ivme kazanan büyük bir işçi hareketiydi. 1961 Saraçhane Mitingi, 1963’te Kavel Grevi, 1965 Kozlu direnişi ve nihayetinde 1966 Paşa Bahçe grevi; Türk-İş’in sendikal çerçevesinin sınırlarını açığa çıkardı. Türk-İş içinde bulunan hareketin öncü kesiminin sendikadan ihracıyla da DİSK kuruldu. DİSK’in uzlaşmacı devlet güdümlü sendikacılık karşısında kitle çizgisini izlemesi, mücadeleci sendikal yaklaşımı sınıf hareketine ivme kazandırdı. Bir öncü işçi kuşağı grevler ve işgallerden oluşan mücadele okulunda hızla gelişerek şekillendi. Pek çok fabrikada işçiler öncü işçilerin inisiyatifiyle işyeri örgütlenme sürecine girdiler. Öncü işçiler iş yerlerinde taban örgütlerine dayanan aktivistler olarak DİSK’i mücadele örgütüne dönüştürdü. 

İhtiyacımız öncü işçilerin birliği

15-16 Haziran deneyimi, sermayenin işçi sınıfını parçalamaya yönelik her türlü esnek çalışma yöntemlerine karşı işçi sınıfının ne yapması gerektiğine ilişkin tartışmaya ışık tutuyor aynı zamanda. İşçi sınıfının örgütlerinin parçalanmış olması ve örgütlenme düzeyinin yetersizliğini aşmak zorundayız. Sermayenin dizginlenemeyen saldırıları karşısında ihtiyacımız olan şey iş yeri merkezli hareket eden, gücünü ve hareket kabiliyetini burjuva yasalcılığından değil, aşağıdaki işçilerin mücadelesinden alan öncü işçilerin birliği. Sermayenin ve sendikal bürokrasinin çizdiği sınırlar karşısında farklı sendikal çatı altında hareket etmek yerine, “birleşen işçiler yenilmezler” yaklaşımından hareketle sendikal birliği savunan ve taban inisiyatiflerine dayanan, işçi sınıfının en geniş birliğini savunan, kazanana kadar mücadele, kazanana kadar grev perspektifiyle mücadele eden öncü işçilerin oluşturduğu bir odağa ihtiyacımız var. 

Çağla Oflas



Bültene kayıt ol