Epstein, hastalıklı bir sistemin belirtisidir

Alman tarihçi Joachim Fest’in Üçüncü Reich’ın Yüzü adlı eski bir kitabı vardır. Bu kitap, Nazi liderlerinin portrelerinden oluşur. Jeffrey Epstein dosyaları ise neoliberal çağda uluslararası egemen sınıfın yüzünü açığa çıkardı.

Elbette yaşananların merkezinde, Epstein ve çevresinin sayısız çocuğa ve genç kadına yönelik iğrenç tecavüz ve insan ticareti suçları yer alıyor. Ancak bu suç, çağımızın zenginleri ve güç sahipleri üzerinde silinmesi mümkün olmayan bir leke yarattı.

New York Times, “Epstein e-postaları geçmişte kalmış bir elitin izlerini ortaya koyuyor” başlıklı bir haberle hasar kontrolüne girişti. Bu saçmalık. Epstein, cezaevinde kuşkulu ölümüyle sonuçlanan altı yıl öncesine kadar son derece faaldi. Muhatapları arasında Elon Musk ve Peter Thiel gibi Büyük Teknoloji patronları ile MAGA’nın kurucusu Steve Bannon bulunuyordu – yani günümüzün kilit iktidar figürleri.

Epstein gücün ticaretini yapıyordu. Bunun merkezinde, tecavüz ettikleri çocuklar ve genç kadınlar üzerinde bizzat kullandığı ve başkalarının kullanmasına imkân tanıdığı istismarcı güç vardı. Ancak bu güç daha geniş bir alana yayılıyordu.

Neoliberalizm, kapitalizmin içkin eğilimi olan her şeyi alınıp satılabilir bir metaya indirgeme sürecini olağanüstü ölçüde hızlandırdı. Epstein’ın ağı da aynı ilkeye göre işliyordu. Kurbanlarının bedenleri, para, daha fazlasını kazanma üzerine verilen öğütler, kişisel ilişkilere dair tavsiyeler, bilgi, Karayipler’deki Little St James adasında ve çeşitli dairelerinde konaklamalar, bir çocuğun seçkin bir üniversiteye yerleştirilmesi gibi kişisel iyilikler…

Bunların tümü, Epstein’ın kişisel servetini ve gücünü artırma amacıyla alınıp satılan metalar haline getirildi. Skandalın en kapsamlı haberleştirmesini yapan Financial Times, bunu bir “toplumsal Ponzi şeması” olarak tanımlıyor. Ponzi şeması, yeni yatırılan paranın önceki yatırımcılara kâr olarak ödendiği bir dolandırıcılık düzenidir. Epstein da “ilişkilerini para, bilgi ve yeni ilişkiler üreten bir kaynağa” dönüştürmüştü.

Bu ağda entelektüel ünlüler de önemli bir yer tutuyordu. Bunlar arasında ABD emperyalizminin en önemli eleştirmenlerinden Noam Chomsky de vardı. Epstein, Bannon ile Chomsky’yi “Hitler ile Gandi gibi” bir araya getirmek istiyordu. Chomsky’nin #MeToo hareketine karşı Epstein’la dayanışma ifade etmesi ve “kadınlara yönelik istismar konusunda gelişen histeriyi” küçümsemesi affedilemezdi.

Bu ağ, yüksek siyasete de nüfuz etti. Peter Mandelson’ın Epstein’la yazışmaları, 2008–10 yılları arasındaki küresel mali krizin zirvesinde, iş bakanı olduğu dönemde gizli bilgileri sızdırdığını gösteriyor. Mandelson’ın motivasyonu, görevden ayrıldıktan sonra kendi ifadesiyle “pis zengin” olabilmekti.

Bunun en açık örneği Nisan 2010’da yaşandı. Mandelson, dönemin ABD Başkanı Barack Obama’nın baş ekonomi danışmanı olan Larry Summers ile bir görüşme yaptı. Financial Times’ın ortaya koyduğuna göre Mandelson, bu görüşme öncesinde Epstein ve onun yakın çevresinden, JPMorgan’ın üst düzey yöneticilerinden biri olan ve daha sonra Barclays’in CEO’luğunu yapan Jes Staley tarafından bilgilendirilmişti. Amaç, bankaların spekülatif faaliyetlerini sınırlamayı hedefleyen Volcker Kuralı’na karşı Mandelson’ın lobi yapmasıydı.

JPMorgan, Volcker Kuralı’na karşı yoğun bir kampanya yürütüyordu. Mandelson ise kabineden ayrıldıktan sonra kariyerini ilerletmek için JPMorgan’ın gözüne girmeyi umuyordu. Bu ilişkilerin ne denli iç içe geçtiği, Summers’ın da Epstein’ın yakın çevresinden biri olduğunun ortaya çıkmasıyla görüldü. Mandelson ve Staley gibi Summers da Epstein’la ilişkisi ifşa edildiğinde itibarını yitirdi.

Her şeyden, çocukların istismarından bile kâr elde etmeyi mümkün gören bu zihniyet, onların düşüşünden sonra da varlığını sürdürdü. Haziran 2016’daki Brexit referandumunun ardından Epstein, Peter Thiel’e şu e-postayı gönderdi: “Brexit, daha başlangıç… kabileciliğe dönüş… Çöküş yoluna girmiş şeyleri bulmak, bir sonraki pazarlığı bulmaktan çok daha kolaydı.”

Thiel, Büyük Teknoloji patronları arasında ideolojik olarak en sağda konumlanan isimdir. Demokrasiyi açıkça reddeder ve çevresel aktivizmin teknolojik yeniliği engelleyebileceğini düşündüğü için Greta Thunberg’i olası bir “Deccal” olarak görür. Mandelson’ın Keir Starmer’la yürüttüğü lobicilik faaliyetlerinden de yararlanan, uğursuz gözetim devi Palantir’in kurucusudur.

Üçüncü Reich’ın Yüzü’nü okumak dehşet vericiydi; ancak Nazilerin tarihe karışmış olduğunu bilmek bir teselli sunuyordu. Epstein’ın serpildiği ve faşistlerin geri dönüşüne imkân tanıyan sistem ise hâlâ bizimle.

Çeviri: Fulya Oral

son yazıları

Minnesota’daki protestolar nasıl kazanabilir?
Grönland kavgası dünyanın “Kurtlar Sofrası” halini gösteriyor
Amerika Birleşik Devletleri faşistleşiyor mu?

ilginizi çekebilir

1536x864_cmsv2_28605480-1c76-5f0c-a5e4-748b99e3be15-9589967
Epstein’ın dosyası: Sermaye-devlet-hukuk gözetiminde istismar
WhatsApp Image 2026-02-07 at 15.23
Defne Güzel: ‘Bu dava ifade özgürlüğüne, interseks haklarına, akademik üretime ve örgütlenme özgürlüğüne karşı açılmış bir dava’
226856
Türkiye çölleşmiyor, Türkiye çölleşti