11 Eylül saldırıları ile birlikte dünyanın en büyük emperyalist gücü Amerika, yaptığı işgalleri haklı göstermek için Batı dünyasında bir İslam öcüsü yarattı. Batılı işçi sınıfında da etkili olan İslamofobi, Avrupa’daki göçmen Müslüman işçilerin sorunlarına karşı duyarsızlığı, ayrımcılığı getirerek sınıf hareketinin zayıflayıp güçten düşmesi sonucunu doğurdu; her türlü anti-demokratik uygulamanın meşrulaştırılmasını kolaylaştırdı.
Türkiye’de ise İslamofobi, 28 Şubat 1997’deki askeri darbe sonrası önce devlet politikası olarak uygulanmaya başlandı. Daha sonra Kemalist sol kesimdeki parti ve sendikaları etkiledi. Bugün artık Kemalist sol, işçi sınıfının birlikte mücadelesi ile ilgileneceğine, “laiklik elden gidiyor” sloganı ile eylemler yapıyor. Şu anda Türkiye’de sendikalarda örgütlü işçilerin yüzde yetmişi, İslami kesimdeki konfederasyonlara üye. Bu durumda Kemalist solun mücadele ettiği kitle işçi sınıfının bizzat kendisi haline gelmiş demektir.
Laiklik için dindarlara karşı mücadeleye çağrıda bulunmak, işçi sınıfını böler, sınıf hareketini uzun yıllar toparlanamayacağı bir çıkmaza sokar. 28 Şubat sonrası yaşanan laik-dindar kutuplaşması işçi hareketinin 1999 ve 2001 krizleri kadar ağır kriz dönemlerinde bile etkisiz kalmasına yol açmıştı. Sonrasında aynı işçi sınıfı AKP gibi neo liberal kapitalist bir partiye ısrarla oy vermeye devam etti. Laik-dindar kutuplaşmasının, islamofobinin en azından son 15 yıldır işçi sınıfı içinde yarattığı bölünmeyi görmek gerekir. Bu politikada ısrar uzun bir dönem daha işçi sınıfının etkisizleşmesine yol açacaktır. 28 Şubat’tan beri işçi sınıfının başındaki en büyük bela budur.
Faruk Sevim
(Sosyalist İşçi)