—
Temel motivasyon ekonomi ama…
Ekonominin hareketin temel motivasyonu olduğu doğru bir tespit. Ancak siyasal iktidarın nobranlığının, yoksullara, emekçilere tepeden bakmakta geldiği noktanın, yolsuzlukların, sürekli işçilerden sermayeye kaynak aktarmanın yarattığı öfke de bu fırtınalı atmosferin oluşmasında role sahip. Artan hayat pahalığı ve yoksullaşma karşısında işçiler mücadele etmekten başka bir yol olmadığının çok daha fazla farkındalar artık. Tek tek iş yerleri bazında yaşanan yaygın eylemler işçi sınıfının Marx’ın deyimiyle “kendisi için bir sınıf haline” dönüşmesine yol açıyor. Pek çok gerçekliğin farkına varıyor işçiler.
Eylemlerdeki işçiler anaakım medyanın işçi eylemlerini haber vermediğinden yakınıyorlar. Farplast ve Esenyurt’daki Migros deposundaki polis saldırılarında ve göz altılarda devletin kolluk güçlerinin karşılarında olduğunu görüyorlar hayatlarında ilk defa grev yapan işçiler. Üstelik bu işçilerin önemlice bir çoğunluğunu iktidar partilerinin destekçisi işçiler oluşturuyor. CHP’li Bakırköy Belediyesi’nde grev yapan işçiler, muhalefetin de yarın iktidar olsa işçilere mücadele etmeden tek bir çöp bile vermeyeceğini gördüler. Sermayenin beşli çeteden ibaret olmadığını gördüler örneğin. Esenyurtdaki Migros işçileri gözaltına alınırken, TÜSİAD’ın işçi düşmanı bir sermaye kuruluşu olduğunu öğrendiler. Pandemi sürecinde işçiler toplumsal yaşamın sürdürülmesinde temel rol oynadıklarının, patronların kârlarını kendi canları pahasına artırdıklarının gayet farkındaydılar. Yemek Sepeti eylemcisi bir işçinin söylediği gibi üretim ve hizmet sürerçlerinin “belkemiği” olduklarını gördüler. Patronlar kârlarından işçilere pay vermek istemediğinde bu gücü harekete geçirmeye başladılar.
Birleşen işçiler yenilmez
Gözleri kârdan başka bir şey görmeyen patronlar, enflasyonun yüzde 114 olduğu koşullarda işçilere sefalet zammını dayatmaktan çekinmediler. Çekinmediler çünkü yıllardır OHAL’lerle, grev yasaklarıyla, baskılarla, hukuksuzluklarla, sömürü koşullarını yaratan siyasal iktidara sırtlarını dayadılar. Ama eylemler, grevler başladığında zor aygıtının pek işe yaramadığının da bilincindeydiler. İşçilerin birleşik ve kararlı bir biçimde üretimi durdurduğu koşullarda hızla geri adım attılar. Üretimi genel anlamda durdurulamayan iş yerlerinde fren yaptılar. Tüm bu eylemler işçi sınıfının bütününü etkilemekte bir dönüm noktası oluyor.
Konfederasyonlar bu eylem dalgasını görmezden gelip, sessiz kalsalar da güçlerinin daha da farkına varan işçiler harekete geçmesi için konfederasyonları zorlayacaktır. Hareketin geldiği bu aşama siyasal açıdan bir dönüm noktası. Yaygınlaşan eylemler şimdiden korku atmosferinin sonunu getirdi. Sokaklardaki, fabrikalardaki, iş yerlerindeki işçi eylemleri otoriter, baskıcı işçi düşmanı iktidarı paralize etmiş durumda. Sosyalist İşçi’de bir keresinde “İktidarın sandığımız kadar güçlü olmadığını, bizim de sandığımız kadar güçsüz olmadığımızı” yazmıştık. İşçi hareketi bu gerçekliği su yüzüne çıkarttı. Her türlü haksızlık, hukuksuzluk karşısında mücadeleyi değil, sandığı gösteren muhalefetin de yetersizliğini ortaya çıkarttı.
Sefalet zamları ve artan yoksulluk karşısında işçiler seçimi beklemeyip mücadeleye atıldılar. Bugün tek tek işyerlerinde patronlara karşı mücadeleyi birleştirip, sermayenin tümüne karşı mücadeleyi yükseltmek, sağlık hizmetlerinin, eğitimin, enerji hizmetlerinin kamulaştırılmasını, patronlardan vergi alınmasını, silahlanmaya, sermayeye değil, işçilere bütçe aktarılmasını, kiralar başta olmak üzere, zamların durdurulmasını, ücretlere zam yapılmasını, sendikal faaliyetlerin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, ifade, örgütlenme ve gösteri haklarının tanınmasını talep edecek bir hareketi inşa etmeliyiz. Talepleri kazanmak için Türk İş, KESK, Hak İş, DİSK, Memursen gibi diğer konfederasyonları birleştiren, kazanana kadar grev perspektifiyle hareket eden, milyonların eylemini aşağıdan inşa eden bir perspektifi savunmak ve hayata geçirmek düne göre artık daha mümkün. Değişim başladı, değişim işçilerin grevleri, direnişleriyle başladı.
Çağla Oflas
(Sosyalist İşçi)