24 yaşındaki Veysel Güney, 12 Eylül darbesinin ardından 28.12.1980 tarihinde Antep’te gözaltına alındı. Adana Bölgesi Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No’lu Askeri Mahkemesi’nde yargılandı. İlk duruşması 6 Şubat 1981 tarihinde yapıldı. 11 gün sonra, 17 Şubat 1981 tarihinde yapılan ikinci duruşmada, onu suçlayacak deliller olmaksızın idama mahkûm edildi. Avukat talebi reddedildi, savunma hakkı yok sayıldı. Meclis kararı olmadan, özel kanun çıkartılarak 10 Haziran 1981 tarihinde Gaziantep E Tipi Cezaevi’nde idam edildi. Ailesine verilmeyen Veysel’in bedeni kaybedildi. 34 yıldır tüm iktidarlar, Veysel’in mezarını gizledi. 34 yıl boyunca hakikatin açığa çıkması için mücadele edenlerin karşısına sistemin yalan üretme mekanizmaları çıktı.
“Sadece bir dakikaları oldu”
Veysel Güney’in yeğeni Doğan Güney, yaptığı konuşmada, amcasının işçi lideri ve sosyalist olduğundan söz ederek, idam edilerek kaybedildiğini vurguladı. Bu toprakların insan bedeninin kaybedilmesine alıştırıldığını söyleyen Doğan Güney, “Amcam idama götürülmeden önce, babaannem ve dedeme onu görebilmeleri için bir dakika süre verdiler. Babaannem ve dedemin hayatları boyunca sadece bir dakikaları oldu” ifadelerini kullandı.
1980’de kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır ise Veysel Güney’in naaşının ailesine teslim edilmemesinin insafsızlık olduğunu dile getirerek kaybedenlere seslendi ve “Veysel’i idam ettiniz, cenazesinden ne istediniz!” sözleriyle tepki gösterdi.
12 Eylül kayıplarından Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren, yaptığı konuşmada “12 Eylül’de halklarımızın üzerine ölü toprağı ekildi. Bu ülke öyle bir ülke ki, ölülerinden bile korkulan devrimciler yetiştirdi” dedi.
İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise Türkiye’nin yeni bir sürece girdiğini belirterek, yeni toplanacak parlamentonun ilk iş olarak failimeçhul ve kayıplarda zamanaşımını ortadan kaldıran bir yasa çıkarması gerektiğini söyledi. İkinci iş olarak Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulması gerektiğini söyleyen Tanrıkulu, yeni kurulacak hükümetin de Cumartesi Anneleri eylemine katılarak ailelerin acılarına temas etmesini ve soruna çözüm bulmasını istedi.
“İdam siyasi cinayettir, kaybetmek insanlık suçu”
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Ümit Efe’nin okuduğu basın metni ise şöyleydi:
“Bugün yakın tarihimizin utanç sayfalarından birini hatırlatmak için buluştuk. Ağır insanlık suçlarının işlendiği 12 Eylül askeri darbesinin karanlığında 50 kişi idam edildi. Bu idamlarla gözdağı verilen toplum, darbeci ideolojinin kalıbına çekilmek istendi. İdam edilen sosyalist gençlerden İlyas Has ve Veysel Güney’in bedenleri ailelerine teslim edilmeyerek kaybedildi. İlyas Has’ın mezarı idamından 28 yıl sonra bulundu. Veysel Güney’in mezarı ise 34 yıldır ailesinden gizleniyor.
24 yaşındaki Veysel Güney, 28.12.1980 tarihinde Antep’te gözaltına alındı. Adana Bölgesi Sıkıyönetim Komutanlığı 2 No’lu Askeri Mahkemesi’nde yargılandı. İlk duruşması 6 Şubat 1981 tarihinde yapıldı. 11 gün sonra, 17 Şubat 1981 tarihinde yapılan ikinci duruşmasında, kendisini suçlayacak deliller olmaksızın idama mahkûm edildi. Avukat talebi reddedildi, savunma hakkı yok sayıldı.
Cezaevinde kaldığı süre boyunca hücrede tutuldu. Ailesi ile görüştürülmedi, mektup alması ve yazması yasaklandı. Yatak, battaniye gibi ihtiyaçları dahi karşılanmadı. Havalandırmaya çıkartılmadı. Sistematik biçimde işkence gördü.
Meclis kararı olmadan, özel kanun çıkartılarak 10 Haziran 1981 tarihinde Gaziantep E Tipi Cezaevi’nde idam edildi. Annesi, babası ve kardeşi idama giden Veysel’le vedalaşırken aralarında silahlı asker barikatı vardı. Veysel’in elleri kelepçeliydi, birbirlerine dokunmalarına izin verilmedi. Anne Zeynep Güney ölünceye kadar o gece Veysel’e sarılamamanın derin acısını yaşadı.
İdam sonrasında Veysel’in üzerinde bulunan kalemi, sigarası ve çakmağı tutanakla babasına teslim edildi. Veysel’in cenazesini almak isteyen ailesine “onun mezara ihtiyacı yok, belki köpeklerin önüne atarız” denildi. Babasına verilmek üzere 10.06.1981 tarih ve 266 sayılı tutanakla Yüzbaşı Burhan Erdem’e teslim edilen cansız bedeni ise kaybedildi.
Ailesi ve arkadaşları yıllarca Veysel’in mezarını bulmak için mücadele etti. Bütün mercilere başvurular yapıldı, kampanyalar yürütüldü, hukuk mücadelesi verildi. Milletvekilleri soru önergeleri ile konuyu meclisin gündemine taşıdı.
Yapılan tüm suç duyuruları takipsizlikle sonuçlandı. Soru önergelerine verilen cevaplar malumun ilanından öteye gitmedi. Devlet her ay emekli maaşı ödediği Yüzbaşı Burhan Erdem’i bulamadığına inanmamızı istedi… Veysel’i idam eden, kaybeden 12 Eylül zihniyeti ahlaken, hukuken, siyaseten 34 yıl boyunca yaşatıldı.
Toplumsal hafızamızda yer etsin diye tekrarlıyoruz:
Veysel’i hukuki bir delile dayanmadan 2.duruşmada idama mahkum eden sıkıyönetim mahkeme heyeti başkanı Albay Ahmet Arısüt, Üyeler Yarbay Ayhan Ulusoy ve Üsteğmen Güney Sert Veysel’i idama götüren iddianameyi hazırlayan Savcı Caner Ersu taahammüden cinayet işlediler.
Veysel’in idamından ve kaybedilmesinden başta Kenan Evren olmak üzere 12 Eylül’ün tüm asker ve sivil unsurları, Gaziantep Sıkıyönetim Komutanı General Şahabettin Balkan, Veysel’in bedenini tutanakla teslim alan Yüzbaşı Burhan Erdem sorumludur.
Devleti yönetenlere sesleniyoruz;
12 Eylül hukukunu sürdürmekten vazgeçin; Veysel’in kaybedilen bedenini ailesine teslim edin.
Darbecileri sahiplenmekten vazgeçin; Veysel’i katledenleri, kaybedenleri yargılayın.
Topluma sesleniyoruz: İdam siyasi cinayettir, kaybetmek insanlık suçu. Bu ağır insanlık suçları karşısında susmayın, susarak onaylamış olmayın. Katledenler, kaybedenler karşısında sesinizi yükseltin. İnsan haklarından, demokrasiden ve özgürlüklerden yana taraf olun.”
Zîn Demir
(Her cumartesi saat 14:00’de Nor Radyo’da yayınlanan ‘Cumartesi’ isimli programda, o haftaki Cumartesi Anneleri’ni dinleyebilirsiniz)