Search
Close this search box.

Cumartesi Anneleri’nde 521. hafta: “Hasan Ocak dosyasında 20 yıldır süren cezasızlık son bulsun!”

Hasan Ocak davasında zamanaşımına sayılı günler kala Cumartesi Anneleri, dönemin tanıklarının ifade vermesini, insanlık suçunda zamanaşımının kabul edilmemesini istedi.

Hasan Ocak, 21 Mart 1995 tarihinde polisler tarafından gözaltına alındı. Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürüldü. Burada başında Bayram Kartal’ın olduğu TİM 3 tarafından işkenceyle sorgulandı. Onu gözaltında gören, gözaltı listesinde adını gören tanıkları vardı ama gözaltına alındığı inkâr edildi. Her yerde Hasan’ı arayan ailesi, arkadaşları, İHD tüm resmi kurumlardan “bizde yok” cevabı aldı.

Türkiye’yi ayağa kaldıran 58 günlük arayışın sonunda, devletin tüm engellemelerine karşı, 17 Mayıs 1995 tarihinde Hasan Ocak’ın ağır işkence izlerini taşıyan bedenine Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı. 27 Mayıs 1995 tarihinde Ocak ailesi, hak savunucuları ile birlikte Galatasaray’da oturarak bu toprakların en uzun sivil itaatsizlik eylemini başlattı.

“Bu ülkede karanlık bir şeyin kalmamasını istiyoruz”

Bu haftaki oturma eyleminde ilk sözü Ocak ailesi adına Hüseyin Ocak alarak, “Biz tanığız ama bizim dışımızda da tanıklar vardır.” diyerek tanıklıkların dile getirilmesi gerektini ifede etti:

“Bugün bir eksiğiz. Kardeşimiz, yoldaşımız, arkadaşımız Çayan Demirel dört gündür hastanede ve buradan ona özellikle geçmiş olsun diyoruz. O da karanlıkların aydınlatılması için birçok emek sarfetti, belgeseller yaptı. En kısa sürede aramıza geri dönmesini diliyoruz.

Bu ülkenin eşit, özgür, demokratik bir ülke olmasını diliyoruz. Bunun için de geçmişle yüzleşmemiz, hesaplaşmamız lazım diyoruz.

Hasan Ocak 20 yıldır bu ülkenin kanayan bir yarasıdır. İlk günden beri devlet ‘Bunlar teröristtir, bunların katli vaciptir’ diyerek hareket etti.

En son gittiğimiz savcı ’20 yıl dolmak üzere, ne olacak biz de bilmiyoruz’ diyerek davanın üstünü kapatmaya çalıştı.”

Hüseyin Ocak’ın ardından 20 yıldır meydanı terk etmeyen, oturma eylemlerinin başlatıcılarından olan anne Emine Ocak, “Zamanaşımının arkasına gizlenip suçlarını örtbas ederek aklanmaya çalışıyorlar, affetmeyeceğim!” dedi.

“Hasan Ocak’ın sazıyla çok severek ve hep söylediği türküleri taşıdık buraya”

Hasan Ocak’ın kız kardeşi Maside Ocak ise bir tanıklığını anlatarak şöyle konuştu:

“20 yıl önce Hasan’ı gözaltına aldıklarında ve biz kapı kapı dolaşıp Hasan’ı aradığımızda karşımıza hep bir duvar çıktı. Aşamadığımız valilik duvarını kırabilmek için Ocak ailesine Hasan Ocak’ın arkadaşları olarak 4 Nisan 1995’te kendimizi valilik parmaklıklarına zincirlemiştik. O gün bizimle birlikte 30 kişi gözaltına alındı. Götürüldüğümüz Eminönü Emniyet Müdürlüğü’nde akşam üstü terörle mücadeleden gelen sivil polisler bizi tek tek odaya aldılar. Sivil polislerden bir tanesi ‘Hasan senin abin mi?’ diye sordu bana. ‘Evet, abim’ dedim. ‘Onun tutanağını da ben tutmuştum’ dedi. İçimiz çok kanıyordu, her şey çok tazeydi ve Hasan’a ulaşma derdindeydik hepimiz. Tutanağı nerede tuttuğunu, nasıl tuttuğunu sorarak üstüne yürüdüğümde, aslında hata yaptığını fark etti ve beni zorla götürüldüğüm odadan çıkardılar. Ben odadan çıkarken, odanın kapısında bekleyen diğer gözaltındaki arkadaşlarımız da bu olaya tanık oldu. İçişleri Bakanlığı’nın görevlendirdiği müfettişler ifademi aldığında ve önüme Eminönü Karakolu’ndan polislerin fotoğraflarını koyduğunda, o polislerin fotoğrafları orada yoktu. Kendi imkanlarımızla bulduğumuz delillerin arasında Eminönü’nde valilik önünde bizi gözaltına alan o polislerin de fotoğraflarını bulup müfettişlere ilettik ama hiçbir zaman o polislerle ilgili işlem yapılmadı, bulunamadığı söylendi.

Hasan’ın birinci yılında abim Ali gözaltına alınmıştı ve terörle mücadele bürosuna gitmiştik. Asansörün kapısı açıldı ve asansörden bana “Abinin tutanağını ben tuttum” diyen polis indi. Yüz yüze geldiğimizdeyse asansörün düğmesine basıp farklı bir kata çıktı. O katlara çıkabilmemiz mümkün değildi. Bu da gösteriyor ki Hasan gerçekten orada tutuldu. Oradaki terörle mücadele polisleri tarafından tutanakları tutuldu ve o tutanağı tutanlardan biriyle yüz yüze gelmiştim. Yüzü 20 yıl önce olduğu gibi bugün de hafızamdan silinmiyor.

Bugüne kadar bu meydanda tuttuğumuz fotoğrafların tanıklarına seslenmek istiyorum, sadece Hasan dosyasında değil, tüm kayıplarımızın dosyalarında eksik olan etkin soruşturmanın bir parçası, tanıklık yapmayarak sizsiniz. Eğer siz tanıklık yaparsanız, işlenen bu insanlık suçuna ortak olmayacaksınız. Tanıklık yapın, tarih önünde kayıplarımız için bir şeyler yapmış olun.”

Maside Ocak’ın ardından Ali Ocak aile adına Hasan’a seslenerek, “Ey ömrümüzün şah damarı, adalet arayışımızı hayatın her alanında zamanla yarışarak sürdürüyoruz şimdi. Senin sabrın, senin bilincin, senin inancından güç alıyoruz hâla. Yokluğuna alıştırmaya çalışıyorlar, alışmayacağız. Katliamları ve seni unutturmayı umuyorlar, untturmayacağız. Suçluların üstünü örtüp aklamaya çalışıyorlar, affetmeyeceğiz” dedi.

Hasan Ocak’ın tanığıyım!

Hasan Ocak’ın kaybediliş sürecine tanıklık eden insanlardan biri olan Suna Göl’ün yurtdışından gönderdiği tanıklık mektubunda ise, Bayram Kartal ve Sedat Selim Ay adlı kişlerin kendilerine işkence edenler olduğu ve onların işkenceleri sonucu Hasan Ocak’ın katledilerek,kimsesizler mezarlığına atıldığı ifadeleri yer aldı.

“20 yıl değil yüz yılda geçse ellerimiz yakanızda. Ben Suna Göl, Hasan Ocak’ın tanığıyım. Gazi katliamından sonra “provokatör” olduğum gerekçesiyle 25 Martta gözaltına alındım. Aksaray Emniyet Müdürlüğüne götürüldüm. Yapılan işkencelerden dolayı tam olarak tarihi hatırlamıyor olsam da, tahminen 26-27 Martta sorgudan indirildiğimde yanımda birinin olduğunu fark ettim. Gözbağımın altından kim olduğuna baktığımda, işkenceden çıktığı her halinden belli birini gördüm. Hasan’ı daha önce tanımadığım için odada ki kişinin kim olduğunu anlayamadım. Gözaltından çıktıktan sonra İHD’ye gittim. İHD’de Hasan Ocak için kampanya yürütenler vardı ve orada Hasan’ın resimlerini gördüm. Resimlerden hemen tanıdım ve O’nu gördüğümü, sağ olduğunu söyledim. Arama süreci boyunca da bunu her fırsatta ifade ettim. Gözaltındayken Hasan Ocak’ı gördüğümü 06.04.1995 tarihinde yazdığım ve işleme konmasını istediğim tanıklığım, hiç bir merci tarafından dikkate alınmadı. Savcılığa verdiğimiz dilekçeler soruşturulmadı. Hasan Ocak gözaltına alındığında benim görgü tanıklığım gibi birçok delil onun gözaltında olduğunu kanıtladı. Bayram Kartal ve Sedat Selim Ay gözaltında kaldığımız süre içerisinde bize işkence edenlerdendir. Onların işkenceleri sonucu Hasan Ocak katledildi ve kimsesizler mezarlığında bulundu.

Bilinsin ki, yüzyıl da geçse ellerimiz onların yakasında olacak. Tanıklığımı bugüne kadar her zaman dile getirdim, getireceğim ve ömrüm yettiğince de getirmeye devam edeceğim. İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan davada da tanıklığımı ifade etmiş, Hasan Ocak’ı gözaltında gördüğümü belirtmiştim. Fakat bu güne kadar gerek tanıklığım ve gerekse ciddi delillerin olmasına rağmen hiç bir işlem yapılmadı. Zaman aşımı gerekçesiyle davanın örtbas edilmesini kabul etmiyor ve tanıklığımı yeniliyorum.”

Cezasızlık son bulsun!

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Ümit Dişli’nin okuduğu basın metni ise şöyleydi:

“90’lı yıllarda yalnız Kürt coğrafyasında değil, İstanbul’da da ağır insanlık suçları işlendi. Yargısız infazlar, işkencede ölümler, katliamlar, gözaltında kaybetmeler İstanbul’un gerçeği oldu. Dönemin İnsan Haklarından sorumlu Devlet Bakanı Algan Hacaloğlu’nun hazırladığı raporda 1.1.1994 – 9.6.1995 tarihleri arasında İstanbul Adli Tıp’ta işlem gören dosyalarda 290 kişinin kimsesizler mezarlığına gömüldüğü yazıldı. Hacaloğlu basın mensuplarına bu ölümlerin üçte birinin toplum vicdanını rahatsız eden “şüpheli cinayetler” olduğunu, 80 kişinin işkence sonucu öldüğünün çok açık olduğunu açıkladı. Basın mensuplarının emniyetin bu olaylardaki rolünün ne olduğu sorusuna “Buna cevap veremem. Yorumu size bırakıyorum. Nasıl istiyorsanız öyle düşünün” yanıtını verdi.

Hazırlanan Adli Tıp raporunda yer alan “kimsesiz” kayıtlı dosyalardan biri, sosyalist kimliğiyle bilinen 30 yaşındaki Hasan Ocak’a aitti. Hasan Ocak, 21 Mart 1995 tarihinde polisler tarafından gözaltına alındı. Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürüldü. Burada başında Bayram Kartal’ın olduğu TİM 3 tarafından işkenceyle sorgulandı. Onu gözaltında gören, gözaltı listesinde adını gören tanıkları vardı ama gözaltına alındığı inkâr edildi. Her yerde Hasan’ı arayan ailesi, arkadaşları ve İHD tüm resmi kurumlardan “bizde yok” cevabı aldı.

Türkiye’yi ayağa kaldıran 58 günlük arayışın sonunda devletin tüm engellemelerine karşı, Hasan Ocak’ın ağır işkence izlerini taşıyan ve ” meçhul kişi” olarak işlem gören bedenine, Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaşıldı. 90’lı yıllarda ilk kez bir kaybın bedenine ulaşıldı ve devlet suçüstü yakalandı. Ocak ailesi DGM Başsavcılığına, Beykoz Savcılığına, Fatih Savcılığına başvurdu. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve “Tim-3” polisleri hakkında suç duyurusunda bulundu ama hukuk işletilmedi. Ocak ailesi Adalet Bakanlığına başvuruda bulunarak hukuku işletmeyen, etkin soruşturma yapmayan savcılar hakkında şikâyetçi oldu ama Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Müdürlüğü bu şikayeti işleme koymadı. Fatih Cumhuriyet Savcılığı, terörle mücadele polisleri ve olayın soruşturulması ile ilgili görevlerini ihmal eden devlet görevlileri hakkında yapılan çok sayıda suç duyurusunu birleştirdi ve bu dosyada “şikayetler somut bir veriye dayanmıyor” gerekçesi ile takipsizlik kararı verdi. Beykoz Cumhuriyet Savcılığının 1995/ 1075 Hazırlık Numarası ile takip ettiği dosyada ise 20 yıldır rutin yazışmalar dışında bir işlem yapılmadı. Dosya savcısı sık sık değiştirildi. Şimdi de zaman aşımı süresine günler kala dosya savcısı izne ayrıldı.

Yaşanan gelişmeler, bu dosyanın da hukuka aykırı bir biçimde kapatılacağına dair ciddi kuşku yaratmaktadır. AİHM, bu davada üç savcıya başvurulduğu halde hiç birinin soruşturmanın tümünün sorumluluğunu almadığının altını çizdi. Yetkililerin Hasan Ocak’ın ölümüne ilişkin koşullar hakkında yeterli ve etkili soruşturma yapmadığı sonucuna vardı. 20 yıldır Ocak ailesinin, avukatların ve İnsan Hakları Derneği’nin tüm girişimleri karşılıksız kaldı. Hasan’ın akıbeti gizlendi, hakikati bilme hakkımız ihlal edildi. Hasan’ı işkence ile katledip bedenini kaybedenler korundu. Hasan Ocak’ın kaybedilişinin 20. yılında taleplerimizi tekrarlıyoruz;

Hasan Ocak dosyasında 20 yıldır süren cezasızlık son bulmalıdır.

Hasan Ocak dosyası evrensel hukukun gereği olarak insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmelidir.

Ocak dosyasında AİHM’in yeterli ve etkin soruşturma yapılmadığı kararı doğrultusunda etkin soruşturma yürütmelidir.

Soruşturma olayın tam olarak nasıl meydana geldiğinin belirlenmesini, sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak etkinlikte olmalıdır.

Hasan Ocak dosyasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin insanlığa karşı suçlarda cezanın ertelenemeyeceği, zamanaşımına uğratılamayacağı, bu suçlar için af çıkarılamayacağı yönündeki içtihat ve yorumları esas alınmalıdır.

Hasan Ocak’ın Kimsesizler Mezarlığı’nda bulunmasının ardından Adli Tıp kayıtlarını inceleyerek rapora bağlayan, “Hayatımın en zor günü Hasan Ocak’ın bulunduğu gündür” diyen dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı olan Algan Hacaloğlu Hasan Ocak dosyasında tanıklık yapmalı, bildiği gerçekleri bugün yeniden kamuoyu ile paylaşmalıdır.”

Zîn Demir

ilginizi çekebilir

imamoglu-3
İktidar partisinin toplumdan kopuşu hızlandı
GnMr-b9XgAAAA6n
Okullarda boykot, işyerlerinde grev
istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi