516. oturma eyleminde ilk sözü 8 Ekim 1980’de gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın abisi abisi Mikail Kırbayır aldı ve konuşmasında insan hakları ihlallerinden söz ederek yaşama dair hak ihlallerinin olmaması için mücadele ettiklerini ve bu mücadeledeki en büyük engelin devlet zihniyeti olduğunu ifade etti.
Murat Yıldız’ın annesi Hanife Ana’nın oğlunu kendi elleriyle karakola götürdüğünü anlatan Kırbayır, devletin Yıldız’ı zimmetine aldığını ancak daha sonra yok denilerek kaybedildiğini ve uzun arama çabalarına rağmen kendisinden bir daha haber alamayan annesine 20 yıl sonra devletin ‘zaman aşımı’ diyerek davayı düşürmeye çalıştığını dile getirdi.
“Bugün aradığımız bütün insanların bilgileri devletin gizli arşivlerinde!”
Rıdvan Karkoç ile aynı tarihlerde kaybedilip aynı yerlerde işkence edilen ve sonunda aynı işkence yöntemi ile iple boğularak öldürülen Hasan Ocak’ın abisi Hüseyin Ocak, kardeşini ararken Rıdvan Karakoç’un fotoğrafını karakolda gördüğü dönemi anlatarak, “İkisine aynı işkenceler yapılmıştı ve ikisi de en sonunda iple boğularak öldürülmüşlerdi” ifadelerini kullandı.
“Eğer burada bu eylemi yapmasaydık şimdi binlerce insan daha kaybedilecekti!”
Rıdvan Karakoç’un kardeşi Hasan Karakoç ise 20 yıldır kayıplarını aradıklarını ve kayıplarını kaybedenlerin yargılanmaları için feryat ettiklerini dile getirdi. “Biz bu ülkede doğduk, büyüdük, çalıştık, vergi ödedik. Biz bu ülkede askerlik yaptık. Yapmaz olaydık!” diyen Karakoç, bir Amerikan vatandaşı kaybolduğunda bütün ülkenin seferber olduğunu, ancak bir Kürt kaybolduğunda devletin kılını bile kıpırdatmadığını, tam aksine üstünü örtmek için çaba sarfettiğini ifade ederek “Devlet Kürtlere ayrı, kayıp ailelerine ayrı, devlet kademelerindekilere ayrı, devlet kademelerindeki Kürtlere ayrı hukuk uyguluyor. Böyle şey mi olur?” diye sordu.
Rıdvan Krakoç’un kız kardeşi Birsen Karakoç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a seslenerek, kayıplarının ortaya çıkarılmasını istediğini söyledi.
Birsen Karakoç’un konuşmasının ardından 20 sene sonra ortaya çıkan ve Hasan Karakoç’a ait olan Kürtçe ses kaydı dinletildi.
“Zamanaşımı uygulamasına son, adalet istiyoruz!”
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Sena Atılgan’ın okuduğu basın metni ise şöyleydi:
“Zorla kaybetme devlet gücünün en hesap vermez ve en vahşi uygulamasıdır. Devlet gözaltına aldığı kişiye ne olduğunu gizler ve varlığını reddeder. Suçu görünmez kılmayı hedefleyen bu inkâr, aynı zamanda suçun cezasız kalmasını da amaçlar. Kayıpların akıbetinin açıklanması, faillerinin yargılanması sistem tarafından engellenir. Bu nedenle gözaltında kaybetme dahil ağır insanlık suçlarında etkin soruşturma yürütülmeyerek, zaman aşımı devreye sokularak süreç cezasızlık ile sonlandırılmaktadır. Ciddi bir araştırma, etkin bir soruşturma yapmayan savcılar, soruşturmaları “zamanaşımına uğramıştır” diyerek evrensel hukuka aykırı bir şekilde kapatmak istiyor. Devlet bize “zamanınız doldu, kaybettiklerimi unutun” diyor. Kayıpları unutmayacağız, adalet ve hakikat talebimizden vazgeçmeyeceğiz. Bugün Rıdvan Karakoç dosyasında 20 yıldır süren hukuksuzluğa dikkat çekmek için buluştuk. Kürt siyasi partilerinde çalışmalar yürüten, Mezopotamya Kültür Merkezi’nin kuruluş çalışmalarında yer alan 34 yaşındaki Rıdvan Karakoç bu faaliyetleri nedeniyle polisin hedefindeydi. Hakkında arama kararı olduğu için polis tarafından ablukaya alınan evine gidemiyordu. Polisler Karakoç ailesinin evini ablukaya aldı. Defalarca eve baskın düzenledi. Her seferinde aileyi ağır küfür ve hakaretler eşliğinde “Rıdvan’ı bize getirin, eğer getirmezseniz gördüğümüz yerde öldürürüz” diye tehdit etti. Ailesi ile düzenli bir biçimde haberleşen Rıdvan, İHD avukatlarından Eren Keskin’e de posta ile vekâlet gönderdi. Rıdvan’ın ailesi ve avukat Keskin ile haberleşmesi 15 Şubat 1995 tarihine kadar sürdü. 15 Şubat’tan sonra Rıdvan’la bağlantı kesildi. Ev baskınları son buldu, evdeki polis ablukası kalktı. Karakoç Ailesi, tüm mercilere başvuru yaptı ancak sonuç alamadı. Gözaltına alındığı inkâr edilen Rıdvan için devletin tüm kurumları”Bizde yok ” cevabı verdi. 3 ay sonra oğulları Hasan’ı arayan Ocak ailesi Beykoz Savcılığı’ndaki dosyalar arasında tesadüfen, Rıdvan’ın işkence görmüş cansız bedeninin fotoğrafını gördü. Böylece Rıdvan Karakoç’un işkence ile öldürülmüş bedeninin, savcılık dâhil, tüm resmi kurumlardan geçtiği, Adli Tıp Kurumu’nda bekletildikten sonra gizlice Altınşehir Kimsesizler Mezarlığı’na defnedildiği gerçeği açığa çıktı. Rıdvan Karakoç’u gözaltına alanlar, sorgulayanlar bilinmesine rağmen hukuk işletilmedi, tanıklar dinlenmedi, failler korundu. 20 yılda soruşturma davaya dönüşmedi. Beykoz Savcılığı’nın 1995/805 esas sayılı Soruşturma dosyasında, rutin yazışmalar dışında hiçbir işlem yapılmadı. 13 Şubat 2015 tarihinde de aile yeniden suç duyurusunda bulundu. Şimdi de soruşturma zamanaşımı gerekçesi ile kapanma tehdidi altında.
Devleti yönetenleri uyarıyoruz:
İnsanlığa karşı suçların cezalandırılması devletler için uluslararası hukuktan kaynaklanan evrensel bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğünüzü yerine getirin. Savcıları uyarıyoruz; İnsanlık suçları için zamanaşımı uygulaması, uluslararası hukukun ihlalidir. Uluslararası teamüllere uyarak, AİHM içtihatlarını referans alarak, zamanaşımının insanlığa karşı suçlara uygulanmayacağı kuralını uygulayın. Görevinizin gereğini yerine getirip etkin soruşturma yaparak cezasızlığa son verin, hakikati açığa çıkartın. Zamanaşımı failler için gizli aftır. Zamanaşımı uygulamasına son, adalet istiyoruz!”
Zîn Demir