NATO ve ABD için paha biçilmez bir teklif, fakat Türkiye’nin talepleri karşılanabilir mi bilemeyiz. Zaten burada önemli olan Türkiye’nin Afganistan’da bekçilik önerisi, üstlenmek istediği misyon ve buna karşı sessizlik.
Hükümet, Türkiye’yi ciddi bir belaya bulaştırırken izni Beyaz Saray’da arıyor. Taliban, hâkimiyetini güçlendirmek için her gün saldırılarını artırıyor. 20 yıldır yenilemeyen Taliban güçlerine karşı silah kuşanmaya niyetlenmek hiç akıl kârı bir iş değil. BM verilerine göre vilayet merkezlerinin tamamı hükümetin kontrolünde ama ülke topraklarının genelindeki üstünlük Taliban’da. Soru şu; bu duruma rağmen iktidara itiraz etmeden nasıl muhalif olunuyor? Hükümet, ABD’nin dış politika öncelikleriyle çakışmasıyla veya Afgan halkıyla kardeşlikle avunabilir, ya muhalefete ne oluyor?
Irak Kürt Bölgesel Yönetim bölgesinde ne oluyor
Aynı soru Irak Kürt Bölgesel Yönetim topraklarında gerçekleştirilen siyasal ve askeri operasyonlar için de geçerli. Birleşmiş Milletler himayesindeki Mahmur kampına yapılan askeri operasyonun hukuksuzluğu ve kapsamı, Türkiye’nin hiçbir sorununun çözümüne hizmet etmiyor. Bunu yılların deneyiminin göstermesine rağmen, konu dahi edilmiyor. Terör ile mücadele bahanesinin ardından nereye sürüklendiğini bilmeyen bir muhalefetle karşı karşıyayız. Keza Kürt siyasal güçleri arasında çatışma çıkarma amaçlı girişimleri ve gelişmeleri, muhalefetin ve sivil toplumun sorun etmemesi, izah edilebilecek bir konu değildir. Kürtler arası çatışmayla, Kürtlerin siyasal etkisinin zayıflatılacağı beklentisiyle hareket etmek yanlış ve çıkmaz bir yoldur.
Her türlü çatışma ve savaş gerçeği öldürüyor, ahlaksızlığı derinleştiriyor. 21.yüzyılda bunun farkında olmayan bir muhalefet ve sivil toplum, muhalefet ve sivil toplum sayılmaz.
KDP’nin iç çelişkilerini ve YNK-KDP arasındaki gerilimleri değerlendirerek geliştirilen bu politikalar, sonuçta Kürt siyasal güçlerini zayıflatır, ancak aynı ölçüde bölge sorunlarını da derinleştiren ve kalıcılaştıran sonuçlar üretir. Türkiye, sorunlarını palyatif tedbirlerle öteleme siyasetiyle idare etmek durumundan çıkamaz.
Türkiye’nin son birkaç yıldır sınır dışındaki faaliyetlerine uluslararası camianın istekli veya isteksiz rıza göstermesinin, konjonktürel bir yaklaşım ve tutum olduğu, çok açık bilinen bir gerçektir. Yarını olmayan politikalardır. Kürt’tü Kürt’e kırdırma siyasetinin, Kürt nefretini büyütmekten bir sonuç üretemez.
Türkiye, içerde otoriter, bölgede işbirlikçi olmak yerine; içerde demokratik, bölgede emperyalist saldırgana direnerek güçlü bir ülke olabilir.
Hakan Tahmaz